• 22 Kasım 2018, Perşembe

KELLELERİMİZ Mİ GİTTİ YOKSA?

Sabahları uyandığımda sanki hiç uyumamışım gibi bir uyku hali içindeydim.

Canım hiçbir iş yapmak istemiyor, tembel tembel yatmak istiyordum.

Bir de ara sıra kaşınma nöbeti tutuyordu.

Doğru hastaneye, muayene kan aldırma işlemleri.

Sonuç: Ürük asit mi nedir o yüksekmiş.

‘’kırmızı etten bir süre uzak dur’’ dedi Dr.

300 mg ürikol bilmem ne adında hap verdi.

Arkadaşlar merak etmişler, sordular; ben de durumu anlattım.

Güldüler, hem de sinsi sinsi…

Ağırıma gitti, ne gülüyorsunuz olum dedim.

İlk konuşan Cemil oldu.

-abi ayda 15 kilo kırmızı et yersen, olacağı buydu.

-ne 15 kilosu Cemil, dalga mı geçiyorsun?

-ne var ki abi, her akşam rakı-köfte, rakı-kavurma, rakı-sucuk

-hadile, dalga mı geçiyorsun?

Bu kez Aydın konuştu:

Nankörlük etme abi, koskoca bakan söylüyor.

-hangi bakan ne söylüyor Aydın, bulmaca gibi konuşmayın.

-Tarım bakanı söylüyor, her birimiz ayda 15 kilo et yiyormuşuz.

-ne?

-valla bakan bunu söyledikten sonra herkes kendinden kuşkulanmaya başladı.

-neden?

-neden olacak, örneğin üç kişilik bir aileye bakanının söylediğine göre ayda 45 kilo et giriyor; ama gören yok yiyen yok.

İşte bu yüzden millet sesini yükseltmeye başlayınca, Bakan bu sefer, balık, tavuk hindi yememizi önerdi.

-ilginç,

-ilginç olan ne?

-eeee, yılbaşı yaklaşıyor, yılbaşında hindi yemek milli geleneğimizdir(!)

-ne yani, şimdi bakan hindi için mesaj mı vermiş oluyor?

-onu bilmem…

Birden aklıma bir zamanlar Çin’de geçen bir olayla ilgili öykü geldi.

Ürperdim,

Hadi size de anlatayım.

‘’Eski Çin’de idam mahkûmlarının son gecelerini hep birlikte neşe içinde geçirmelerine izin verilirmiş.

Mahkûmlar, cellât da aralarında olmak üzere, hep birlikte sabaha kadar şarkılar söyler, en sevdikleri yemekleri yer ve pirinç rakısı kadehlerini peş peşe yuvarlayıp mutlu olurlarmış. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte cellât, ansızın hareketlenip palasını çeker ve hafiften çakırkeyif mahkûmların kellesini, tırpanla başak biçer gibi alıverirmiş. Yine böyle bir infaz ayininde mahkûmlar,

sabahın ilk ışıklarına kadar pek güzel eğlenmişler,

şarkılar söyleyerek yiyip içmişler.

Derken güneşin ilk ışıkları dağların arasından görünmüş. Fakat hiçbir şey olmamış. Mahkûmlardan biri, cellâda sormuş:

“İnfaz neden gecikti?”

Cellât, “Gecikmedi ki,” demiş.

“Fakat kellelerimiz yerli yerinde duruyor”

diye diretmiş mahkûm.

“Size öyle geliyor,” demiş cellât,

palasına bulaşan kanı göstermiş mahkûma.

Dehşete kapılan mahkûm,

“Nasıl yani?” diye mırıldanmış.

“Ben çok hızlıyımdır,”

demiş cellât.

“Ayağa kalktığın anda kellen kucağına düşecek.”

Kıssadan hisse;

kelleniz çoktan gitmiş olabilir,

ancak siz bunu henüz fark etmemiş olabilirsiniz.

Bir şey olmuş,

ama siz olan şeyi henüz idrak edemediğiniz için olmamış gibi davranıyor olabilirsiniz.

Ve kellenizin hâlâ yerinde olduğunu sanıyor olabilirsiniz.

Gerçeği anlamanız için ayağa kalkmanız gerekiyor...(alıntı)’’

Ne dersiniz, ayağa kalkalım mı?

Ayağa kalkarsak gerçekle yüzleşmiş olacağız, kalkmazsak kellemiz koptuysa zaten çürüyüp önümüze düşecektir… 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
9 / 0 Az bulutlu
Yarın: 13/7 Sağanak yağışlı