• 4 Ocak 2019, Cuma

TİYATRO

Cem Yılmaz-Yılmaz Erdoğan-Şahan Gökbakar bir sinemacının sözlerine karşı dayanışma içindeler.

Ne güzel

TV haberlerinde, sosyal medyada bir söz düellosudur ki sormayın.

Metin Akpınar’a, Müjdat Gezen’e yapılanlar saman alevi gibi yandı söndü.

Merak ediyorum acaba kaç sanatçı yurtdışı yasağı konulan Müjdat Gezen’in tedavi gören kızını nasıl göreceğini düşünüyor?

Acaba gerçekten düşünüyorlar mı?

Araya yılbaşı girdi, bunu önümüzdeki hafta göreceğiz.

Aha ilkokulda okurken tiyatroya merak sarmıştım.

Okul müsamerelerinde hep rol alırdım.

Liseyi bitirdikten sonra konservatuvar gidip oyuncu olmayı kafaya koymuştum.

Olmadı.

Askerlik öncesi, Akınspor yararına yapılan tiyatro oyunun da arkadaşım Tahsin Karakavukoğlu ile birlikte oynamıştık.

Ertesi günü yolda, kahvede görüp de tebrik edenler olunca oyuncu olmak isteğim daha da güçlenmişti.

Bir gün Devri Süleyman diye bir oyun geldi Aydın’a.

Şimdiki Ocak Pasajı o zaman yazlık sinemaydı.

Başrollerde Mustafa Alabora oynuyordu.

Tanıştım, onu Turistik parkta tavuklu pilav yemeğe davet ettim, kabul etti.

Mustafa Alabora ile tavuklu pilav yerken, gelip geçenler, oturanlar bize bakıyorlardı.

Niyetimi Mustafa Alabora’ya açtım, beni ciddi ciddi dinledi ve dedi ki:

‘’Şehir Tiyatroları Müdüresi Yıldız Hanım (Kenter) ile görüşürüm. Seni çağırırız, yetenek imtihanından geçersen büyük bir ihtimalle şehir tiyatrolarında çalışmaya başlarsın; ancak İstanbul’da kalacak yerin var mı?’’

Mustafa Alabora’ya, Kanlıca’da, anneannem, teyzem ve dayımın olduğunu orada kalabileceğimi söyleyince dedi ki:

‘’önemli olan kalacak yerin olması, yetenek imtihanından geçersen az da olsa üç beş kuruş kazanabilirsin; ama bu para ile ev tutman çok zor.’’

Mustafa Alabora, adresimi aldı, kendi adresini verdi. Bomonti Fırın sokak no:.. Şişli/ İstanbul

Aradan aylar geçti Mustafa Alabora’dan tık yok…

Başladım, ön yargılı davranmaya: artis değil mi, kim bilir kaç kişiye böyle umut verdiler….

Küstüm.

Mustafa Alabora’ya,

Sanata,

Sanatçıya,

Ver elini askerlik,

Tiyatro asker ocağında da peşimi bırakmadı, kendimizce bir şeyler yaptık.

Askerlik sayılı gün gelip geçti, Aydın’da, baba ocağındayım.

Rahmetli anacığım biraz tedirgin, huzursuz bana diyor ki:

‘’oğlum, askere gitmeden önce sana bir mektup gelmişti. Baban açtı Mustafa adında birisi seni İstanbul’a çağırıyordu, Yıldız hanım kimse onunla konuşmuş o da gelsin demiş.’’

Anne!

Anne!

Bunu şimdimi söylüyorsun?

Annem üzgün; ama söylemenin rahatlığı içinde konuşuyor:

‘’baban dedi ki, Atilla’yı tiyatroya çağırıyorlar, yetenek imtihanını kazanırsa orada kalacakmış, artist olacakmış, yapmasına yapar da ya per perişan olursa, onun için bu mektuptan ona söz etme.’’

Yıkıldığım an.

Beni aldattı diye küfrettiğim Mustafa Alabora sözünde durmuş; ama anam, babam…

Askerden geldik ya iş arıyoruz.

Gazetecilik yapmak istemiyorum.

Yeni Asır Gazetesinde yetenekli gençler aranıyor ilanı.

İzmir’de çalışan, İstanbul Özel Hamle Tiyatrosu’nun sınavlarındayım.

Benimle birlikte 30-35 kişi sınavda.

Hayali bir kaya kaldırtıyorlar,

Başarıyorum, kadrodayım.

TRT1 de Kalk Gidelim dizisinde oynayan Hüseyin Tutan’la o gün arkadaşlığımız başlamıştı.

İzmir’de çalışmalarını sürdüren Özel Hamle Tiyatrosu olarak turneye çıkmıştık.

Yolumuz Isparta da ki 3.piyade Er Eğitim Tugayı’na düşmüştü.

Benim için en ilginç olanı Isparta 3.piyade Er Eğitim Tugayında Kıbrıs Birliği olarak eğitim yaparken film izlemeye gittiğimiz ve Göksel Arsoy ile Burçin Oraloğlu’nun yaptırdıkları söylenen sinema salonunda tiyatro yapmam oldu.

Askerlik yaptığımda komutanım olan subay ve astsubayları gördüğümde onlarda ben de şaşırmıştık; çünkü ben artık bir er değil, bir oyuncu olarak onlarla konuşuyordum.

Ve en görkemli olanı bizleri seyretmeye gelen erlere,’’ben de bir zamanlar sizin gibi aynı sıralarda oturup film izlemiştim’’ demiş olmamdı.

Bizim İstanbul Özel Hamle Tiyatrosunun patronu Halil abi Akdeniz Bölgesine turne düzenlemek için giderken bende onunla gittim. Finike’de TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) başkanıyla görüşürken kaç oyunumuz olduğunu sordu.

Halil abi de iki oyunumuz olduğunu, söyleyerek çantasından iki afiş çıkardı. Afişlerden bir sarı, öteki yeşil renkliydi.

İki oyunumuz olduğunu duyunca, farklı iki renk afişlerimizi de görünce benim kafam karıştı. Ses çıkarmadım. Bekledim.

O zamanlar TV, falan yok, organize eden olursa konser, tiyatro var.

TÖS’ün başkanı’’ fiyatta anlaşalım iki oyunu da birer gün arayla oynayın, ne zamandan beri tiyatro seyretmedik,’’ dedi.

Halil abinin elleri birbirine dolaşmaya başladı, söyledikleri tam olarak anlaşılamıyordu.

Anladım ki Halil abi zor durumda.

Hemen araya girdim.

Ve ‘’Hocam, yaptığımız organizasyonlara göre kabul ederseniz siz de sadece matine yapabiliriz; çünkü akşama başka yerde oyunumuz var’’ dedim.

TÖS başkanı da, “napalım öyle olsun, çoktandır tiyatro seyretmiyorduk’’ dedi.

Anlaşmamızı yaptık ve oradan ayrıldık.

En yakın bir kahveye giderek sohbet ettik.

Dün gibi anımsıyorum, rahmetli Halil abi oyundaki adımla hitap ederek aynen şöyle dedi: “Hasan ağa, olayı kavramasaydın hapı yutmuştuk.’

Oyun Moliere’nin CİMRİ oyunuydu; ama

Farklı iki adı ve afişi vardı:

Sarı afişte GÖSTERİŞ BUDALALARI,

Yeşil afişte de: TATLI KAÇIKLAR yazıyordu.

Hangisini oynarsak oynayalım, CİMRİ’yi oynamış olacaktık.

Bu olay bana tiyatro konusunda biraz daha derin düşünmem gerektiğini gösterdi.

Kazasız, belasız sağ salim İzmir’e döndük ve ben arkadaşlara ‘’EYVALLAH’’ diyip Aydın’a döndüm.

 

Yarın: TİYATRO :DERİN MEVZU 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.