• 10 Nisan 2018, Salı

TÜRK POLİSİ 174 YAŞINA GİRDİ. SELAM OLSUN VATAN UĞRUNA ŞEHİT OLANLARA!

Bugün 10 Nisan 2018…

Türk Polis Teşkilatı 173 yaşını tamamlıyor.

Babam da polisti.

İlk tayin olduğu yer Ardahan’dı. Sonra Kars.

Mesleğinde yükselmek için birim seçimi yaptı.

İstanbul’da Yıldız Polis Okulu’na gitti.

Üç oğlunu ve karısını Erzurum’da baba evine emanet ederek İstanbul’un yolunu tuttu.

Babamı Erzurum tren garından uğurlarken arkasından ‘baba, baba’ diye nasıl ağladığımı hala aynı duygularla anımsarım.

Bizim için gitti, okudu başardı.

Daha sonra Ankara’da Polis Enstitüsü’ne gitti terfi etmek için, onu da başardı ve komiser muavini olarak döndü.

O zaman ki adı Teknik Büro Amirliği idi. Şimdi olay yeri inceleme olmuş.

Ankara ‘da Emniyet Genel Müdürlüğü’nde görevli iken, İstanbul, Bursa, İzmir ve Aydın illerinden birisini tercih etmesini bildirdiler.

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda Afyon cephesinde 6.Topçu Batarya Komutanlığı yapmış, savaştan sonra Polatlı Topçu Okulu’nu kurmuş olan amcası ve benim de adımı koyan, CHP Erzurum milletvekilliği yapmış bizim paşa dedemiz emekli Tümgeneral Vehbi Kocagüney’e danışmış, Paşa dedemiz de, ’’Oğlum, aldığın polis maaşıyla; ancak Aydın’da yaşayabilirsin. Aydın’ı iste’’ demiş.

1955 yılı Mart ayının sonlarına doğru Ankara Garında bindiğimiz kara trenin getirdiği günden beri Aydınlıyız.

Gazeteciliğe başladıktan sonra mesleğin bölümlerinden olan polis muhabirliği yaptığım yıllarda polislerle iç içe olduğumdan, onların maddi manevi sıkıntılarına daha yakından tanık oldum.

İşleri, durumları zordu; çünkü ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranıyorlardı.

Polisin, asker gibi eğitim alt yapısı yoktu…

Ortaokul mezunu, işsiz ve devlet memuru olma yaş sınırını aşmamış olanların ekmek parası için son umutlarıydı…

Polis yetiştiren okullar, polis kolejleri, akademiler sonradan açıldı…

Polis, siyasilerin istedikleri zaman dişlerini geçirebildikleri, ülkenin bir ucundan öteki ucuna sürmekle tehdit ettikleri ve yaptıkları, genelde orta halli halk çocuklarından oluşan, neredeyse sahipsiz bir güvenlik örgütüdür…

Hükümetler, polisi kendi amaçları uğruna bir hamur gibi şekilden şekle sokabilirler.

Polis teşkilatına baktığımızda yukarıdan aşağıya doğru inen yönetim kademesinde yöneticilerin siyasi inançları için zikzaklar çizdiklerini görebiliriz.

Bu yönetimin en alt kademesindeki polis memurları, ordudaki piyade birliği gibidir…

Her savaşta onlar öne sürülür, daima ilk ölenler onlardır.

MC hükümetleri döneminde siyasi otorite Türk polisini; Pol-Der, Pol-Bir diye, sağcı, solcu diye iki parçaya bölmeyi de başarmıştı.

Aşağıda alıntı yaptığım bilgileri paylaşmak sanırım daha yerinde olabilir.

(Kendilerini “Halkın polisi” olarak tanımlayan Pol-Der’li polislerdi onlar. Kendilerine “Halkın polisi” diyen, 1 Mayıs’larda bildiri yayımlayan, ülke sorunlarının tartışıldığı dergi çıkaran, kendi görüşlerini içeren afişler hazırlayan, duvarlara yazı yazmak, pankart asmak ya da bildiri dağıtmak gibi suç bile sayılmaması gereken eylemlerden dolayı gözaltına alınan gençleri kendilerini “devletin polisi” olarak gören Pol-Bir’li polislerin gazabından koruyan, devleti egemen sınıfın baskı aracı olarak gören polislerin örgütüydü Pol-Der.

Kuruluş amacı polisin özlük haklarını korumaktı. Kurucuları çoğunlukla ortaokul mezunu komiserlerden oluşuyordu. Komiserlerin emniyet amiri olmalarını engelleyen düzenlemeye karşı haklarını koruma amacıyla kurulan Pol-Der’in başlangıçta üye sayıları az olduğundan her görüşe mensup polisler de derneğe üye olarak alındı. Ancak hak arama mücadelesinde solcular daha ön plana çıkınca doğal olarak ilk yönetim de sol görüşlü polislerden oluştu. MC hükümetleri döneminde sokakta devlet destekli sivil güçlerin ve kontrgerillanın yaptığı katliamlar, tutuklanan ülkücülerin korunup kollanması ve cezaevlerinden ellini kolunu sallayarak sırra kadem basmaları, solculara yönelik sistemli işkenceler Pol-Der’i de siyasi bir tavır almaya itince sağ görüşlü polislerle yollar da ayrıldı ve duruşları daha bir netleşti. İkinci genel kurul sonrası yayımlanan bildiri de bunun açık bir kanıtıdır:

Polis halkla organik bir birlik oluşturur. Hizmet etmekte olduğu toplumdan ayrı değil fakat onun bir parçasıdır. Polis; anayasal ve demokratik hakların kullanılmasının önünde bir engel, öğrencilerle küskün, toplantı ve gösterilere gereksiz müdahale eden, yurttaşlara kötü davranan bir örgüt değildir. Bu duruma çevrilmesine hiçbir zaman hiçbir çevrenin gücü yetmeyecektir.”

Bazı çevrelerin değil halkın polisiyiz

Pol-Der tarafından çıkarılan dergide de benzer görüşler savunulmaktaydı. Derginin yayın politikası sol bir derginin çizgisinden ve sol jargondan çok da farklı değildi.

“Bir grev, boykot veya gecekondu sözü geçince akla hemen polis gelir olmuştur. Çünkü egemen sınıflara sırtını dayamış olan politik çevreler, polisi bu sınıfların yararına yasal maşa gibi, daha genel bir ifade ile halkı halka karşı kullanagelmişlerdir. Oysa çoğunluğu yaşam ve geçim sıkıntısı içinde olan polisin kardeşleri olan öğrencilerimize ve gecekondu komşusu olan işçilerimize, yasadışı davranışlarını düşünmek bile olanaksızdır. Bu tür durumlarda kusur ve suç polise yön verme yetkisinde olan üst makamlarındır. Bir tek şeyin bilinmesinde hem de tüm politikacılarca bilinmesinde fayda vardır. Polis toplumun karşısında gösterilmekten artık hoşlanmıyor. Politikacıların ve onların sırt dayadıkları bazı çevrelerin polisi değil, halkın polisi olmak istiyor.”

İkinci Milliyetçi Cephe iktidarında faşist terör daha da azgınlaşmıştı. Birçok bilim adamı, sivil toplum örgütü yöneticisi ve aydın suikasta kurban gitmişti. Pol-Der bu suikastlara da kayıtsız kalmamış, bir bildiri ile artan faşist terörü şöyle kınamıştı: “Her gün halka ihanetin yeni bir örneğini veren faşizmin, halkın dostlarını, aydınları, düşünürleri, namuslu insanları, güzeli, düşünenleri hedef almaları rastlantı değildir. Amaç toplum katmanları arasında yılgınlık yaratmaktır. Pol-Der olarak azgınlaşan faşizm karşısında tüm namusluları, halkın dostlarını, yüreği insanlar ve insanlık için çarpanları birliğe ve dayanışmaya demokratik yoldan mücadeleye çağırıyoruz.”

Pol-Der, Emniyet teşkilatı içinde kısa sürede binlerce üyeye ulaştı. Kapatıldığında 18 bini aşkın üyesi bulunuyordu. Bu örgütlenme hızı devlet içindeki derin güçleri harekete geçirdi. Hemen “Halkın polisiyiz” diyen Pol-Der’e karşı “Devletin polisiyiz” diyen Pol-Bir’i kurdurdular. Aydınlar Ocağı’nda temeli atılan Pol-Bir’in isim babası da ANAP döneminde tetikçi olarak kullanılan ve topluma “Dürüst polis” imajı ile sunulan, ancak daha sonra kendisi dolandırıcılıktan arandığı için kapağı ABD’ye atan İstanbul eski Mali Şube Müdürü Salih Güngör’dü.

Pol-Bir’in kurdurulmasındaki temel amaç, polisin içinde ikilik görüntüsü vererek Pol-Der’in kapatılmasına zemin hazırlamaktı. İlginçtir, bu kapatma kararı da Pol-Der üyelerinin çoğunlukla seçmeni olduğu CHP iktidarı döneminde alındı. İrfan Özaydınlı’nın İçişleri Bakanı olduğu 1978 Haziranı’nda Pol-Der ve Pol-Bir hakkında kapatma kararı verildi. Ancak bu kapatma kararı bir ay sonra Danıştay tarafından iptal edilince Pol-Der yeniden faaliyetlerine başladı. Pol-Der’liler 12 Eylül’e giden yolda kitlesel bir eyleme de imza attılar. 1 Eylül 1980 günü Ankara’daki Toplum Polis Merkezi’nde Pol-Der üyesi bin kadar polis direnişe geçti. Binayı işgal eden polisler çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle oturma eylemine başladılar. Dönemin Ankara Sıkıyönetim Komutanı Recep Ergun olay üzerine Toplum Polis Merkezi’nin etrafını tanklar ve askeri birliklerle çevirmeye aldı. Elindeki megafonla, direnen polisleri “Size üç dakika süre veriyorum. Bu süre içinde teslim olmazsanız ateş emri vereceğim” diye tehdit etti. Çatışmaya ramak kala devreye Sıkıyönetim Başsavcısı Dündar Soyer girdi. Polislerin amirleri ile konuşarak direnişi bitirmelerini aksi takdirde çatışma çıkacağını, sorunları ne ise bir komisyon kurup iletmelerini istedi. Polislerin cevabı, “Çatışma çıkarsa çıksın zaten yaşamıyoruz ki, çalışma koşullarımız çok ağır. Ahır gibi yerlerde yatıp kalkıyor, çalışıyoruz” oldu. Ama amirlerle yapılan kısa görüşme sonrası direniş bitirildi. Bu olaydan iki hafta sonra 12 Eylül darbesi gerçekleşti. Cunta, Pol-Der’li polisten bu olayın acısını fena çıkardı. 1982 yılında çıkarılan,’’zorunlu erken emeklilik yasası’’ ile 3 bine yakın Pol-Der’li polis emekliğe sevk edildi.)

Günümüzde polislik mesleği teknolojik açıdan gelişmektedir; ancak polisin çilesi sürmektedir.

2005-2017 yılları arasında görev başında şehit olan polis sayısı 618 olarak görünmektedir. Bu demektir ki,618 kadın kocasız, en az 618 çocuk babasız,618 ana-baba evlatlarını kaybetmiştir.

Kocasını, babasını, evladını kaybeden insanların şimdiki durumu nedir?

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
11 / 2 Parçalı bulutlu
Yarın: 8/1 Aralıklı gökgürültülü yağış