• 1 Kasım 2018, Perşembe

İNANMAK

Her türlü mücadelenin ilk adımı…

Her türlü zaferin kazanılmasının yenilmez komutanı.

Savaşan İki ordudan yenilenin; kazanacağına yeterince inanmadığındandır.

Mete Han,50 bin askeriyle,200 bin askerden oluşan Çin ordusuyla savaşmaya hazırlanırken, danışmanı,

İçinden,’bire karşı 4 düşman askeri’’ gerçeğini düşünerek, bu düşüncesini Mete Han’a nasıl açıklayacağının hesabını yapıyordu.

-Hakanım, bizden 4 misli fazlalar, diyerek, konuşmaya başladığında, Met Han, danışman daha sözünü bitirmeden,

-Haklısın, bizden 4 kat daha fazlalar, bunca ölüyü nereye gömeceğimi düşünüyorum.

Sözleriyle kazanacağına olan inancını vurguluyordu.

Anadolu işgal altındayken, Atatürk’ün, ’’GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER’’ sözleri de kazanacağına olan koşulsuz inancını vurguluyordu.

İnanmak, sadece savaş meydanlarında değil, tüm yaşamımızda bizi olumlu ya da olumsuz etkiler.

Bizi başarıya götüren, inandığımız şey değil, onun yardım edeceğine olan inancımızla hareket etmemizdir.

Edison, ampulü icat ederken tam 1000 deney yapmış ve binincisinde bulmuş.

Başarısını da, ’’ampulle aramdaki 999 engeli kaldırdım.” Sözleriyle ifade etmiş.

Başlangıçta zor olan birisini bir şeye inandırmaktır, inandırdıktan sonra, onu inancından vazgeçirmeniz, inandırmak için yaptıklarınızdan çok daha fazla zaman alacaktır ki, bu da garanti değildir.

Söylediğimiz bir söze karşımızdaki insanın inanıp inanmadığını anlamak için, “bana inanıyor musun ?’’ diye sorduğumuzda, o kişi gerçekten inanıyorsa, beden diliyle ve ses tonuyla ‘’evet’’ diyecektir.

İnanmadığı halde inanıyormuş gibi görünmek istediğinde, beden dili ve ses tonu düşük, sönük, cılız olarak ‘’evet” diyecektir.

İnanmadığını gerçekten belli edecekse, yine beden dili ve ses tonuyla ‘’SANA İNANMIYORUM’’ diyecektir.

Buraya kadar yazdıklarımda, İNANMAK duygusunu, pusulanın kuzeyi gösterdiği gibi göstermiş olabilirim; ama tamamı bu değildir.

Yukarıda, inanma duygusunun tüm yaşamımızda bizi olumlu ya da olumsuz etkilediğini yazmıştım.

Nedeni inançlarımızın yanlışlığı, doğruluğunu sorgulamaktı.

İnanmak bir bütündür; ama bu bütünü oluşturan doğruları, yanlışları sorgulamazsak, bireysel sorumluluğumuzun,

Toplumsal sorumluluğumuzu nasıl etkilediğini anlayamayız.

Adam diyor ki; ’’evinin odasının duvarına bir kitap asmış. O kitap Arapça, yazmasını da, okumasını da, yorumlamasını da bilmiyor. Kazara yere düşse, yerden alıp üç kez öpüp başına koyuyor. Neden öyle yaptın diye sorduğumda, öğle inandığını söylüyor.’’

Adam diyor ki; odasında 400-500 kitaptan oluşan bir kitaplığı var. O kitaplara baktığınızda çoğunun kapakları yeni.

Yani çoğunu okumamış.

Adam diyor ki; bu örneklerin inançla ne ilgisi var?

Adam, adama cevap veriyor: SORGULA. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.