• 9 Ekim 2018, Salı

AŞILI İNSAN

Aydın için Evliya Çelebi, “Dağlarından yağ, ovalarından bal akar” der ya Aydın Dağları delice zeytinlerle doludur. Delice zeytin kendi kendine tohumdan çıkmış, susuzluğa dayanıklı, küçük küçük zeytinleri olan bir türdür. Bu delice zeytinleri istediğimiz tür zeytinden göz ya da kalem aşısı yaparsanız zeytin taneleri güzelleşiyor. Böylesi zeytinlere aşılı zeytin deniyor. Aşı yaparken ağaç türlerinin aynı guruptan olmasına dikkat edilir. Örneğin çöğür ya da ahlat ağacına armut, üçyaprak ya da turunç ağacına portakal, limon ya da mandalina türü aşılanır. Türler uygun değilse aşılar tutumaz, tutumuş gibi görünse de hemen kurur.

Ağaçların tohumdan çıkan ilk türüne nasıl delice deniyorsa insanların çocukluktan ilk gençliğe geçenine de delikanlı denir. O da delice zeytin gibi özgür, kafasının estiğini yapan kişidir. Onu okullarda okutarak çağdaş bilgilerle donatır, eğitir, düşünen, sorgulayan erdemli insan haline getirirsek o zaman Batılıların aşılı insan dediği insanı yaratırız. Avrupa, İngiltere gibi kendilerini eğitilmiş, aşılı insan sayan insanlar çoğunlukla insan haklarından söz ederken kendi insanlarından söz ediyorlar. Asya ya da Afrika’da yaşayanları insan yerine koymuyorlar.

Batıdaki Hümanist insanlar olyalara daha geniş pencereden baksa da kapitalist, sömürücü, ırkçı ve bağnaz kesimler kendilerinin dışındaki insanları ikinci sınıf insan olarak görüyorlar. Bugün Avrupa, Amerika gibi ülkeler bilim ve teknolojide ileri gitmiş olsalar da bilim ve teknoloji hiçbir ulusun tekelinde değildir. Üstelik ilk yazıyı, ilk tekeri, barutu, robotu ve pek çok teknolojiyi bulanlar Asyalılar ve yerelde ortadoğu ülkeleri ve Anadolu’dur uygarlığın beşiği.

Asya ile Avrupa diye kastettiğimiz İngiltere, Amerika gibi ülkelerin dünyaya bakışında da belirgin farklar vardır. Avrupa ne denli hümanist görünmeye çalışsa da kapitalist, sömürgecidir. Amerika’yı, Afrika’yı, Hindistan’ı, Çin’i ve pek çok ülkeyi sömürüp yağmaladığı için varsıllaşmıştır. Oralarda katlettiği insanlardan söz etmek istmezler nedense. Yamyamlık dönemleri bitmiş, ehlileşmişlerdir artık.

Birçok doğulu hümanisttin dediği gibi, “Işığın kaynağı doğu”dur. Anadolu’nun ilk uygar insanlarından olan Luviler’e “ışık ınsanlar” denmesi bir tesadüf değildir. Anaerkil bir yaşam süren Luviler, hiyorolif yazıdan tutun da pek çok buluşun önderidir. Hititlerle beraber Anadolu uygarlığında harikalar yaratırken Avrupa taş devrini yaşıyordu.

13. Yüzyılın hümanistleri, ışık insanları Hacı Bektaş Veli: “Bilimin aydınlatmadığı yol değildir” diyor. Mevlana:”Bizim kapımız umutsuzluk kapısı değil” derken, Koca Yunus: “ Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil” diyor. Yürekleri insan ve doğa sevgisiyle dolu bu paylaşımcı insanlar tüm insanlığı kucaklarken bu günün uygar geçinenleri ne yapıyordu dersiniz. Fransa’da deliren hastalara bir kazığa sıkıca bağlayıp içindeki şeytanı çıkarmak için kırbaçla dövüyorlardı. Onlardan binlerce yıl önce Bergama’da hastalar, telkin, müzük, tiyatro ve ilaçla tedavi ediliyordu.

Yine 13. Yüzyılda yaşamış olan İranlı Şair Şeyh Saddî Şirazî: “Hayat, temmuz güneşiyle eriyen kar gibidir/ Eryip gitmişken, hâlâ bu gurur, bu kibir neden?” diyor. Doğu ile Batı’yı karşılaştırıken:

“Batılı düşünce adamları maddeyi, maddeciliği esas almaktadır. Doğu ise manevi değerleri temel almaktadır. Birey her şeyi madda olarak alıyor, ona uygun değerlendirmeler yapıyorsa, bulunduğu taraf Batı’dır. Maddenin simgesi paradır. Her şey kazanç için vardır.

Birey; manevi değerleri temel alıyorsa, bulunduğu taraf doğudur. Batı, insanı yüceltir; Doğu, doğayı yüceltir. Batı, insanın her şeye egemenliğini savunur, Doğu, insanın haddini bilmesini, ölümlü olduğunu unutmaması gerektiğini söyler. Batı, biçimi temel alır, Doğu, özü esas alır. Öz ve biçim her zaman örtüşmez. Batı’ya göre, biçim özün yansımasıdır. Doğu’ya göre ise, biçim yanıltıcıdır, çoğunlıkla çirkin öz, güzel biçim alır. O halde, ‘nefis yuları çekilmeli ki, öz yücelsin.

Doğulu düşünür, bilir ki, insan parça, evren bütündür, parçaya tapmaz, parçayı yüceltmez. Evren bir bütündür, insan onun küçük bir parçasıdır.Parça eksik ama önemlidir. Ancak doğanın diğer parçaları da önemlidir. Doğulu düşünür, söze değil öze; biçime değil mayaya bakar. İnsan ne kadar bilgili olursa olsun, cahil katında bilgisizdir,” diyor Şiraz’i.

İranlı şair, filozof, matematikçi, mantıkçı, felsefeci, astronom Ömer Hayyam’dan insanlığın öğreneceği çok şey vardır. 11. ve 12. Yüzyılda yaşamış olan büyük bilgin Hayyam (çıldırıcı) mahlası alrak insanlığın ufkunu akılcıl yollarla açmıştır. Şiirlerinde zamanın haksızlıklarını, softalarını, ince, alaylı, iğneleyici bir dille yermiştir. Rubabi 295’te, “Kaderin elinde boynum kıldan ince / Tüysüz kuşa dönerim ecel gelince / Yine de toprağımdan testi yapın / Dirilirim içine şarap girince,” derken şarabın yasak olmadığını da şu dörtlükte dillendirir. “Tanrı, cennette şarap içeceksin der,/ Aynı Tanrı şarabı nasıl yasak eder,/ Hamza bir arabın devesini öldürmüş, / Şarabı yalnız ona haram etmiş peygamber,” der.

Yaşama dair verdiği öğütlerde, “Dostunu erkekçe seven kişi,/ Pervane gibi özler ateşi,/ Sevip de yanmaktan kaçanların,/ Masal anlatmaktır bütün işi,” Ömer Hayyam, yaptığı bilimsel çalışmalar ve buluşlarla insanlığın ufkunu açmıştır. Dinsel yasaklardan öte felsefe, mantık ve bilimsel çalışmalarıyla ortaçağ karanlığında akşam sabah yıldızı gibi parlamıştır.

İnsan gibi yaratılmak Tanrının bir lütfu, insan olmak iradeyi eğitmek ve erdemli bilğilerle donanmakla oluyor. Ama unutmayalım ki herkes yaşadığı coğrafyaya benziyor. Deliceleri hangi aşıyı yaparsak yapalım, yaşadığı coğrafyadan koparmayalım. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
16 / 9 Parçalı bulutlu
Yarın: 15/12 Sağanak yağışlı