• 5 Aralık 2018, Çarşamba

ERGENEKON DAVASI ÇÖKTÜ

Ergenekon davası çöktü.

Ergenekon Destanı yüzyıllardır yaşıyor…

On bir yıl içinde,7 sanık ifade veremeden öldü.

İki sanık intihar etti.

3000 kişi takip edildi.

588 kişi tutuklandı.

1360 kişi ifade verdi.

7 sanık kanser oldu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Genel Kurmay Başkanı ‘’terörist’’ diye tutuklandı.

60 bin kişinin telefonu dinlendi.

Analar, babalar, eşler, çocuklar per perişan oldu.

İnsan yaşamını iki dudağı arasında yok edenler süper savcı oldu.

İnsan yaşamını yok eden savcılara, yatlar, katlar, otomobiller verildi.

Ve 11 yıl sonra ‘’BÖYLE BİR ÖRGÜT YOK’’ denildi.

Biz ne yaptık?

Elimizi taşın altına koymaya yüreğimiz yetmediği için,

Karakterimiz, karaktersizlik olduğu için,

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediğimiz için,

Göstermelik, ’’AH’’,’’VAH’’larla timsah gözyaşları döktük.

Geldik bugüne.

Eğer hala Türkiye üzerinde dışarıdan kumandalı, içerden uygulamalı tezgâhlar döndüğüne, hain tuzaklar kurulduğuna inanmıyorsan sana diyecek bir sözüm yok.

Bu tuzakları kuran savcıların foyaları meydana çıkınca neden başka ülkelere kaçtıklarının ne anlama geldiğini kavrayamadıysan vah senin haline..

Şimdiye dek düzmece belgelerle kurulan tuzaklara düşürülenlerin canlarının nasıl yandığına, tüm suçlamalara karşın beraat etmelerine hala bir anlam veremiyorsan yazıklar olsun sana.

Milliyetçilik nutukları atıp, Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmıyorsan ihanet çetesinin içinde değilsin de neredesin?

Ergenekon mağdurlarından yazar Ergün Poyraz, hiç tahliye talebinde ve beraat isteminde bulunmadan yargılandığı suçları bilmeden yedi yıla yakın bir zaman sorgusuz sualsiz yattığını belirtirken, savcının mütalaasından hangi suçlardan yargılandığını öğrenebiliyor.

Ergün Poyraz, daha yolun başındayken işkencenin başladığını anımsatarak şöyle diyor:

"27 Temmuz 2007 yılında gözaltına alındım. Önce Ankara TEM'e götürüldüm. Ardından İstanbul'a yola çıktık. İstanbul'a vardığımızda emniyettekilerden önce AKP övgüsü dinledik, bu methiyelerin gerçeği yansıtmadığını kendilerine söyleyince aramızda tartışma çıktı. Daha sonra nezarete attılar. Biz süre sonra nezaretin üzerindeki bir delikten ilaç gelmeye başladı. Daha önce açık kalp ameliyatı olduğum için olsa gerek, ilacın etkisiyle kalp krizi geçirdim. Kalp krizi geçirirken emniyet ellerime kelepçe takarak hastaneye götürdü. Hastanede muayene eden doktor “hastanın durumu kötü, size vermem burada kalacak” dedi. Tedavinin ardından savcılığa çıktık. Oradan mahkemeye… Hiçbir soru sorulmadan tutuklandım. Bayrampaşa cezaevine götürdüler, bura da benim kalp yine tekledi. Bu defa yine hastaneye kaldırıldım… Hastanede anjiyo olurken Jandarma ayağımdan yatağa kelepçeledi. Anjiyo odasında on tane jandarma olduğu halde. Anjiyodan sonra Jandarma yarbay olacak rütbesi yanılmıyorsam, kaldığım odaya geldi tüm iğrençliğiyle, “bütün camları kapatın nokta kadar ışık görmeyecek” dedi… Hastane tedavim bittiğinde Kandıra F Tipi cezaevine nakledildim. Silivri’de duruşmalar başladığında beni ayağımdan bağlayan Jandarmanın yüzbaşısı yanıma geldi “ya kusura bakma biz o gün seni DHKP-C’li sanmıştık. Çünkü polis kayıtlarında öyle yazıyordu” dedi.

Sen, Ergün Poyraz’ın yerinde olsaydın, yedi yıla yakın bir zaman hiç birini bilmediğin birçok suçtan yargılansaydın, anandan emdiğin süt burnundan gelseydi, ölümlere gidip, gidip dönseydin, sonra da, ’’ya kusura bakmayın Ergenekon örgütü diye bir örgüt yokmuş’’ deselerdi ne yapardın?

Yazar Ergün Poyraz’la Gazete Flaş’ta yazarken yaptığım röportajda, Poyraz bana çektiklerini anlatırken, yüzü renkten renge giriyor, bedeni istem dışı hareket ediyordu, o yüzden sık sık onun dikkatini başka yönlere çekiyordum.

Yazar Ergün Poyraz’la yaptığım röportaj AGC (Aydın Gazeteciler Cemiyeti)nin açtığı yarışmada 1.olurken, bugün zaman zaman Ergün Poyraz’a yargısız infaz yapan birisi, Ergün Poyraz röportajımla dereceye giremeyeceğimi; çünkü ADÜ’deki jüri üyelerinin yukarıdaki birilerinin etkisiyle puan vermeyeceklerini ileri sürmüştü.

Ben de, ’’amacım ödül falan almak değil, Ergün Poyraz’ın sesini duyurmak’’ demiştim.

Ergün Poyraz’la yaptığım röportaj için ADÜ’deki jüri üyeleri tam puan vermişlerdi.

Kendilerine teşekkür ederken duyduklarımı söylediğimde, ’’üstat, sen bizim de duygularımızı dile getirdin’’ demişlerdi.

Yaşamlarını, ödül, plaket almakla anlamlandıranlar aslında, önemsenmediklerini, dışlandıklarını, ilgiye aç olduklarını, kısacası zavallı olduklarını göstermiş olurlar.

‘’BEKARA KARI BOŞAMAK KOLAYDIR’’ demiş atalarımız.

Yüreğine, cesaretine güvenen 658 sayfadan oluşan mütalaayı okusun da insanların neler çektiğini öğrensin.

Bedel ödemek neymiş bir görsün, bir eli balda bir eli yağda oturduk yerde, klasik dernek etkinliklerinde hamaset nutukları atmakla ‘’MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİ’’ olunmayacağını öğrensinler. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
11 / 2 Parçalı bulutlu
Yarın: 10/1 Sağanak yağışlı