• 24 Mayıs 2018, Perşembe

BU İŞTE BİR İŞ VAR

Doların hızı artık zaman ölçerle bile ölçülemiyor…

Doludizgin ki tutabilene aşk olsun.

Zavallı beyin, doların yükselmesinin iğneden ipliğe her şeye zam olduğunu düşünemiyor.

Elindeki üç beş dolardan elde ettiği karı, kar sayıyor, oysa eridiğinin farkında bile değil.

Çember daralıyor…

İnşaat sektörü elinde patlayan evleri pazarlama yöntemi geliştiriyor.

Reklamlarda diyor ki; “yüzde 20 indirimle, kişinin isteğine göre ödeme planlarıyla siz de ev sahibi olabilirsiniz.

Bu fırsatı kaçırmayın’’

Çalışmadığı için ileri de çok para edecek düşünme özürlü zavallı beyin, elinde ne varsa ev almaya yatırıyor. Oysa o reklamda inşaat sektörünün tehlike sinyali verdiğini anlayamıyor.

Dakika başı benzine, motorine zam geliyor, yayın yasağı konuyor bunun ne anlama geldiğini kavrayamıyor.

Mutfak tüpü 95 lira olmuş anlamıyor.

Siftah yapmadan kepenk açıp kapatıyor, bunu kadere bağlıyor, Tanrı’dan geldiğine inanıyor.

Hatipoğlu Nihat, TV’de izleyicilerine dua etmesini, şükretmesini öğretiyor, Dolar zengini oluyor bunun kaderi olduğuna inanıyor, nedenini, niçinini sorgulamıyor; çünkü nasıl sorgulanır onu bilmiyor. Bilmediğini bilmesinler diye de dua ederek ahkâm kesiyor.

Menderes nehrinde şimdiye dek olmamış balık ölümleri su yüzüne çıkıyor.

Sebebi araştırılıyor diye savsaklanıyor.

Yıllardan beri yazıyoruz, anlatıyoruz, gösteriyoruz hiç kimsenin tındığı yok

Merak ediyorum vali bey bu toplu balık ölümleri hakkında bilimsel değeri olan bilgilere ulaştı mı diye.

Bakmak başka görmek başka.

Herkes bakıyor; ama göremiyor; çünkü beyinler her saniye radyo dalgalarıyla bombardıman ediliyor.

Var var,bu işte kesin bir iş var..

Anlamıyorum, bir insan Salı pazarından aldığı hıyarın Perşembe günü kokarak çürüdüğünü merak etmez mi?

Çıkarı söz konusu olduğunda bir anda profesör olan beyin, ülke sorunlarında birden bire mağara devri adamı olmayı büyük bir ustalıkla becerebiliyor.

 

Hindistan’da yavru filleri eğitmek için,9-10 metre uzunluğunda ki ipin bir ucunu yere öteki ucunu da yavru filin ön ayaklarından birisine bağlarlarmış.

Yavru fil her hangi bir yöne gitmek için yürüdüğünde ipin boyu kadar ancak gidebilirmiş. Böylece Hiç bir zaman son adımı atamayacağına inandırılırmış.

Birkaç yıl süren bu eğitimden sonra filin bacağındaki ipi çözerlermiş; ama zavallı fil son adamı atamazmış; çünkü buna alıştırılmıştır.

Yaşadıklarımıza baktığımızda toplumun nelere alıştırıldığı her gün her saniye dışa vuruyor; ancak o son adım bir türlü atılamıyor.

Eğer yavru fil durumunun bilincinde olarak konuşabilseydi, bize “SİZİ TANIYINCA KENDİ HALİME ŞÜKREDİYORUM.’’ diyebilirdi.

 

Nazım Hikmet’te her halde çok çekti ki aşağıdaki şiiri yazmak zorunda kaldı.

Bu şiiri kime okursan oku, kendisiyle ilişkilendirmez; çünkü şiiri dinlemeye ya da okumaya başladığında EGO’su savunma sistemini çalıştırır.

 

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLÛKU

 

Akrep gibisin kardeşim, 
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. 
Serçe gibisin kardeşim, 
serçenin telaşı içindesin. 
Midye gibisin kardeşim, 
midye gibi kapalı, rahat. 
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. 
Bir değil, 
           beş değil, 
                      yüz milyonlarlasın maalesef. 
Koyun gibisin kardeşim, 
gocuklu celep kaldırınca sopasını 
sürüye katılıverirsin hemen 
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. 
Dünyanın en tuhaf mahlûkusun yani, 
hani şu derya içre olup


                            deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf. 
Ve bu dünyada, bu zulüm 
                                    senin sayende. 
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer 
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak 
                      kabahat senin, 
                                     — demeğe de dilim varmıyor ama — 
                      kabahatin çoğu senin, canım kardeşim! 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
13 / 8 Sağanak yağışlı
Yarın: 12/4 Güneşli