• 26 Ekim 2018, Cuma

AHMET AKGÜN - GAZETECİ

1965 yılı Mart ayındayız…

Hüraydın Gazetesi muhabir arıyormuş…

Hüraydın Gazetesi’nin idare yeri hasır pazarına çıkan sokağın içinde.

Heyecanla gazeteye gidiyorum, gazetenin imtiyaz sahibi rahmetli Ali İliş’le görüşüyorum.

Bana , “geç arkaya otur’’ diyor.

Dediği tarafa gidiyorum üç kişi daha görüyorum.

Birbirimizin yüzüne bakarak tanışıyoruz.

Merhaba ben, Atilla Dağıstanlı,

Ben de Atilla Alpay, memnun oldum,

Ben de Necmettin Özdemir, memnun oldum,

Ben de Ahmet Akgün, memnun oldum.

Tanışma faslı bitti, kuşku süreci başladı.

Muhabir olarak kaç kişi alınacak, nasıl alınacak hiç birimiz bilmiyoruz.

Ali İliş ağabeyimiz, bize “kafadan bir spor, cinayet, ya da kendi seçtiğiniz bir olayı haber olarak yazın’’ diyor.

Yine birbirimizin yüzüne bakıyoruz.

Haber nasıl yazılır içimizde bilen yok; ama kimse kimseye bir şey sormuyor, soramıyor.

Ali abi yanımıza geliyor ve “daha yazmadınız mı?’’ diye soruyor.

Kem, küm ediyoruz; ama Ali abi, gülerek, siz yazın ben değerlendiririm diyor.

Hepimiz bir şeyler yazıyoruz.

Ali İliş ağabeyimiz, kağıtlarımızı topluyor ve bize, “şimdi gidin, yarından sonra gelin’’ diyor.

Birbirimize eyvallah diyerek ayrılıyoruz.

Hepimizin beyninde “KİM KAZANACAK?’’ sorusu var.

Ertesi günü Hüraydın Gazetesi’nin idarehanesinde toplanıyoruz.

Ali abi, elinde kağıtlarımızla yanımıza geliyor ve

‘’hepinizi işe aldım, Türkçeniz ve ifade şekliniz iyi, kısa zamanda haber yazmasını öğreneceksiniz. Bunun ilk adımı bol bol gazete okumak.’’

Seviniyoruz; ama belleğimizde en etkili söz ‘’hepinizi işe aldım’’ deyişi.

Hepimizin önüne birer kağıt koyuyor, kağıdın üstünde ‘’SÖZLEŞME’’ yazıyor.

Ve hepimiz 212 sayılı yasayı o gün öğreniyoruz.

212 sayılı yasanın anlamı, bu yasa gazetecilik yasasıdır.

01 Nisan 1965 tarihinde bu sözleşmeyi imzalayarak gazeteciliğe başlıyoruz.

Ahmet Akgün, Atilla Alpay ve Necmettin Özdemir’le o gün başlayan dostluğumuz uzun yıllar sürdü.

Sonra birbirimizden koptuk.

İzmir’de Yeni Asır ve Demokrat İzmir’de çalıştığım yıllarda Ahmet Akgün’le tekrar karşılaştık.

Bana kendi yazdığı kitabını verdi.

Ben İstanbul’a gittim, Ahmet İzmir’de Ekspres Gazetesi’nde çalışmayı sürdürdü.

Yine aradan uzun yıllar geçti.

Facebook’ta Ahmet’in fotoğrafını görünce, onun bana hediye ettiği yalnızdılar adlı kitabın fotoğrafını paylaşarak, “İzmirli meslektaşlarıma soruyorum, bu kitabın yazarını tanıyan var mı?‘’ diyorum.

Ve yıllar sonra Ahmet’le yeniden buluşuyoruz.

Bana söylediği ilk söz:

Ahmet Akgun Atilla inan bende yok o kitap. Sen nasıl buldun.

Bu arada hatırlatman için de teşekkürler.

TC Atilla Dağıstanlı İzmir'de Yeni Asır'da çalıştığımda sen vermiştin. Aydın'da Hüraydın Gazetesi'nde çalıştığımız günleri anımsıyor musun? Necmettin Özdemir, Atilla Alpay, anımsadın mı?

Ahmet Akgun Sen bana dünyaları verdin be sevgili dostum.. Seni unutmak hele Necmettin’i unutmak mümkün olur mu? Bir tek Atilla’yı unuttum sayılır. Çünkü o bizim piyasaya pek girmedi sanıyorum. Necmi de bilirsin kısa süreli bir Yeniasır macerası yaşadı. Hepsi o.. Sen nerelerde ne yapıyorsun? Bak ben şimdi Foça’da huzurevi macerası yaşıyorum.

Senin anlayacağın son durakta sıramın gelmesini bekliyorum. Sevgiyle kal.

Bana çok şey hatırlattın.

Ve Ahmet Akgün yazdığını yaşadı.

Sözde Foça’ya gidecektim, kitabı ona götürüp sürpriz yapacaktım.

Olmadı, olamadı.

En son kardeşi Seval hanımla görüştüm, bana:

‘’abim Foça huzurevine girdikten sonra öksürdüğü için hastaneye gitmişti.

Muayene de…

Şimdi tedavi oluyor…’’

Ve duydum ki; Ahmet Akgün göçüp gitmiş…

İçim bir tuhaf oldu,geçmişe dair içimden bir şeyler koptu gitti..

Güle güle arkadaşım, ilk meslektaşım Ahmet, ışıklar içinde uyu… 

 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
9 / 0 Az bulutlu
Yarın: 13/7 Sağanak yağışlı