• 20 Ağustos 2016, Cumartesi

DENEME - 1 - (HABER VERİN!)

Sabahın sessizliğine inatla çıkan nal seslerini ilk günlerde garipsemiştim.

Sabahın 06:00’ında şehrin en lüks semtinde nal sesleri nereden geliyor diye pencereye

fırladığımda şaşkınlığım daha da artmıştı.

O saatte sessizliği bozanların iki genç kız olabileceği aklımın ucundan dahi geçmezdi.

Evet, iki genç kız!

At arabasına koştukları atlarıyla birlikte hurda malzeme topluyorlardı, sabahın o saatlerinde.

Bu sesler çalar saatim olmuştu.

Ayarladığım çalar saatten önce kalktığım gibi, onların gelişinden de önce kalkar olmuştum.

Yaşları 16 ile 23’ü geçmediğini tahmin ettiğim iki genç kızı, at ve arabalarını o semtte oturanlar aslında iyi bilir.

Daha doğrusu sabah erken kalkanlar mutlaka tanıyordur.

Adeta çift silahşor edasıyla satıp para kazanacakları kağıt, plastik, karton, veya metal hurdaları, bazen de hiç alakası olmayan ama onların işine yarayacağını düşündüğüm eşyaları öyle hızlı alıp gidiyorlardı ki sanırsınız insan üstü bir varlık, bu kızlar!

Sokağın başından gelen sesi duyup pencereye fırladığınızda çoğu zaman sokağı terk edişlerini görebilirdiniz!

Kirli, bakımsız saçlarını, beklide yıkamadan çıktıkları yüzlerini, kum fırtınasından zarar görmemek için sarıp sarmalamışçasına güneşin ilk ışıklarına yakalanmamak için hızlı hareket ediyorlardı.

Zamanla alıştım.

Hatta kır atın çıkarttığı ayak sesleri, at arabasından çevreyi rahatsız etmeyen, belki de bana nostaljik gelen o kızların ayak sesleri olarak nitelendirdiğim hareketliliği duyamadığım zaman bir eksiklik hisseder olmuştum.

Fayton ve özellikle bu şehirde tanıştığım yaylı adı verilen çift çeker(İki at) dolmuş faytonları çok iyi bildiğim için belki de kızların hurda topladıkları at arabasından çıkan o sesler bana eski günleri hatırlatıyordu.

Sünnet arabası fayton olan; atlara, faytonlara sık sık binmiş, inşaatlara kum, demir veya malzeme taşıyan at arabalarına tanıklık etmiş birisi olarak nal, at ve araba sesleri bana hiçbir zaman itici gelmedi.

Şerbetçi Caddesinden şehrin doğusundaki tek büyük Pazar yerine gelip gitmek için bindiğimiz o dolmuş faytonlar(Yaylı) unutulacak gibi değil.

Akoğlu’na ait Enstitü Pazarı önünden kalkardı Kemer istikametine doğru.

Nizami olarak karşılıklı altışarlı 12 yolcu taşıma kapasiteli yaylıların içine fazla fazla yolcu alınıp pazar sepetleri ve torbaları da yerleştirilince kalkışta zorluk çekmemek için sürücünün atlara seslenişini, kırbaç vuruşlarını unutmak mümkün mü?

Zavallı atlar;(Zavallı çift çekerler) en çok şehrin semt pazarının kurulduğu Salı ve Cumartesi günleri yoruluyorlardı.

Yer kalmadığı için yaylının basamaklarında insanların ayakta durduğu yetmezmiş gibi, sürücü oturduğu tahta sandığın üzerinde adeta küçülür yanını yolcu bindirirdi.

Eski Yeni Camii’ne yaklaşıldıkça istiap haddini çoktan aşmış olan yaylının hızı kontrolsüz olarak yükselir, atların kesme taş döşeme üzerinde kayma riski artardı. Gazipaşa İlkokulu önüne kadar endişeli ve korkulu dakikalar yaşanırdı!

Aşırı yük ve hız yüzünden taş döşemelerin üzerinde ayakları kayıp yere düşmek zorunda kalan atın adeta mahcubiyetini gidermek için kalkmasına yardım eden arkadaşının gücü yetmeyince sürücü ve çevre sakinleri pes etmiş atı ayağa kaldırıp yola devam etmek için büyük telaş yaşardı.

Spor salonu geçildiğinde kayma tehlikesi ortadan kalkar atların rampa yukarı tırmanma eziyeti başlardı.

Birden yokuş yukarı tırmanan mobiletlinin motoru yetersiz kaldığı için pedalları çevirdiği aklıma geldi. 

En çok sevdiğim, şoför mahalline oturmaktı.

Hele birde arabacının keyifli günü ise kısa sürelide olsa dizginlere hükmetmek, o deri ipleri tutmak, onlara ellemek benim için büyük bir mutluluktu.

Yazın sıcağında yaylıya binmek klimalı arabaya binmek kadar güzeldi.

Bunun kışı da vardı!

Gidişli gelişli Gazi Bulvarı’nın ayazı yaylıdan içeriye girmesin diye sürücünün hemen arkası naylonla örtülür, para toplamak için küçük bir delik bırakılırdı.

Dolmuş faytonda yolcu ücretlerini toplamak, sürücüye verilmek istenen paraları teslim etmek; sürücünün verdiği para üstlerini geriye ödemek büyük bir iş yaptığım hissi verdiği için çok mutlu olurdum. Mahalle bakalı Emin amcaya yardım ettiğim zamanlar da aynı duygular kaplardı içimi.

Aradan üç yıl geçti. Biliyordum artık sabahın sessizliği bozan nal seslerini hangi ekibin çıkarttığını. Yaz başında azalmaya başlayan o sesleri daha erken kalkmama rağmen artık duyamaz olmuştum.

O hurdacı kızların, kır at ve arabalarıyla birlikte çıkarttıkları nostaljik gürültüyü bir daha duyabilecek miyim bilemiyorum?

Duyarsanız bana da haber verin.(30 Ağustos 2008)

 

GÜNÜN SÖZÜ: “Öyle alçak bir kapıdır ki açlık, geçilmesi zorunlu oldu mu, insan ne kadar büyükse o kadar eğilmek zorundadır.”(Victor HUGO)

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
19 / 8 Çok bulutlu
Yarın: 17/10 Sağanak yağışlı