• 10 Nisan 2018, Salı

GIDI GIDI TRENİ

“Deli Hatce” derlerdi Hatice teyzeye. Evi istasyona oldukça yakındı. Bir tren sesi duydu mu duramazdı yerinde, hemen istasyona koşardı.

“ Tren sesini duydu ya gidiyor mahallenin delisi,” derlerdi komşuları. Treni görünce, orta boylu kadının gözleri, kırık camlar gibi parlardı. Tren, sanki yavuklusunu getirmiş de onu ararcasına dolaşırdı vagonlarda. Beyaz, tüysüz kollarını saracak sanki sevgilisinin boynuna. Ya da hiçbir zaman gelmeyecek sevdiğini düşlerdi vagonlarda… Tren giderken de nişanlısını askere yollayan gonca gül gibi bükülürdü boynu. Bakakalırdı giden trenin ardından. Hatice teyze epeyce yaşlıydı. Yüzü, kırış kırıştı. Denizler gibi dalgalı yüzünün her dalgasında bir hüzün, bir acı gizliydi. İstasyon ve istasyonun güneyinde sergilenen kapkara, koca lokomotif, onun sığınağı gibiydi. Bazen sevecen bakışlı ninesinin ayakları dibine yatarcasına uzanırdı lokomotifin gölgesine. Bazen de istasyondaki banklara yatardı. Allı pullu, renk renk giysisiyle onu uzaktan görenler hemen tanırdı. O, istasyon meydanının gülüydü. Görevliler bir gün görmeseler hemen sorarlardı.

“ Hatice teyze bugün gelmedi, bir şey mi oldu acaba?” diye. Üstü nilüferle kaplı bir göl gibiydi. Ne kadar deşsen görünmezdi dibi.

Erken gelen bir sonbahar günü, sabah ezanı daha yeni okunuyor. Şimşekler gökyüzünün karanlığını yırtıyordu. İstasyon sundurmasına yansıyan turuncu ışığa belli belirsiz bir kadın gölgesi düştü. Satış gişesinin önünde hiçbir kıpırtı yoktu. Yüzü gülüşlerle nakışlı, kıvırcık, kırlaşmış saçları harelenen kadın banklara uzanıverdi. Derin uykulara dalmıştı birdenbire. Derin derin soluk alıp veriyor, yüzünün mimiklerinden korkulu bir düş gördüğü belli oluyordu. Kısa parmaklarıyla yüzünü kaşıdı. Sinsi gülüşüyle gamzeleri derinleşti. Uzun, kara kirpikli gözleri şimşekle beraber açılıp kapanıyordu. “ Aç kapıyı, kapatma, kapatma! Şu kısacık ömürde rezil etme beni! Karabasanlar gidin başımdan!” Kendi kendine sayıklıyordu.

Gişenin ışığı yandı. Sanki ağır bir yükün altından çıkarcasına bir “oh” çekerek banka sırtını dayadı. İçinde dillenen duygular dudaklarında dondu kaldı. Hiçbir şey düşünemez oldu. Gözlerinde hâlâ o kireç badanalı evin titrek ışıkları yanıyordu. Güz yaprakları sabah yeliyle savrulurken özlemler uçukladı dudaklarında.

Ayağında kara lastik, yüzünde incecik bir çizik, gömleğinin üç düğmesi eksik bir simitçi yaklaştı yanına. Simit tepsisini uzattı ona. Simidin iyice kızarmışından bir tane alan teyze cebine davrandı. Simitçi çocuk elini uzatarak:

“ Ne yapıyorsun ana. Sakın ha!” diyerek elini tuttu.

Bizim yüzümüze bakarak:

“O benim uğur anamdır. Benden bir simit aldı mı tüm simitlerimi kısa sürede bitiririm. Simitçi, simitçi!” diye bağıra bağıra gitti. Yanına oturduğumda dağınık saçlarının gölgelediği yüzü, ışıklarla değişip duruyordu. Atmacanın avına bakışı gibi -sen de nereden çıktın- dercesine dik dik baktı yüzüme. Gözünün üstündeki kalın damar, ince, kırışık tenini titreterek atıyordu. İkilem içindeyim. Konuşsam mı konuşmasam mı? Sanki konuşmaya başlarsam sözcükler büyüyü bozacak, onunla aramda kurduğum gizil düşlerin yıkılacağını düşünüyorum. Ama merakım ağır basıyor yine. “ Hatice teyze, size bir şey sorabilir miyim?” Sor bakalım dercesine gözlerini kapadı. “Sizdeki tren sevdası nereden geliyor?” dedim. Daldı gitti ıraklara…

“ Zamanı mıydı şimdi,” dercesine durgun gözlerle boş boş baktı. Kuruyan dudaklarını yaladı diliyle.

“Babam,” dedi. Sabırsızca kendisine baktığımı görünce konuşmasını sürdürdü. “Babam trende makinistti,” dedi. Anılar burgacının derinliklerine dalıverdi. “On altı yıl lokomotiflerde makinistlik yaptı babam. Gitti mi üç, dört günde bir gelirdi evimize. Nazilli Sümerbank Fabrikası açılınca evime yakın olayım diye fabrika ile istasyon arasında çalışan küçük motorlu trende çalışmaya başladı. Bu küçük tren giderken “gıdı gıdı” diye ses çıkardığı için halkımız ona Gıdı Gıdı Treni dedi. Tren istasyona gelirken ben koşardım önüne. Sarılırdım babama, bana çıtır gevrek alıverir, sonra da hoplaya zıplaya okula giderdim.

İlkokul ikinci sınıfa gittiğim yıldı. Ekimin sekizi miydi ne, babam eve telaşlı geldi. Olağan üstü bir şey olduğunu onun yürüyüşünden anlamıştım.

“ Yarın Nazilli’ye Atatürk’ümüz geliyor. İstasyondan fabrikaya kadar da benim Gıdı Gıdı Treni ile gidecekmiş. ” Nasıl da heyecanlıydı babam, titriyordu.

“Kızım sen de en güzel giysilerini giyip istasyona gel. Sana Gazi’yi göstereyim,” dedi.

Bana da bir heyecan sardı ki sormayın. Kalbim yerinden fırlayacak sanki. Sabaha kadar doğru dürüst uyuyamadım. Gözlerimi kapar kapamaz Mustafa Kemal’in altın saçlarını, ışıklar saçan mavi gözlerini görüyorum.

Babam çok erken gitti fabrikaya. Ben de hazırlanıp kelebek gibi kollarımı açıp koştum istasyona. İstasyon allı morlu giysili kadınlar, çocuklar, kasketli amcalar tarafından doldurulmuş. İğne atsan yere düşmez derler ya ta öyle.

Saat öğleye yakındı, on bir gibiydi. Bir tren düdüğü duyuldu Aydın yönünden. Halk duramıyor yerinde. Kalabalık, demiryolu boyunca koşmaya başladı. Bekçiler, demir yolu görevlileri zor durdurabildi kalabalığı.

Yeni Mahalleden lokomotifin dumanı göründü, ardı ardına da düdüğünü çalıyor. Ortalık mahşer yeri, koca lokomotifin dumanından ateş böcekleri uçuşuyor gökyüzüne. Çınar ağacının yapraklarını göğe savurarak girdi istasyona. Bir alkış tufanı kapladı her yere. Atatürk’ü gördüm trenin penceresinde. Pencerenin camını indirmiş, kollarını dayamış, el sallıyor. Sanki onun olduğu vagondan bir ışık yükseliyor. Kalabalık Halkevi’ne yöneldi. Babam beni omzuna bindirdi ama yer gök insan, ne kadar uzansam da bir türlü göremiyorum. Bir süre sonra o kalabalık yine istasyona yöneldi. El çırpanlar, “Yaşa, var ol Paşam!” diye bağıranlar, ağlayanlar…

Babam da ağlıyordu.

“ Neden ağlıyorsun baba?” dedim.

Eliyle gözlerindeki yaşı silerken:

“ Sevincimden kızım, sevincimden. Allah’ım ölmeden beni Ata’mı gösterdi ya şükürler olsun!” diyordu. Babam beni Gıdı Gıdı Treni’nin sürücü bölümüne oturttu. Atatürk, kızı Afet hanım ve seçkin konuklar trenin vagonuna bindiler. Tren yavaş yavaş hareket etti. Demiryolu kenarları insan kaynıyor. Kalabalık, bir ırmak gibi trenle beraber fabrikaya akıyordu. O coşku, o heyecan ancak yaşanır… Ata’mızın kısa konuşmasından sonra Türk Ulusunu giydirecek olan Türk işçileri, kadınlı erkekli Atatürk’ün önünden geçtiler. Atatürk, ilk kısmın önüne gelerek kırmızı kurdele bağlanmış sarı madenden, Sümerbank harfleri ile yapılmış bir anahtarla kapıyı açtı. Herkes içeri girdi.

Fabrika müdürü Atatürk’e karşı saygıyla eğilerek: “ İşletmek için emirlerinizi bekliyorlar efendim,” dedi. Dört yüz seksen makine gürültü ile çalışmaya başladı.

Atatürk:

“ İşte halkımıza mutluluk verecek sesler,” diyordu. Makineler işliyor, kumaşlar dokunuyor, renk renk çiçeklerle bezeniyordu basmalar. Fabrikadan dönerken herkes Atatürk’ten söz ediyordu. Benim yürüyüşüm bile değişmişti. Çünkü ben Atatürk’ü görmüştüm. Ertesi gün okulda da hep Atatürk ile ilgili konular konuşuldu.

Öğretmenim bana bakarak:

“ Hatice sen babanla Ata’mızı daha yakından görmüşsün, duygularını anlatır mısın?” dedi. Omuzlarım sanki dağlara yükseldi, öyle gururlandım ki: “Öğretmenim, elleri çok kocamandı. Yüzü ışık içindeydi, tam olarak seçemedim.” dedim. Sınıftan bir gülüşme sesi yükseldi.

Halkımız, ekmek tekneleri olan bu fabrika için türküler de yaktı.

“Nazilli basmaları, Nazilli’de dokunur/ Mektup yazma sevdiğim, postaneden okunur,” diye. Bizim mahallenin çocukları da Gıdı Gıdı adını çok sevmişlerdi. Herkes kedisinin adını Gıdı Gıdı koydu. Tren mahalleden geçerken çocuklar, “ gıdı gıdı, gıdı gıdı!” diye bağrışırlardı.

Zaman nasıl da çabucak geçiveriyor. Sanki bir düştesin, gözlerini bir açıyorsun her şey yok oluvermiş. Atatürk’ümüzün açtığı o koskoca Sümerbank Fabrikası kapatıldı. Gıdı Gıdı Treni’ni de tutsak edip kapamışlar fabrikaya, demir parmaklıkların ardına. Dili olsa da bir konuşabilseydi. Neler anlatırdı kim bilir…

Tren sesi duyunca susamı yeni kavrulmuş, gevrek kokusu yayılır içime. Babam yeşerir gözlerimde, bir de kara tren türküsünü duyumsarım. “ Kara tren gelmez mola/ Düdüğünü çalmaz mola… Hatice teyzeyi bir daha göremedim. Nerede bir tren sesi duysam ya da görsem hep O canlanır gözlerimde. Not: “Kültürünü ve tarihini sahip çıkmayan ulusların coğrafi sınırlarını düşmanları çizer.” 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
28 / 11 Parçalı bulutlu
Yarın: 30/16 Çok bulutlu