• 5 Ocak 2019, Cumartesi

TİYATRO: DERİİİN MEVZUU

Tiyatro sanatçısı olamadım.

Gazetecilikte karar kıldım.

Yeni Asır muhabiri iken, birlikte çalıştığım rahmetli Tümer Onat, ortak arkadaşımız Salih Düştegör’ün ‘’Çikolata Sevgilim’’ adlı bir oyun getirdiğini; ama bir haftadır tek bilet satamadığı için ekibin ücretini çıkaramayacağından korktuğunu söyledi.

Salih’le, konuştuk, oyunda kimler var diye sorduğumda, Renan Fosforoğlu, Belkıs Dilligil.

Tiyatromuzun ustalarının adını duyunca, düşündüm.

Renan Fosforoğlu ve Belkis Dilligil gibi ustaların Aydın’a gelip de oynamadan gitmeleri hem onlara hem de Aydın’a yapılabilecek en büyük hakaretti.

Salih’e, aynı koşullarda ekibi üstlenebileceğimi söyledim, Salih kabul etti; ama Renan Fosoforoğlu ile görüşmemiz gerektiğini söyledi.

Haklıydı,

Renan Fosforoğlu ekibiyle, şimdi bir banka şubesi olan o zamanki Aydın Palas Otelinde kalıyorlardı.

Salih’le birlikte otele gittik, Salih durumu anlatınca Renan usta, kuşkulu kuşkulu yüzüme baktı.

Adam perişandı, eğer Aydın’da oynamadan, para almadan geri dönerse zarar edecekti, onca insanın oteli, yemesi, içmesi yevmiyesi nasıl çıkacaktı?

Renan ustaya kendimi tanıttıktan sonra, belki de zorunlu olarak bana evet dedi.

Renan ustayı rahatlatmak için otel sahibini çağırarak otel giderlerini karşılayacağımı söyledim.

Ayrıca, Renan ustaya 500 lira peşin verdim.

İzin isteyip piyasaya çıktık.

Hiç bilet satamasaydık bile Renan Fosforoğlu ve Belkıs Dilligil ekibinin parasını ödeyip gönderebilirdim.

İş bankasına gittim, Atatürk kaşlı babacan bir müdür vardı, ona durum anlattım. Ve dedi ki:

-iyi güzel de ayın ortası insanlarda para var mı yok mu düşünmediniz mi?

Ben daha cevaplamadan;

Oyunun adı ne? diye sordu.

-Çikolata sevgilim, deyince gözlerinin içi güldü ve,

-ben o oyunu Ankara’da seyretmiştim, çok güzel oyundur, dedi.

Bilet fiyatlarını sordu, rakamı söyledim ve dedim ki,

Gidenlerin parasını aybaşında tahsil ederiz.

Bu konuşmam işi kolaylaştırdı ve yüzlük bir bilet koçanı bırakıp çıktım.

Yazlık Hisar sinemasına geldiğimde gişenin önünde, şimdi Büyükşehir Belediye binasına olan, o zamanki ESHOT’a kadar uzanan bir kuyruk vardı.

Oyun başlamadan önce kasadan 1000 lira alıp kulise gittim.

Renan Fosforoğlu ve Belkis Dilligil dekor paravanalarının arasında salona bakıyorlardı.

Beni görünce yerlerine oturdular.

Renan ustanın yanına oturdum ve buyur usta diyerek 1000 lirayı vererek sözümü tuttum.

Renan ve Belkıs ustalar sadece yüzüme baktılar.

Ben konuştum.

Ustacığım karnınız açtır, yakında birçok lokanta var ne isterseniz söyleyin hepsi ikramımızdır, dedim.

Ve sinema personelinden bir delikanlıya yardımcı olmasını söyledim. Bu arada Renan ustaya, ustacığım bir 35’lik yeter mi? diye sordum.

Güldü, yeter dedi.

Oyun bittiğinde, tüm seyirciler ayakta Renan Fosforoğlu’nu, Belkıs Dilligil’İ ve oyuncuları alkışlıyorlardı.

Atatürk kaşlı İş bankası müdürü kulise gelip herkesi tebrik etti.

Ekip dekorları toplarken Renan Fosforoğlu’na dedim ki;

Ustam, siz ve Belkıs Hanım ekiple gitmeyin, bu gece de misafirimiz olun yarın dinlenmiş olarak yola çıkarsınız.

Renan Fosforoğlu, durdu, düşündü ve delikanlı olur mu? dedi.

O geceki otel ücretlerini de ödedikten sonra kalanları gar gazinosuna yemeğe götürdüm.

Görenler geldiler, tanıştılar, tebrik ettiler.

Sabah onları İzmir’e giden belediye otobüsüne bindirirken Renan Fosforoğlu cebinden bir kart çıkardı ve

-ilk tanıştığımızda seni de fırsatçı sanmıştım; ama tiyatro adına, sanatçı adına öyle güzel şeyler yaptın ki kendimi mahcup hissediyorum. Al bu kartı, ne zaman bir şeye ihtiyaç duyarsan beni ara’’

Ve gittiler, bir daha onlarla ne konuşabildim ne de görebildim.

Yıllar sonra İstanbul’da Kadıköy’de oğlu Enis Fosforoğlu ile tanıştım, Aydınlı olduğumu söyleyince bana dedi ki,

-Babam bir zamanlar Aydın’a gitmiş orada….

Enis Fosforoğlu ‘na babasının anlattığı gazetecinin ben olduğumu söyleyince, çok şaşırdı. Arkadaş olduk.

Moda Çay Bahçesinde çay içerken bana tiyatrosunun müdürlüğünü teklif etti.

Teklifine teşekkür edip,’’ tiyatro oyuncusu olmak benim içimde kabuk bağlayan bir yaradır. Teklifini kabul edersem bu yaram hep kanayacak, buna da dayanamam’’ dedim.

Tiyatro, yaşamın ta kendisidir.

Yaşamda başınıza gelebilecek ya da gelebileceğini düşünmediğiniz her olayı hissederek yaşama imkanı bulabilirsiniz.

Tiyatroculuğu özüne uygun yapıyorsanız siz bir devrimcisinizdir.

Devrimi yaptığınızda bile göreviniz bitmez; çünkü yaptığınız devrim eninde sonunda tekdüze bir döngüye girmek zorundadır, işte bu durum nedeniyle siz devrimi çağdaşlaştırmak ve ‘’DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY DEĞİŞİMDİR’’ kuralına uyumlamak zorundasınızdır.

Yoksa sizin içinde ESKİ DEVRİMCİ derler.

Alınmayın; ama ne yazık ki gerçek budur.

 

Güle güle Atatürkçü, devrimci Gülriz Sururi…

Vazgeçemediğin erkeğin Engin Cezzar’a kavuştun…

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.