• 29 Eylül 2018, Cumartesi

HER ŞEY KORE SAVAŞI VE BU SÜT TOZU İLE BAŞLADI

Kore Savaşları, 1950-1953 yılları arasında yapıldı.

Dönemin başbakanı Adnan Menderes, meclis yetkisi bile almadan, sadece bakanlar kurulu kararıyla Kore’ye asker gönderilmesinin önünü açtı.

Menderes’in amacı ABD’nin afferinini alarak NATO’ya girmekti.

Üç yıl aralıksız süren Kore Savaşları’nda, sadece düşman ordular değil, Birleşmiş Milletler orduları da Türk askerinin savaşma yeteneğini birlikte yaşayarak öğrendiler.

ABD bu fırsatı genişleterek Türk askerini oldukça derin bir inceleme sürecinden geçirdi.

Asker olmanın sadece rütbeli ya da rütbesiz üniforma giymek olmadığını, asker olmanın daha başka gizemli kodları olduğunu keşfetti.

Daha önceki Kore Savaşlarıyla ilgili yazdığım yazılarda bilgilerine başvurduğum değerli Türk subayları, o yıllarda Türk Ordusu’nun Prusya ekolüne göre eğitim gördüğünü, daha sonra ABD ekolüne girdiğini söylemişlerdi.

Prusya ekolünün özelliği ise, daha katı ve disiplinli olması; filmlerde Alman ordularını gördüğümde bunun ne demek olduğunu daha iyi anlamıştım.

ABD’nin bilinçli olarak Türkleri incelemeye alması, onların geleceğe doğru avantajları olurken, bizimde aleyhimize gelişmiştir.

Kore Savaşları’nın ardından Marşal planı adı altında yapılan yardımlarla Türkiye ABD emperyalizmi tarafından kuşatılmıştır.

Marşal yardımlarının ne anlama geldiğini o yılların akordeon ustası Celal Şahin şöyle anlatmıştı.

Celal Şahin, uzun yıllar ABD’de yaşamış sonra Türkiye’ye dönmüştü.

Gazeteciler Celal Şahin’e ‘’Neden döndünüz ?” diye sordular.

Celal Şahin, akordiyonunu çalarak,’’ ARTIK ABD’DE İŞE YARAMADIĞIM İÇİN TÜRKİYE’YE GÖNDERDİLER’’ demişti.

Yıl 1955-56…

Zafer İlkokulu 5.sınıfta öğrenciyim.

Sınıf öğretmenlerimiz; rahmetli Zafer Sivrikoz ve Ahmet Argun…

Yanlış anımsamıyorsam Ahmet Argun öğretmenimizin dersiydi.

Sınıf kapısı iki kez tıklandıktan sonra okul müdürü Mümtaz Mıhçı, iki hizmetliyle birlikte sınıfa girdi.

İki erkek hizmetli büyük karton kutuları içeri taşırken, iki bayan hizmetlinin de ellerinde çaydanlıklar vardı.

Öğretmenimiz Ahmet Argun, dersi bıraktı.

Okul müdürü Mümtaz Mıhçı, anımsadığım kadarıyla, “Ahmet hocam, bunları öğrencilere dağıtacağız” Gibi bir şeyler söyledi.

Sonra iki erkek hizmetli hepimize yukarıda gördüğünüz teneke kutunun içinde bulunduğu karton kutulardan verdiler.

Ne olduğunu, ne işe yaradığını henüz öğrenememiştik.

Okul müdürü Mümtaz Mıhçı, bu teneke kutuların içinde süt tozu olduğunu, sıcak suyla karıştırıldığında süt olduğunu, hatta yoğurtta mayalandığını söyledi.

Kadın hizmetliler de ellerindeki çaydanlıklardan çay bardaklarına döktükleri sıvıyı içmemiz için bize verdiler.

Tadına baktım, süt tadı vardı; ama her gün içtiğimiz süte hiç benzemiyordu.

Öğlen tatilde kucağıma alıp eve götürdüm.

Rahmetli anacağım elimdekini görünce sordu:

-oğlum o nedir?

-süt tozuymuş anne.

-kim verdi?

-Mümtaz amca..

Zafer ilkokulu Müdür Mümtaz Mıhçı Erzurum’luydu, yani hemşerimizdi ve evlerimiz yan yanaydı.

Rahmetli anacığım, mantosunu giydi, paketi elimden aldı ve bana,

-hadi oğlum düş önüme, dedi.

Okula geldik, Mümtaz amca yani Zafer İlkokul müdür, odasındaydı.

Anam, kapıyı tıkladı içeri girdik.

Mümtaz amca, anneme hoş geldin Naile dedi.

Anam da; hoş bulduk Mümtaz abi, Atilla’nın elindeki bu şey de nedir, siz vermişsiniz?

Zafer İlkokulu müdürü ve hemşerimiz Mümtaz amca, bize verilen teneke kutu içinde süt tozu olduğunu, sıcak suyla karıştırıldığında süt olduğunu, isterse yoğurtta mayalaya bileceğini söyledi.

Rahmeti anacığım, Mümtaz amcayı dinledikten sonra aldı sazı eline,

-Mümtaz abi, biz sütün, yoğurdun içinde yaşıyoruz, sütünü içtiğimiz ineği biliyoruz.

Şimdi durup dururken niye ta Amerikalardan gelmiş süt tozundan süt, yoğurt yapıp da çocuklarıma yedireyim?

Süt tozu denilen bu şeyin inek sütünden yapıldığını nereden bileyim, kusura bakmayın ben çocuklarıma bu süt tozu mu dur nedir bu şeyi içirmem, alın sizde kalsın,

Dedikten sonra teneke kutuyu Mümtaz amcanın masasının önüne koyup, beni elimden tutup dışarı çıkardı.

Üzerinde tokalaşan iki elin olduğu teneke kutudaki süt tozundan yapılan sütten sadece hizmetli kadınların çay bardağında verdikleri kadarıyla içtim.

O zamanlar şimdiki gibi beslenme saati falan yoktu, sadece ders aralarında o iki hizmetli kadın süt tozundan süt yapıp getirip sınıfta dağıtıyorlardı.

Ben anamın korkusundan içemiyordum; üstelik anam herkese de tembihlemişti.

Arkadaşlarım içerken ben imreniyordum; ama içemiyordum.

Bu iki olay derinlemesine araştırıldığında Türkiye'nin içeriden ve dışarıdan bilinçli olarak nasıl kuşatıldığı görülecektir. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.