• 2 Haziran 2018, Cumartesi

BOYALI BASIN BESLEME BASIN VE YANDAŞ BASIN

Bu sözü kim söylemiştir, anımsayan var mı?

Evet, İlhan Selçuk…

O yıllarda başta Günaydın Gazetesi olmak üzere bir çok gazete rengarenk yayımlanıyordu.

İlhan ağabeyi, “Boyalı Basın’’ derken, o gazetelerin salt renkli yayımlanmalarını değil, toplum üzerinde olumsuz etki yaratan işlevlerini de vurguluyordu.

Türk Basının Amiral Gemisi ünvanını alan Hürriyet’in kurucusu Sedat Simavi’nin oğlu Haldun Simavi, Günaydın Gazetesi’nin sahibiydi.

Hürriyet, Cumhuriyet, Milliyet gibi gazeteler ülkede olup bitenleri en ince ayrıntılarına kadar inceleyip, bu olup bitenlerden toplumu haberdar ederken Boyalı Basın magazin türü haberlerle özellikle 1.sayfasında kullandığı yarı çıplak sözüm ona kadın sanatçıların fotoğraflarını yayımlayarak toplumun ilgisini başka yönlere çekiyordu.

Bir de ‘’BESLEME BASIN’’ vardı.

Besleme Basın, sahibinin sesiydi. Magazinel haberlerle kim kiminle nerede neler yapmış bunları izler, ünlü iş adamlarının özel yaşamlarını didik didik ederek yakaladığı balıklarla gününü gün ederdi.

Besleme Basın’da ülke sorunlarıyla ilgilenmez, fakir kız, zengin oğlan öyküleriyle insanların ilgisini kendi üzerine çekerdi. Böylece herkes kendisine ait bir şey aramaya başlar, asıl olması gereken yerden uzaklaşırdı.

 

Tıpkı Orhan Veli’nin;

 

Ne atom bombası,

Ne Londra Konferansı;

Bir elinde cımbız,

Bir elinde ayna;

Umunda mı dünya!

Dediği gibi…

 

BOYALI BASIN, etkinliğini sürdürürken gelişen teknolojiyle evlerimize TV dediğimiz hipnotizma kutusu girdi.

Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal ile Cem Uzan, ortaklığı TRT yasasını delerek Almanya’dan paket tv programları yayınlamaya başladılar.

TRT’nin tekelindeki TV programlarında sadece yılda bir kez o da yılbaşı geceleri Sibel Can, Asena gibi dansözler ekrana çıkarılırdı.

O yıllarda İstanbul’da yaşadığım için özellikle geceleri Kanlıca’daki evleri gözlemlerdim; çünkü saat 00:00 ı gösterdiğinde Star Tv‘de Yasemin Evcim miydi neydi tam anımsayamıyorum, bir hatun ekrana çıkar başlardı raksa.

Onun programı bitince evlerin pencerelerinden yansıyan ışıklar sönerdi.

 

Teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişirken, ekrana çıkan dansöz sayısı cinsiyet kavramıyla birlikte değişerek artmaya başladı; çünkü açılan her yeni TV kanalında, haber programlarını yöneten gazetecilikten TV gazeteciliğine geçmiş usta gazeteciler (!) boy göstermeye başladı.

TRT’de habercilik adına yaptığı ilginç programların yapımcısı Uğur Dündar’ın yanına, Ali Kırca, Tayfun Talipoğlu, Reha Muhtar, konuşma diliyle Türkçeyi katleden Mehmet Ali Birand’lar geldi…

Genel kültür konusunda alt yapısı ve bilinç düzeyi neredeyse sıfır olan toplum, tv yayınları ve ünlü programcıların zeka ürünü programlarıyla ekrana tutsak edilerek reklamcıların arayıp da bulamadıkları sorgulamayan bir tüketici kitlesine dönüştürüldü. Tabi buna koşut olarak da Süper Marketler devreye girdi ve Tiyatro Sanatçısı usta Ferhan Şensoy’un dediği gibi ,’’ KAHRAMAN BAKKAL, SÜPERMARKETE KARŞI’’ savaşları başladı…

Bu süreç hem teknolojik hem de psikolojik olarak gelişirken, sahneye AKP iktidarı çıktı.

Musluklar açıldı, reklamlarla bilinçaltına gönderilen subliminal mesajlarla toplum Rus bilim adamı Pavlov’un köpeklere uyguladığı Şartlı Refleks uygulamalarındaki gibi sorgulamaya, araştırmaya değil, Orhan Veli’nin dizelerindeki gibi günü birlik yaşamaya alıştırıldı.

Ve böylece

Olur da biri çıkar haşlanarak ölmek üzere olduğunun farkında olmayan kurbağaya soğuk su dökerek uyandırır diye, seri üretimlerle gazeteciler, programcılar üretilmeye başlandı.

Yerden pıtırak gibi çıkan gazeteci, TV programcısının yan sıra çakma proflar da ellerine geçirdikleri TV’lerde toplumu mangutlaştırmanın türlü çeşidini buldular.

Toplumsal mangutlaştırma programının bir bacağı da dinsel inançların sömürülmesiyidi.

Bu işin ustalarıda ele geçirdikleri TV ekrarlarında özellikle ramazan aylarında insanları salonlara ve ekranlara bağlayıp kılıcını salladıkları TV patronlarına reklamlardan tirilyonluk pastalar kazandırırlarken, kendileri de milyon dolarları alıp, seyircilerine de öteki dünyayı cazip gösterip bugünkü hallerine şükretmeyi öğrettiler.

Haşlanarak öleceğinin hala farkında olamayan kurbağa mahmur gözlerle modayı, teknolojiyi izlerken Türkiye ‘de Parlamenter düzenden, yarı başkanlık sistemine geçmiş oldu.

Tek adam saltanatı olanca hızıyla zirveye tırmanırken, 300-500 odalı saraylar maraylar yapıldı, asgari ücretle kıçını kapatamamanın sıkıntısı içindeki haşlanmakta olan kurbağa her nasılsa başına örülen çorabın farkına varmaya başladı.

İşte tam bu sırada;

Biri çıktı ‘’BEN MUHARREM İNCE, CUMHURBAŞKANI ADAYIYIM’’ dedi.

16 yıllık AKP iktidarının milyon dolarlarla beslediği YANDAŞ BASIN önceleri pek önemsemedi; ama Muharrem İnce; bu sözde gazetecileri tek tek ve toplu olarak kendi ekranlarına gömmeye başlayınca, paniklemeye başladılar; çünkü aldıkları milyon dolara veda edebilirlerdi.

Yandaş Basının şimdi yapacağı iki şey var:

Muharrem İnce’yi sahneden kaçırmak için ya her zamanki gibi CİA vari yöntemlere başvuracaklar,

Ya da dalga dalga katlanarak büyüyen Muharrem İnce’nin halktan aldığı gücün önünde duramayacaklarını anlayarak, patronlarını satacaklar.

Muharrem İnce, seçimlere kadar ne kadar çok TV kanalında programa çıkarsa ve kendisine tuzak kuranları kendi tuzaklarına düşürdükçe, ki bunu çok iyi yapıyor, bilin ki YANDAŞ BASININ PATRONU,BÜYÜK PATRONUNU SATMAYA BAŞLADI…demektir. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
9 / 0 Az bulutlu
Yarın: 13/7 Sağanak yağışlı