• 18 Eylül 2018, Salı

TARIK AKAN

Tarık Akan’la, Öncü Kitapevi’nin sahibi, ağabeyim Zeki Öztürk’ün Cağaloğlu’ndaki dükkanında tanışmıştım.

Zeki abim, ’’Tarık, bak bu arkadaşımız TGS (Türkiye Gazeteciler Sendikası) üyesidir. Çatal Çeşme Sokakta grev çadırları var’’ demişti.

Tarık Akan, gülümseyerek elimi sıkmış, “memnun oldum‘’ demişti.

Bu arada Zeki abi, grev çadırındaki basın emekçisi arkadaşlarıma okumam için birkaç kitap hazırlamıştı.

Tarık, kitaplar arasında ‘’felsefenin temel ilkeleri’’ kitabını gördüğünde, bana bakarak:

-Grev çadırında bu kitapları mı okuyorsunuz, diye sormuştu.

Ben de,’evet’ demiştim.

Tarık’ın neden bu soruyu sorduğunu anlamıştım.

Felsefenin Temel ilkeleri ni okuyan daha yolun başında demekti.

Açıklama gereği duydum ve dedim ki;

-biz grev çadırında 33 kişiyiz. 11 kadın yoldaşımız var. Çoğu hiç kitap okumamış, okuyanlarda dünya klasiklerini ya da aşk meşk romanlarını okumuşlar. Şimdi yaşamlarında grev nedir onu yaşayarak öğreniyorlar, ben de sınıf nedir sınıfsal sendikacılık, emek nedir onu anlatmaya çalışıyorum, dedim.

Tarık, gözlerimin içine baka baka ve tebessüm ederek, “abi benim de katkım olsun, kabul ederseniz memnun olurum’’dedi.

Tarık’ın bu konuşmasından sonra bir ya da birkaç kitap alıp bana vereceğini sanıyordum, yanılmışım. Zeki abiye dönerek;

-Zeki abi, Atilla abime vereceğin kitapları benim hesabıma yaz, dedi.

Şaşırdım, teşekkür ettim, birer çay içtik, sinemadan, sanattan söz ettik, sonra ayrıldık.

Tarık Akan’ın aldığı kitapları grev çadırına götürüp arkadaşlarıma söylediğimde çök memnun oldular.

Ara sıra Tarık’la Zeki abinin kitapçı dükkanında karşılaşıyor, sohbet ediyorduk.

Aradan aylar geçti, grev sonuçlandı, çadırı kaldırdık ve ben Cumhuriyet’te çalışmaya başladım.

12 Eylül sonrası, tutuklananlar Selimiye Kışlası’ndaki askeri mahkemelerde yargılanıyorlardı.

Bir gün Hürriyet Gazetesi muhabiri sevgili dostum, meslektaşım Özkan Altıntaş basın odasına geldi ve ‘’ beyler biraz sonra Tarık Akan’ı getirecekler’’ dedi.

TRT’den Sefer Bilirgen, AA’dan rahmetli Ertan Gökalp, THA’dan rahmetli Deniz Teztel hemen dışarı fırladık.

Biraz sonra iç inzibatlar Tarık Akan’ı getirdiler.

Tarık, Selimiye Kışlası’na girdiğinde mahkemelerde çalışan kadınlar onu görmek için odalarından dışarı fırlamışlardı.

Tarık, biraz ürkek, tedirgindi, biz onun yanına giderken uzaktan bizi görmüş ve ‘’Atilla abi, Atilla abi’’ diye seslenmişti.

Özkan Altıntaş’ın subaylarla iletişimi daha iyiydi.

-Özkan, Tarık için ne yapabiliriz? diye sordum, Özkan, ’’merak etme Ati, gerekeni yaparız’’ dedi.

Tarık, Almanya’daydı, Türkiye’ye döndüğünde niye öyle hatar patar havaalanından alınıp Selimiye Kışlası’na getirilmişti?

Getirilmişti; çünkü Nazlı Ilıcak o zamanki kocası Kemal Ilıcak’ın gazetesi Tercüman’da,1.sayfada bir haber vardı:

Göya Tarık Akan, Almanya’da demiş ki, “Rus askerine selam durun Türk askerini vurun’’

Tarık Akan böyle bir şey söylemeyecek kadar yurtsever ve asker çocuğuydu.

Biz Selimiye muhabirleri başta Özkan Altıntaş olmak üzere araştırma yaptık, Tercüman Gazetesi’ndeki emekçi arkadaşlarımızdan hiç birisi böyle bir haber yazmamıştı.

Sonradan öğrendik ki Nazlı Ilıcak, gece yarısı operasyonu yaparak bu haberi gazeteye koymuş.

Daha sonra Nazlı Ilıcak ifade vermek için Selimiye’ye geldiğinde, onu beklediği odada anasından doğduğuna pişman edecek sorular sorarak cehennem azabı yaşattık; ama Tarık 21 gün Selimiye cezaevinde kaldı.

Selimiye askeri cezaevinde Cumhuriyet yazarı Mehmet Kemal abi de kalıyordu.

Sık sık ziyaretlerine giderek ihtiyaçları olup olmadığını soruyordum.

Tarık, cezaevinden çıktıktan sonra birkaç kez görüştük, sonra yollarımız ayrıldı.

Ve Tarık Akan bundan iki yıl önce aramızdan ayrıldı.

Aklıyla, yüreğiyle, sanatıyla yiğit bir Atatürkçü, yiğit bir devrimciydi.

Devrimcilik yürek ister. Özveri ister, fedailik ister, zamanı geldiğinde ‘’ ya istiklal ya ölüm’’ diyebilecek inanç ister.

Bunlar ve daha fazlası Tarık Akan’da vardı…

Atatürkçülüğü, devrimciliğinin bedelini yıllarca işsiz kalarak, bir tek filmde bile rol almadan ödedi; ama ağlamadı, sızlamadı, Yeşilçam’ın, Türk sinemasının baronlarına eyvallah etmedi.

İsteseydi fakir oğlan, zengin kız tiplemeleriyle filmlerde rol alarak paraya para demez, jigalo örneği bir oyuncu olabilirdi.

Olsaydı Tarık Akan olmazdı.

Tarık Akan olduğu için bugün milyonlar onu rahmetle anıyor...

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
9 / 0 Az bulutlu
Yarın: 13/7 Sağanak yağışlı