• 25 Haziran 2018, Pazartesi

ÖĞRETMEN

Yıllar önce Öğretmen Okulu’ndan mezun olmuş, Kars’ın Çıldır İlçesinin bir köyünde öğretmenliğe başlamıştı.

Yıllar öylesine hızlı geçiyordu ki, okulla iki odalı evinin arasında gidip gelmekten bunun farkına bile varmamıştı.

Bir gün kasabaya gitti, ne yapacağını planlamamış öylesine yürüyordu, birden öğretmen okulundaki sınıf arkadaşına rastladı. Bu karşılaşma ikisi içinde büyük bir sürpriz olmuştu. Arkadaşının yanında bir kadın ve 7-8 yaşlarında bir kız çocuğu vardı.

Arkadaşı tanıştırdı: Eşim Ayşe, bu da kızımız Elif, dedi

İki arkadaş ayaküstü biraz sohbet ettikten sonra ayrıldılar.

İçinde bir boşluk hissediyordu, gelişi güzel yürürken ayakları onu kendiliğinden küçük bir meyhaneye götürdü.

Çoktandır rakı içmiyordu, bir şişe rakı ve meze söyledi.

Meyhanenin gramofonunda dönen plakta Behiye Aksoy’un okuduğu ‘’ ömrümce hep adım adım, her yerde seni aradım” şarkısı çalıyordu.

İlk kadehi yudumladıktan sonra, öğretmenliğe başlayalı neredeyse 10 yıl geçmişti.

Öğretmen okulu öğrencisiyken kendi çamaşırını yıkıyor, ütülüyordu.

Şöyle bir düşündü, yine aynı şeyleri yapıyordu; ama farklı olan tek şey saçlarının beyazlaşmaya başladığıydı.

İkinci kadehi yudumladığında, neden bu güne dek neden evlenmediğini düşündü…

Bir iki saat önce karşılaştığı sınıf arkadaşını, onun karısını ve kızını düşündü.

Çıkamadı işin içinden.

Üçüncü kadehi bir dikişte soluksuz yudumladı…

 

 

Sabah okula geldiğinde hizmetli müdürün onu çağırdığını söyledi.

Müdür, onu gülerek karşıladı ve;

‘’hocam, senin için iyi mi kötü mü bilmiyorum; ama tayinin geldi.’’ Dedi.

Bu kez görev yeri bir başka yurt köşesiydi.

 

Bu kez Ege bölgesinin şirin bir kentinin, şirin bir ilçesine bağlı dağ köyünde göreve başladı.

Köyün çevresi fıstık çamlarıyla süslüydü.

Köylüler onu kısa zamanda sevdiler, ısındılar.

Aynı okulda görev yapan meslektaşı annesiyle birlikte iki odalı okul lojmanında kaldığı için bir ev kiraladı; ama evin sahibi ‘’para mara istemem hocam, ev senin istediğin kadar otur’’dedi.

Okul sonrası köy kahvesine giderek kısa zamanda dostluk kurdu.

Köy halkıyla öylesine kaynaştı ki sanki ilk öğretmen olduğu günden beri oradaymış gibi hissediyordu.

Bir gece kahveden çıkıp evine giderken muhtar seslendi:

-hocam, hocam

Arkasına baktı;

-buyur muhtar, dedi.

Muhtar konuşmasını sürdürdü.

-hocam hele gel, seninle bir konuşalım.

-olur, konuşalım da ne konuşacağız?

-gel, gel, dedi, muhtar

Muhtar öğretmeni evine götürdü, ayrı bir odaya girdiler.

Muhtar kızlarına bize kayfe yapın, dedi, kapıyı kapattı.

Muhtar ve öğretmen kahvelerini yudumlarken, muhtar;

-Hocam, nereyse iki yıl oldu bizim köye geleli, biz seni çok sevdik. Laf aramızda senden önce gelen öğretmeni bile geçtin.

Öğretmen duyduğu bu duygusal sözden dolayı tebessüm etti.

Muhtar doğrudan konuya girdi.

 

Hocam, sen hep böyle bekar mı kalmacan ?

Öğretmen böyle bir soru beklemiyordu.

Şaşırdı.

Sadece,

-niye sordun ki muhtar?

Söyleycem hocam.

Yarın, öbür gün emekli olunca bizi bırakıp gidecen değil mi?

-emekliliğime birkaç yıl daha var, şimdiden düşünmedim.

-işte ben de onu deyom,

-geçenlerde arkadeşlerle görüştük, beni elçi ettiler.

-hani bizim Rüstem ağa var ya onun ortanca kızı Nazlı İlkokulu bitirdikten sonra okumadı babasının yanında işlere el attı. Komşu köylerden isteyen çok oldu; ama o evlenmedi. Aranızda 10-15 yaş ya vardır ya da yoktur.

-Biz deriz ki Nazlı’yı bir gör, kanın kaynarsa onun da niyetin öğreniriz, sizi evlendiririz, sen de bizim eniştemiz olursun, emekli olduktan sonra da bir yere gitmez çocuklarımızı, cahillerimizi aydınlatırsın.

-ne diyon hocam?

Öğretmen, muhtarın bir solukta söylediği sözlerden abandone olmuştu, hiç düşünemediği gibi bir de cevabı bekleniyordu.

Öğretmen suskundu.

Muhtar, üstelemedi, sadece,

-hocam sen düşün, cevabını ver ben arkedeşlere söyleyem, Nazlı’nın niyetini yoklasınlar. Hayır dersen bu konuştuklarımızı hiç kimse bilmeyecek, bundan emin olasın.

Öğretmen, muhtarın evinden çıkarken sarhoş gibiydi… Evine giderken öylesine dalgın dı ki, yatsı namazından çıkanların verdiği selamları bile duyamaz olmuştu.

Öğretmen kendi kendine plan yaptı.

Muhtarın söylediği doğruydu, daha ne zamana kadar bekar kalacaktı?

Nazlı’yı görmesi iyi olurdu ve kararını da buna göre verirdi.

O Nazlı’yı ister, Nazlı onu istemezse, sessizce tayinini ister köyden giderdi.

O Nazlı’yı, Nazlı’da onu isterse, o zaman yaşamı daha farklı gelişebilirdi,zaten muhtar da köy halkının düşüncelerini açık açık söylememiş miydi ?

-hadi hayırlısı, deyip başını yastığa koydu.

 

Köyde bayram gibi düğün vardı…

Komşu köylerden bile gelenler olmuştu…

Muhtar, elindeki mavzeri öğretmene verip, karşı damdaki zeytin sırığının üzerindeki yumurtayı vurmasını istedi.

 

40 gün 40 gece olmasa da çok güzel bir düğünle, öğretmen dünya evine girdi.

Başta muhtar olmak üzere birileri öğretmen enişte diyor, daha yaşlı olanlarda öğretmen damat diyorlardı.

 

Öğretmen Nazlı’yla evleneli 2 ay olmuştu.

Öğretmen sabah okula giderken Nazlı sordu:

Bey, ne yemek yapayım, ne istersin?

Öğretmen biber dolmasını çok severdi; ama yapmayı beceremediği için kasabaya gittiğinde bulursa yerdi. Aklına biber dolması geldi.

Tebessüm ederek;

-hanım biber dolmasını severim, dedi.

 

Öğretmen, karısının yapacağı biber dolmasını düşünerek keyfleniyordu, mutluydu, içinden helal olsun şu muhtara, diyordu.

Öğretmen eve girdiğinde keyfi daha da arttı, evin içi buram buram biber dolması kokuyordu.

Ellerini yıkayıp, pijamalarını giyip sofraya oturdu.

Karısı Nazlı, tabaklara biber dolmasını koyduğunda öğretmenin, kurduğu düşler sallanmaya başladı.

Öğretmen şimdiye dek hiç böyle biber dolması görmemişti, karısı ’Nazlı’nın yaptığı biber dolmasında, biberin içine koyulması gereken malzemeler köfte gibi boş biberin yanında duruyordu.

Öğretmen kısa sürede kendini topladı ve yemeye başladı. Biber dolmasının tadı harikaydı; âmâ içindeki malzemeler neden dışarıda duruyordu?

-karıcığım, Nazlı’m ellerine sağlık, çok güzel olmuş, dedi.

 

Öğretmen karısı Nazlı’yı kırmadan, incitmeden biber dolmasının nasıl olacağını, ona nasıl anlatacağını düşünmeye başladı.

 

Cuma günü okuldan eve geldiğinde karısına,

-Karıcığım, Nazlı’m, yarın cumartesi kasabaya gidelim, sinemaya, pastaneye bir yerlere gider, gezeriz, dedi.

Nazlı, sevindi,

-iyi olur, dedi.

Karı, koca kasabayı el ele tutuşarak gezerlerken bir lokantaya girdiler, garson masalarına geldi,

Nazlı, şöyle bol yoğurtlu bir İskender söyledi.

Öğretmen, ben biber dolması istiyorum, dedi.

Nazlı, daha birkaç gün önce biber dolması yemişti, acaba neden tekrar söyledi, diye içinden geçirdi.

Garson yemekleri getirdiğinde, Nazlı tüm dikkatiyle biber dolmasına bakıyordu.

Lokantadan çıktıktan sonra, sinemaya gittiler, gezdiler ve akşamüzeri köye döndüler.

Öğretmen pazartesi günü okul dönüşü eve geldiğinde Nazlı temizliği bitirmek üzereydi.

Hal hatır sorduktan sonra masaya oturdular.

Nazlı öğretmenin önündeki tabağı alarak içine yemek koydu.

Yemek biber dolmasıydı.

Yemek biber dolmasıydı;ama bu kez dolmanın içine koyulan malzemeler biberin dışında değil, içindeydi,lokantada gördüğü gibi..

Öğretmen, tabağındaki biber dolmasına baktı, sonra başını kaldırdığında karısı Nazlı’lı ile göz göze geldi…

 

HİÇ BİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİLDİR. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
12 / 7 Bulutlu
Yarın: 16/9 Çok bulutlu