• 3 Haziran 2013, Pazartesi

Bizden değilse...


Demokrasilerde toplumsal eylemler olabilir, olmalıdır da. Hele adına ‘İleri Demokrasi' dediğinizde halk barışçıl bir biçimde tepkilerini meydanlarda ortaya koyabilir. Halkın meydanlara çıkması demek ‘başkaldırı’ demek değildir. İçinde şiddet ve karmaşaya yönelik hareketler barındırmadığı sürece halkın demokrasiden gelen tepki gösterme, sorgulama hakkını kullanmasını engelleyemezsiniz.

Öyle mi oldu?

Taksim Gezi Parkı eylemlerinde hiç de öyle olmadı.

Neden diye sorduğumuzda da karşımıza orantısız güç kullanma ve halkı sindirmeye yönelik hareketleri görüyoruz. Zira vatandaşlar öncelikle Taksim Gezi Parkı’nda eylemlerine başladıklarında sadece oturuyorlar, kitap okuyorlar, kurdukları kamp çadırlarında geceyi geçiriyorlardı. Ne zaman ki, sabah ezanıyla birlikte polisin tazyikli su, biber gazlı müdahalesi geldi işin boyutu değişti.

Tasmimde kalabalık öncekinin iki, üç, dört, on katına kadar çıktı. Artık iş halk ile polis arasında bir savaşa dönüştü. Öyle görüntüler vardı ki, polis biber gazlı saldırıya geçiyor, halk geri çekiliyor, sonra polis geri çekiliyor halk ilerliyordu. Adeta mevzi savaşları gibiydi. Mevziler bir kazanılıyor, bir kaybediliyordu.

Polisin elinde panzerleri, Tomaları, biber gazı tabancaları ve copları, halkın ise yüreklerinden başka hiçbir şeyleri yoktu.

Sonra tüm Türkiye’ye yayıldı eylemler. Taksim Gezi Parkı eylemleri Türkiye’nin dışına bile taştı. Avrupa’nın çeşitli kentlerinde de Taksim için destek eylemleri gerçekleştirildi.

Tüm bunlar olurken iktidar ‘topçu kışlasını yapacağız’ tiradının yanında ‘bu eylem sadece birkaç ağaç meselesinden öte’ gibi söylemler ile eylemleri değişik boyutlara taşımaya çalıştılar.

Aslında işin özü, iktidar cephesindeki algısı aynen şöyleydi:

“Bizden değilse masum değildir, bastırın”

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
13 / 6 Sağanak yağışlı
Yarın: 12/6 Sağanak yağışlı