• 6 Ekim 2018, Cumartesi

SAVULUN! KOMÜNİZM GELİYOR…

Adnan Menderes’in, ABD’nin gözüne girmek için sadece bakanlar kurulu kararıyla Kore’ye gönderdiği Türk Askerine komuta edenler arasında ki subaylardan bazıları kızılçinli subaylardan öğrendikleri işkence yöntemlerini Türkiye’ye döndükten sonra getirildikleri etkili görevlerde bu yöntemleri özellikle devrimcilere uyguladıkları söylenirdi.

6.Filo İstanbul’a geldiğinde ABD’li askerler Beyoğlu’ndaki pavyonlarda çalışan kadınlara musallat oldukları için devrimci öğrenciler tarafından denize atılırken, o günkü milliyetçi öğrencilerde devrimcilerle çatışmaya girerlerdi.

Sinan Cemgil, Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan, Mahir Çayan, Harun Karadeniz, daha yüzlercesi…

Bunlardan hangisi Tam Bağımsız Türkiye için canlarını ortaya koymadılar.

Çoğu ODTÜ’de okuyorlardı, isteselerdi kapitalizmin hizmetine girer paraya para demeden diledikleri gibi yaşarlardı.

Bu yüzlerce devrimci öğrencilerin arasında dönekleri yok muydu? Elbette vardı, o dönekler koltuk uğruna parti parti gezip kendilerini, arkadaşlarını satmadılar mı? Bugün de tam bir burjuva olarak yaşamıyorlar mı?

İstanbul’da Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışırken, Selimiye Kışlası’ndaki Askeri Sıkıyönetim mahkemelerini izliyordum. Mahkeme heyetinde Karacı, Jandarma, Havacı ve denizci hakimler savcılar vardı. Ara sıra öğle yemeklerini birlikte yerdik, hepsinin derinlemesine çözemedikleri bir şey vardı.

Bu solcu öğrencilerin hepsi zeki ve çalışkandı, niye okullarını bitirip iş güç sahibi olmuyorlardı da eylemlere katılıyorlardı.

Çoğu kişinin kökü dışarıdaki odakların militanları olmakla suçladıkları bu gençler eylemlerinde, yürüyüşlerinde, hep ‘’tam bağımsız Türkiye’’ sloganları atıyorlardı.

Sıkıyönetim mahkemelerinde görevli denizci ve havacı hakim ve savcılar, ’’bu gençleri dinlemek gerekir’’ diye olaylara yaklaşırken başkaları asmanın çözüm olacağını savunuyorlardı.

12 Eylül’den sonra yargılanarak idama mahkum edilen Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan 25 Haziran 1981 gecesi sabaha karşı Üsküdar Paşakapısı Cezaevin avlusunda asıldıklarında oradaydım.

Her iki devrimcinin asılırken haykırdıkları , ’’YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’’ ‘’KATİL OLİGARŞİ’’ sözleri Üsküdar’ı inletti.

İnfazdan sonra bir albay elleri titrediği için cebinden çıkardığı Maltepe paketinden sigarayı bir türlü çıkaramıyor ve sesi titreyerek, ’’OLMAZ BÖYLE BİR İNANÇ, OLMAZ BÖYLE BİR YÜREK ÇOCUKLAR SANDALYELERİ KENDİLERİ TEKMELEDİLER’’ diyordu. O albayın sözleri de hala kulaklarımdadır.

Devrimcilerden hangisi Türkiye’nin tam bağımsızlığını istemedi, hangisi emperyalist devletlere karşı çıkmadı, hangisi Türkiye’nin çıkarları söz konusu olduğunda canını ortaya koymadı?

Türkiye’nin yaşadığı süreçleri objektif bakış açılarıyla, gönül gözüyle değerlendirdiğimizde, bilimin, sanatın, edebiyatın,

Sinemanın, insani ilişkilerin, gelişimin, eşitliğin, laikliğin hep devrimciler tarafından geliştirildiği, korunduğu görünür.

Hangi devrimci kendisine köşk, villa yapmak için ormanları yakmıştır?

Hangi devrimci askere gitmemek için çürük raporu almıştır?

Hangi devrimci uluslararası şirketlere komisyonculuk yapmıştır?

Hangi devrimci dini siyasete alet ederek kendisine çıkar sağlamıştır?

Türkiye’nin tarihi dokusunu incelediğimizde hep halktan yana ozanlar, sanatçılar buluruz.

İmece usulü yardımlaşma sosyal dayanışmanın örneği değil midir?

Şeyh Bedrettin olayı, köleliğe başkaldırı değil midir?

Öldürülen bilim adamları, devrimciler yaşasaydılar neler olurdu, bunu içimizden kaç kişi düşünüyor acaba?

Daha tarafsız bir gözle araştırma, inceleme yaptığımızda göreceğiz ki devrimcileri öldürerek Türkiye’nin geleceği karartılmış olsa da her türlü baskı ve dayatmaya inat güneş hep doğcaktır. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
12 / 7 Bulutlu
Yarın: 16/9 Çok bulutlu