• 14 Ocak 2015, Çarşamba

Geçici görevler meslek olmasın!..

Geleneksel midir nedir ama artık kurtulmamız gerektiğini çok iyi biliyoruz.

Evet, kesinlikle kurtulmamız gerekiyor bu hastalıktan!..

Daha verimli ve başarılı çalışmak için oturduğumuz koltukları bir gün bırakacağımızı veya bırakmak zorunda kalabileceğimizi asla unutmamalıyız.

En önemlisi de günü geldiğinde oturduğumuz koltuklardan kalktığımızda yerimize oturacak isimlere devir teslimi gönül rahatlığıyla yapabilmektir.

Hangi sektörde olursa olsun verilen, üstlenilen görevlerin gelip geçici olduğunu unutmadan bu görevlerden ayrıldıktan sonra da yine aynı camianın içinde yaşayacağımız unutmadan görev yapmasını bilmeliyiz. İşte o zaman verimli ve daha başarılı olabiliriz.

Her görev değişikliğinin camiamıza taze kan getireceğini, yeni güçler katacağını unutmadan çalışmalıyız ki ayrılığı da o kadar hazmede bilelim.

Seçilen insan olduktan sonra daha fazla hizmet etmekten ve bu görevlerden bir gün ayrılacağımız bilerek çalışmaktan bahsediyorum.

Beklenen hizmeti verdiğin takdirde ‘deri koltuk’ ikinci dönem tekrar senin olur. Bu iş belli bir süre bu şekilde devam eder. Ardından, zamanı geldiğinde kendine düşen görevi en güzel şekilde yerine getirip, kenara çekilip ve arkadan gelenlerin yolunu açmaktan bahsediyorum.

İşin, olayın etik ve güzel olanından bahsediyorum.

Siyasi ve Sivil toplum kuruluşlarına bakıldığında, bu kuruluşların başkanlarının ve yönetimlerinin koltuğa yapışma hastalığından oldukça etkilendiğini görürüz.

Unutulmamalıdır ki; siyasette olsun, kamu hizmetlerinde olsun, yaşamın her alanında çok uzun süre aynı işi yapanlar, bir süre sonra hamlaşır ve yeni fikirlere, yeniliklere pek açık olamazlar. ‘Rehavet Çerçevelerinden’ dışarı çıkmak onlar için çok zor bir hal alır.

Bu koltuklara yapışmak niye?

Hizmet yarışına bir sözüm yok ama topluma verecek bir şeyiniz kalmamışsa, çekilin ki yeni heyecanlarla, en az sizler kadar bu geçici görevi başarıyla yerine getirebilecek başkaları da bu kutsal görevleri üstlensinler. Siyasette, Sivil Toplum Kuruluşlarında, hatta kamu ve özel kurumlarda yöneticilik, asla ve asla bir meslek değil, belirli dönemleri kapsayan geçici bir görevdir. En azından ben böyle düşünüyorum.

Kişinin, kendisine verilmiş olan geçici görevi mesleği haline getirmesi veya bazı kimselerce bu geçici görevin, ömür boyunca yapılacak bir meslek faaliyeti olarak bir kişinin sırtına yüklenmesi, aslında hem o kişinin kendisine, hem de temsil ettiği topluluğa kesilmiş çok ağır bir cezadır.

Koltuğa sıkıca yapışmış kişilerin koltuklarını bırakmamalarına sebep olarak, gerek kendileri, gerekse etrafındaki dalkavukları tarafından genellikle şu ifadeler kullanılır: “Keşke, bu işler için bizlerden daha ilgili ve bilgili, daha deneyimli ve işi bilen kişiler çıksa da, görevimizi onlara devretsek, yorulduk yıllardır, ama maalesef yok. Yani; bizden sonrası kıyamet”. İşin en acı ve trajikomik tarafı da; bunları söyleye söyleye, söylete söylete, kendilerinin de bu laflara inanmaya başlamalarıdır. Üstüne üstlük bu kişiler, belli bir süre daha geçtikten sonra, artık kendilerini dev aynasında görmeye de başlarlar. “Koltuğa yapışma hastalığı” na bir de “kendini dev aynasında görme” hastalığı eklendi mi, artık onlar için durum, kronik ve şifa bulmaz bir hale gelmiştir.

Görüyorum ki her sektörde, toplumun her kesiminde bahsettiğim şekilde sırası gelenler bir hayli fazla.

Bana sorarsanız ‘Büyük yönetici, büyük başkan, sevilen başkan, sevilen yönetici, sevilen vekil olma fırsatını kaçırmayın derim. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
28 / 8 Açık
Yarın: 28/11 Parçalı bulutlu