• 11 Aralık 2018, Salı

NİÇİN YAZIYORUM?

Beni yakından tanıyıp da gece gündüz okumak ve yazmakla günlerimin geçtiğini bilen bazı dostlar soruyorlar. “ Neden yazıyorsun?” Bu soruyu ilk kez duyduğumda biraz bocaladım. Sonra da kendi kendime düşündüm. Niçin yazıyorum?

Ben biraz da yüreğimi, acımı, yaramı göstermek için yazıyorum sanki. Yazdıkça yüreğimin yanına yeni yürekler, acımın yanında yeni dostlar, yaramın yanında yeni hekimler bulup çoğalacağız diye düşünüyorum. Ben yazıma sadece düşüncelerimi değil, duygularımı, gözyaşlarımı, heyacanımı, sevincimi de katarak yazıyorum.

Deli divane yurt sevdalısı bir kişiyim. İçimin ateşini bir tuvale çizer gibi kağıda işliyorum. Bu güzel yurt için ölen herkesle ölüyor, yaralanan her Mehmetçik’in açısını yüreğimde taşıyorum. Bir gazete okudum, doğuda şehit düşen bir genç teğmenin tabutunun resmi var. Tabutun başında ellerini göğe kaldırmış çaresiz genç bir kadın, tabuta sarılmış on yaşlarında bir oğlan ve tabuttaki bayrağı koklayan altı yaşlarında bir kız çocuğu…

Bu kız çocuğunun sözleri yüreğimi dağlıyor. “ Anne! Bayrak babam kokuyor!” İçin için akıyor gözyaşlarım. Özgürlüğümüzün simgesi olan bu bayrak için canını, kanını veren yiğitler için acaba bizler görevimizi yeterince yapıyor muyuz? Yoksa Orhan Veli’nin, “Ne atom bombası, ne Londra konferansı,/ Bir elinde ayna, bir elinde cımbız,/ Umurunda mı dünya.” diye dillendirdiği şiiri mi okuyoruz?

Aydının, yazarın bir görevi de içinde bulunduğu toplumun kültürünü, yaşadığı destansal olayları, bu yurt için büyük hizmetler yapmış önemli kişileri ülkesinin insanlarına tanıtıp, özümsetmek değil midir? Ben de bu toprağın öykülerini, Kurtuluş Savaşı destanlarını, Ege’de yaşayan onurlu, dik duruşlu efeleri, zeybekleri, yörükleri, tarihin derinliklerinden çıkarıp yeni kuşaklara tanıtmak için yazıyorum.

Ta Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdığımız Şaman geleneklerinin içindeki gizleri, bu gizlerin Anadolu uygarlığıyla yoğrulup ortaya çıkan Anadolu Kadın tanrılarını, kadın kahramanlarını, Anadolu’yu bizim damgamızı vuran, Türkleştiren, “ Her ne arar isen kendinde ara, Mekke’de, Kudüs’te, hacta değil,” diyen Anadolu erenlerimizi yazıyorum.

Daha özcesi yaşadığımı kanıtlamak için yazıyorum. Körler ülkesinde açıkgöz olmak için değil, açıkgözler ülkesinde paylaşmasını bilen mutlu bir insan olabilmek için, karanlığa küfretmeyip bir mum yakabilmek için, aydınların, yurtseverlerin, yazarların, çizerlerin tutukevine atıldığı bir dönemde korkmadığımı göstermek için yazıyorum.

Ülkemi, kültürmü, yaşadığım toplumu, toprağımı çok seviyorum. Beni ben eden, besleyen, okutan, emek veren insanlara layık olabilmek, onlara olan borcumu ödeyebilmek için, “Söz uçar, yazı kalır” derler ya ölümle benimle gidecek olanları ölümden kurtarabilmek için yazıyorum. Koca Yunus’un, “Yaradılanı severiz, yaratandan ötürü,” dediği insanları sevgimi iletmek için yazıyorum. Ölsem bile anımsanmak için…

Nar desnli bir yorgan gibi sımsıcak saracak dostlar için yazıyorum. İçimde harlayan ateşi paylaşmak, çoban ateşlerini çoğaltmak, sevgiye sevda dönüştürmek için yazıyorum. Yazarken yenipyeni dostlar ediniyorum. Okur çevresinden oluşan büyük bir hazine kazanıyorum. Doğayı ve insanları sevdikçe, sevildiğimi hissediyorum. Bu bile yazmam için yeterli bir neden değil mi?

Vereni mağdur, alanı mahçup etmeyen tek şey sevgidir. Ve insan içindeki sevginin ağırlığınca insandır. Sevgiyi sevdaya dönüştürmek, kini, nefreti yok etmek için yazıyorum. Koca Yunus’un dediği gibi: “Sevelim, sevilelim,” sevgiyi çoğaltmak için yazıyorum. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.