• 22 Aralık 2018, Cumartesi

KAHRAMANMARAŞ

Cumhuriyet’te çalışıyorum.

Trakya Bölgesinde 10 gün süren Ayçiçeği ile ilgili araştırmamdan yeni dönmüşüm.

Eve gitmeden önce, Yalçın Pekşen ve Reha Öz ile ayaküstü sohbet ediyoruz.

İstihbarat Şefimiz rahmetli Selahattin Güler ağabeyim sesleniyor.

-Atilla!

-buyur şef.

-hazırlan, Adana’ya gidiyorsun.

Şaka yapıyor dedim içimden, meğerse yapmıyormuş.

-ne Adana’sı abi?

-gel buraya gel..

Yanına gittim.

-Kahramanmaraş olaylarının duruşmalarını izlemek için Adana’ya gidiyorsun.

-Abi, Adana büromuz yok mu?

-var oğlum var; ama Oktay abi senin gitmeni istiyor.

-Abi, Edirne’den yeni geldim, eve gideyim, eşimi, oğlumu göreyim.

-Tamam, sen basın kartını bırak, uçak biletin alınsın, şimdi evine git, yarın uçuyorsun.

Uçak biletin alınsın.

Hayda,

Niye hayda?

Türk Hava Yolları grevden yeni çıkmış, uçakların durumu nasıl ola ki?

Hemen Yalçın Pekşen’in yanına gidiyorum ve

-Yalçın, Adana’ya uçacağım, uçakların durumu nedir?

Neden Yalçın’a soruyorum; çünkü Yalçın Pekşen’in alanlarından birisi THY

Biz Yalçın’la konuşurken Orhan abi (Erinç) yanımıza geliyor ve

-hayrola ?,diyor.

-abi, uçakların durumunu soruyorum.

Orhan abi bana soruyor.

-Otobüsle Adana kaç saat?

-16-17

-uçakla ne kadar?

-yaklaşık bir saat

Orhan abi beni rahatlatıyor.

-otobüsle gidersen 16-17 saat içinde sayısız kaza geçirme riskin var. Uçakla gidersen tek, ya inersin, ya düşersin.

-eyvallah abi.

Adana Atatürk Spor Salonunun çatısına kum çuvallarından mevziler yapılmış, asker, polis olası bir eyleme karşı hazırlanmış.

Salona giriyorum, basketbol sahasında bir mahkeme heyeti platformu kurulmuş, askeri yargıçlar, hakimler var.

Sanıklar bankların üzerinde oturuyorlar.

Gazeteciler duruşmaları seyirci gibi tribünden izliyor.

Sanıklardan birisi ifadesini verirken, ezan okunuyor.

Banklarda oturan sanıklar mahkeme heyetinden izin almadan ayağa kalkıyorlar, bankları ayırıyorlar, birisi imam, birisi müezzin oluyor üzerine oturdukları halıları seccade yapıp namaz kılmaya başlıyorlar.

Mahkeme heyetinde çıt yok.

Sanıklar mahkeme heyetini hiç ciddiye almıyorlar.

Çukurova Gazeteciler Cemiyetinden arkadaşlarla görüşüyorum, Milliyet muhabiri Muzaffer abi (Bal) diyor ki:

-bu dördüncü mahkeme heyeti, hakim, savcı bir süre sonra strese dayanamıyor, ya hastanelik oluyor ya da başka yere tayin ediliyor.

Saat: 14:00 gibi duruşmalar bitiyor, doğru Onbaşılara gidip kafayı çekmeye başlıyoruz.

Park otelinde kalıyorum, daha ilk günden birilerinin beni izlediğini fark ediyorum.

Adanalı meslektaşlarıma belli etmemeye özen gösteriyorum; ama adamlar kendilerini bilerek belli ediyorlar.

Sanıklar ifade verirken ilginç şeyler duyuyoruz.

Hakim soruyor:

-alevi kat komşun, sen yokken hasta olan eşini hastaneye götürmüş, sen de bu olaylarda onun tüm eşyalarını pencereden dışarı atmışsın, doğru mu?

-doğru hakim bey.

Adam, devam ediyor.

-komşum ben yokken hasta olan eşimi hastaneye götürmüş, o bana yardım etmiş, ben ona kötülük ettim.

-Niye?

-birileri bize, alevi komşularınızı uzaklaştırırsanız onların evleri de eşyaları da sizin olacak dedi.

Duruşmalara gelenlerle yaptığım görüşmelerde, katliamdan önce Kahramanmaraş’a milli piyango bileti satıcıları gelmiş, garip olan daha önce böyle satıcılar hiç gelmezmiş.

Alevi evlerinin kapılarının kırmızı renkli çarpı işaretleriyle belirlenmesi önceden düşünülmüş bir eylemin habercisi gibi.

İzlediğim duruşmalardan en ilginci, alevi olan YSE, (Yol Su Elektrik) müdürünün alevi, Sünni ayırmaksızın kurumun bahçesine toplaması ve saldırılara karşı, makine parkının demir kapılarının arkasına dozer gibi ekipmanları yerleştirerek kapıların kırılmasını engellemesi.

İşte o müdürün tahliyesi vardı.

Biz ondan önce onun köyüne gittik.

Daha önceleri çok gittiğim alevi köylerinden biri gibiydi.

Köy 250 haneydi.

YSE müdür köye girerken, köyün gençleri slogan atmaya başladılar.

Eyvah, ki eyvah, hem de nasıl eyvah

250 haneli köyde 25 fraksiyona ait slogan atılıyor…

Al işte sana bölünmüşlük, parçalanmışlık.

Duruşmalarda en çok ilgimi çeken, olayların başlamasını tetiklediği ileri sürülen Ökkeş Kenger’in daha sonra Ökkeş Şendiller olarak MHP ‘den milletvekili olması.

Cumhuriyetin Adana’da bürosu olmasına karşın genel yayın yönetmenimiz rahmetli Oktay Kurtböke ağabeyimin neden benim gitmemi istediğini o zaman çok iyi anladım.

Aradan kırk yıl geçti, gördüklerim, duyduklarım, izlenmelerim, tehdit edilmelerim ve 45 gün beni yalnız bırakmayan Çukurovalı meslektaşlarımın dostluklarını daha dün gibi anımsıyorum.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.