• 1 Mayıs 2018, Salı

Ege'de Kadın Olmak

Ege’de kadın olmak ilk çağlardan beri bir ayrıcalıktır. Ege’de kadın tanrıdır, tanrıçadır, başın tacıdır. Kibele, Sibel, Artemis, Afrodit, Sarıkız’dır Ege’de kadın. Özgürdür, dik başlıdır, onurludur, akıl danışılan, yol gösterendir. Gizemli Efe, Gördesli Makbule, İmamköylü Efe Ayşe, Çiftlikli Kübra, Ayşe Çavuş, Gül Esin, Özlem Çerçioğlu’dur, son sözdür Ege’de kadın.

Gâvur İzmir’in ve Ege’nin kadını aksidir diyorlar, doğrudur. Düşünen, sorgulayan, söyleyecek sözü olan aksidir. Körü kürüne kul köle olmaz. İnsan biraz da yaşadığı coğrafyaya benzer denir ya buranın insanı da yaşadığı coğrafyanın, kültürün bileşkesidir. Yörük, Tahtacı anaları, köy kadınları eşlerini gücendirmeden, onların gönlünü alarak kendi dediklerini yaptırmasını iyi bilirler. Burada kızlar mal gibi alınıp satılmaz. Kızlar oğlanlara rahatça evlenme teklifi de yaparlar. Ege kültürünü tanımadan Ege’nin kadınını tanımak da çok zordur.

Efes (Selçuk) ve Smyrna (İzmir) kentlerini ilk kuranların Sinop yöresinden buralara gelen kadın savaşçıların yani Amazonların kurduğu, bu adların da Amazon kraliçelerinin adları olduğu söylenir. Hititlerin olduğu her yerde Amazonlar da vardır. Efes ilk kez Ayasuluk (Selçuk) Tepesinde Tunç çağında kurulmuştur. Bu tepede Hitit’e ait yerleşim yerleri vardır. MÖ 560 yılında Artemis Tapınağı çevresine taşınır. Kybele geleneğine dayalı Artemis kültünün en büyük tapınağı-Dünyanın yedi harikasından biridir- Efes’te yer alır. Yine Efes- Bülbül Dağı’ndaki Meryem Ana tapınağının burada olması bir raslantı değildir.

Dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis tapınağını İngilizler yerinden sökerek kendi ülkelerine taşmışlar. Halkımız tapınağın yatağındaki çukura İngiliz çukuru demektedir. Aynı tapınağın bir benzeri de Sart’ta (Salihli) bulunmaktadır. İzmir (Smyrna) da Hitit döneminin ve Amazonların en önemli izlerini taşıyan bir kenttir. En önemli Amazon lahitlleri İzmir ve Kütahya müzelerinde bulunmaktadır. Aydın- Karacasu- Afrodisyas Müzesinde de Amazon ve Afrodit heykelleri vardır.

Halikarnas’ta da (Bodrum) dünyanın yedi harikasından biri Kral Mausolus Mozelesi’nin yerinde de yeller esmektedir. İngilizler, Almanlar ve Fransızlar çeşitli zamanlarda Anadolu’yu yağmalamışlardır. Bu dünya harikası Mozele’yi yaptıran da onun eşi 1. Artemis’tir. Halikarnas adı yani Karya Kar’dan türemiştir. Aynı dönemlerde bu yörede Lidya, Likya, Hititlerin ardılı Luvi ve Milet bulunmaktadır. Karyalılar arasındaki Salamis Deniz Savaşını MÖ 480’de bir kadın, 1. Artemis yönetmiştir. Yerine 2. Artemis daha sonra da Ada geçecektir. Bu kadın kahramanlar kent devleti kuran, savaşan, dünyanın harikalarını yaratan insanlardır.

Aydın- Koçarlı'nın 30 km güneyindeki Gaffarlar Köyü yakınındaki Mazın Kalesi olarak anılan Amyzon kenti de savaşçı kadınların kentidir. Kütahya-Çavdarhisar'daki Aizanoi Antik kenti de kadın savaşçıların kentidir. İl merkezine 54 km , İzmir-Uşak karayolu üzerindeki bu kent kadınların oya gibi işlediği sanat yapıtlarıyla doludur. Kütahya Müzesindeki Amazon lahiti dünyadaki 20 örneğinin en sağlamı ve en güzelidir.

Afrodit dendi mi Afrodisyas akla gelir. Afrodisyas’ta onun altın beşiğinin olduğu, kazı sırasında Fransızların götürdüğü söylenir. Afrodisyas dünyanın en büyük heykel merkezidir. Pek çok Afrodit heykeli vardır ama dünyadaki en ünlü Afrodit heykellerinden birisi de Datça’daki Afrodit heykelidir. Bu topraklar kadın tanrı ve tanrıçalarıyla yoğrulmuş topraklardır.

Sarıkız, Türklerin Orta Asya’dan taşıdığı Şaman kökenli inançlardır. Doğayı koruyup taptığı gibi kadını da taparcasına seven bir inanç sistemidir. Kadın doğuran, üreten, yaratandır. Sarıkız Anadolu’da 7 tane olmasına karşın en önemli merkezi Tahtacı Yörüklerin yaşadığı Ege, Karıncalı Dağ, Kaz Dağları yöresidir.

SARIKIZ EFSANESİ

Altay Türklerinin hikâyelerinde dağ iyeleri genellikle kadın suretine bürünmektedir. Bunların inancına göre, hiç evlenmemiş bir kızdan türemiş olan Albas, kumsal yerlerde ve kayalarda bulunmakta ve keçi gibi bağırmaktadır. Bu ruh kam dualarında Sarıkız olarak nitelendirilir.

Nogay masallarında cinlerin şahı olan Sarıkız, Azerbaycan inançlarındaki cinlerin Al Ana’sı ile aynı zümrededir. Günümüzde, “Al, alkarısı, alanası, alkızı, albasması, alarvadı, alacama, albıs, albız, almış” gibi adlarla anılan ve hemen hemen bütün Türk dünyasında görülen Al ruh olağanüstü mefhumlardan biridir. Bu mefhum eski Türk inançlarındaki Al Ruhun günümüzdeki temsilcisi sayılabilir.

Kırgız-Kazak halk inanışlarına göre, Albastı iki türlü olup biri Kara Albastı ve diğeri de Sarı Albastıdır. Sarı Albastı sarışın bir kadın suretindedir. Bazen tilki, ekseriya keçi suretine girmektedir. Kazak-Kırgızlarda keçi suretinde görünen ve Tuva Türklerinde keçi sesi ile bağıran bu ruh Anadolu Türklerinde fena sesle bağırmaktadır. Kazak-Kırgız baksıları da, herhalde bu ruhu, tuv dediği derde derman olan ey Sarıkız, gel diye çağırıyor.

Bu ruh bütün Türklerde dişidir; hoppa, hilekâr ve yalancıdır. Anlaşılıyor ki Kam dualarında Sarıkız olarak betimlenen Al Ruh, Orta Asya Türklerinin mitolojik inançlarında sarı saçlı güzel kadına dönmüştür. Beltir ve Sagay Şamanlarının davulunda yedi sarıkız resmi bulunurdu. Al başlılık veya Sarı başlılık, Albastı tipinin temel özelliklerindendir. Diğer yandan Sarıkız Altay ve Yenisey Türklerinde su ezi/ su sahibi ve bazen de Almıs ~ Albız adını taşımaktadır.

Özbeklerde ve Türkmenlerde, Gök Türk yazıtlarındaki Umay Ana’nın yerini uzun, sarışın dalgalı saçları olan Sarı Ene tutar. Bu mitolojik varlık Anadolu’da Alevi Tahtacı topluluğu içinde Sarıkız kültüne çevrilmiştir. Sonuçta Abdulkadir İnan’a göre, “Tuvaların kam dualarında zikredilen ve kayalarda bulunan altı sarı Albası, Kazak-Kırgız ve Başkurtlarda sarıkız suretinde olan bu ruh kültü ile Anadolu Türklerinin Sarıkızlar efsanesi de birbirinden etkilenmiş olabilir.

Ege topraklarında ilk çağlardan bu yana Hitit, öntürkler damgaları görülmektedir. 13. yüzyılda Aydınoğulları Beyliği Ege yöresini ele geçirerek Birgi’yi başkent yapar. Daha sonraları Ayasuluk (Selçuk) ve Tire de başkentleri olur. Buralar, yüzlerce uygarlığın haşır neşir olduğu yerlerdir. Luvi’yi Aleviliğe bağlayanlar da bulunur. Bu topraklar kızların kutsandığı topraklardır. Bu topraklarda Hafsa Sultanın, Sarıkız’ın türbesi ve daha pek çok kadına özgü türbeler vardır. Salihli’de Kız Köprüsü, Ödemiş’te Kadın Deresi, Karıncalı Dağda Kızuçan, Kız Çeşmesi, Hanım Cami gibi pek çok yapıt bulunmaktadır.

Amazonlu kadınların Turva Savaşı’nda Anadolu’yu savundukları gibi Kurtuluş Savaşı döneminde de Ege’nin kadınları erkekleriyle beraber emperyalizmin maşası Yunanlılara saldırmışlardır. Baltaköylü kadınlar cephede savaşan efelere, Kuvayı milliye kuvvetlerine yiyecek, içecek, mermi taşırken, “Vurun yiğitlerim vurun! Bu topraklar ölümü göze alırsan kurtulur. Biz de bu topraklar için ölmeye geldik,” diye bağırırlar. İmamköy’den Efe Ayşe, eşinden kalmış bileziğini satarak Aydın’dan bir mavzer satın alıp cepheye katılır. İki kız annesi olan Efe Ayşe: “Kadın zayıftır ama ana kuvvetlidir. Beşik sallayan eller bir araya gelirse dünyayı sallar!” der.

Babasının tüfeğini alarak 16 yaşında Efe Ayşe çetesine katılan Çiftlikli Kübra: “Bu vatan, bizim de vatanımız, biz de bu topraklar için ölmeye geldik,” diye bağırır. Ayşe Çavuşlar, Gördesli Makbuleler bu topraklar için savaşır. Türk Amazonu Gördesli Makbule: “ Bu topraklar sadece erkeklerin değil kadınların da vatanı,” derken kör bir kurşunla şehit düşer. Ege’de efe diye erkek ya da kadına demezler. Yüreği çatal olan, yurdu ve ulusu için canını çekinmeden veren kahramanlara, yiğitlere efe denir. Efe kadın da olur erkek de…

Mustafa Kemal Atatürk, kadınlara seçme seçilme hakkını verdikten sonra ilk seçilen kadın muhtar Aydın-Çine-Demirören köyünden Gül Esin’dir. Amazon yürekli Gül Esin, Nazilli Eğriboyun Mezarlığında yatmakta, çağdaş kadınlar gömütüne ziyaret etmektedir. Aydın Büyük Şehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun Türkiye’nin en başarılı belediye başkanı olması bir tesadüf müdür? Hayır hayır! Bu topraklarda olan soylu genlerin açığa vurmasından başka bir şey değildir.

Kendisi de Aydın Yörükleri Kızıl Hafızlar soyundan olan Mustafa Kemal Atatürk, Yörük sözcüğünü kardeşi Makbule’ye anlatırken: “Yörük, yürüyen Türk demektir. Orta Asaya’dan Anadolu’ya, Aydın’dan da Selanik’e gelmişiz,” dermiş. Yörükler düne kadar yürümeye devam ediyorlardı. Yazın yaylalara, kışın düz ovaya göç ederlerdi. Göç için yükler develere sarılır, katar yapılır. Keçiler, koyunlar inekler sürülür. Göç giderken en öndeki devenin üstünde kim vardır bilir misiniz? Obanın en güzel kızı… Dağların özgür çocukları olan Yörükler, kızlarını da özgür bırakır, parayla pulla satılmaz. Kız istediğiyle evlenir.

Bu Yörük, Türkmen geleneği hâlâ Ege'nin bazı yörelerinde sürmektedir. Örneğin Ödemiş- Beydağ’da kız genceri vardır. Kız gencerinde kızlar evleneceği erkeği beğenir, evlenme teklifi yapar. Kızlar kara çarşaflar arkasına gizlenmezler Ege’de. Birkaç tane görürseniz de dıştan gelmiştir. Ege’de kadın erkekten çok insan vardır. Birbirini tamamlayacak insanların birbirinden ne çekinceleri olacak ki… Ege’de kadın olmak bir ayrıcalıktır. Atatürk’ün düşünce arkadaşı Nazillili Hacı Süleyman Efendi: “Kadınları, kızları okutulup eğitilmeyen ülkelerin gelişip ilerlemesi mümkün değildir,” der. Bu güzel insanları anlayabilirsek Ege’nin kadınını da anlarız. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
11 / 2 Parçalı bulutlu
Yarın: 10/1 Sağanak yağışlı