• 16 Ekim 2018, Salı

FIRTINA KUŞU

Adaletin katledildiği, tuzun koktuğu günlerden geçiyoruz. Korku imparatorluğu adım adım kuruluyor. Parti yöneticileri kurşunlanıyor, gazeteler basılıp kapatılıyor, düşünce adamları sorgusuz sualsiz içeri atılıyor. Çok güvendiğimiz Türk yargısı can çekişiyor. Güven duyduğumuz Cumhuriyet’in savcılarına kuşkuyla bakıyoruz. Açıkçası Atatürk’ün Bursa Nutku’nda belirttiği günleri yaşıyoruz.

"Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır….”

Fırtına kuşu, bir okyanus kuşudur, bir kuşa yakışmayacak kadar kocaman gövdesi, uzun ve dar kanatları vardır. Bu gövdeden beklenemeyecek kadar zarif bir süzülüşle uçar gökyüzünde. Kilometrelerce yol kat eder, saatlerce havada kalabilir. Gücü ve dayanıklılığı hayranlık vericidir. Bir çok öyküye, resme, müziğe esin kaynağı olmuştur. En güçlü fırtınaların çıktığı anlarda tüm kuşlar sığınacak kuytu yerler ararken, fırtına kuşu uçmaya devam eder. Atatürk’ü de fırtına kuşuna benzetir Hamdullah Suphi;

"Mustafa Kemal’i ilk defa meclis'in önünde ve kürsüde görüyordum. Eski Anadolu, onun davetine, her şekilde, her kıyafette birtakım adamlar göndermişti. Bektaşî şeyhleri, konya çelebileri, medrese uleması ayaklarında eti çarıkları, asurî kılığında, şarklı ağalar toplanmışlardı. Okulun yetiştirdiği kimseler, dağın, kırın ve geleneğin yetiştirdiği kimselerle birlikte toplantı halindeyiz. Kürsüye çıktı ve davasını açıkladı. Bugünkü Türkiye, iyi söylenmiş bir söz üzerine kurulmuştur.

Fırtına kuşu, elinde kendinden başka bir kuvvet olmaksızın karşımıza çıktığı vakit, ona kim inanırdı; eğer sesinde büyük iman olmasaydı. Kelimeler ağzından çıktıkça arkada bir şey kurulduğunu anlıyorduk. Konuşuyor ve bir şey bina ediyordu. Her kelime kayaların içine oyulmuş çukurlara temel taşları gibi iniyordu. Kumral adamın mavi gözleri ara sıra dinleyenlere bakıyor.

Aramızdaydı! sesinde, eski bir milletin en iç kuvvetleri coşuyordu. Dinlemiyorduk, görüyorduk; konuşuyordu, yapıyordu. mücadele kuşu kayanın üstünde kanatlarını açmış, iki gök parçası gibi bakan gözlerini süzmüş, haykırıyor. Bu ses, ruhu derhâl etkisi altında bırakıyordu.

Söz adamı, fiil adamının yollarını açtı. Memleketi kurtarmadan önce kalpleri yeisten kurtarmak lâzımdı. fırtına kuşu en evvel kalpleri kazandı. Memleket kurtuluşunun başında bir hatip vardır; onun askerî, teşkilâtçı, ıslahatçı... bütün diğer kuvvetleri, hatibin inandırdığı ruhlar üzerinde çalışmak imkânını buldular. Felâket günleri içinde, o, çerçevesi uçurumdan ibaret bir kürsünün üstünde konuştu. O, cihan karşısına bir davacı gibi çıktı. Aynı kürsü üstünde o, bir gün hükümlerini verdi. O gün, o, bir hâkimdi. Bir gün verdiği hükümleri yürütmek, tatbik etmek için icra vazifesini üzerine aldı, topladığı orduların başına geçti...

Önümüzde giden kuş, kılavuz kuş! Hepimizin kalbinde senden gelen bir ışık, yeni ufuklara arkandan akıp gidiyoruz."

Karanlık günlerden geçiyoruz. Fuzuli'nin dediği gibi, "Söylesem tesiri yok, sussam gönlüm razı değil." Bir uyansak, bir uyanıbilsek... Korkunun ecele faydası da yok. Zaten kurulmak istenen korku imparatorluğunun ereği, insankarı korkutarak susturup pusturmak, sustukça meydan onlara kalacak…

Aydın yöresinde bir söz vardır; “Kurt bunalırsa köye iner, kul bunalırsa dağa çıkar.” Osmanlı yönetiminden bunalan insanlar dağa çıkıp efe olmuşlardır. Cumhuriyet yönetimi adaletli davrandığı için de dağdan inmişlerdir. Atatürk, efeliği efendiliğe dönüştüren kişidir. Uçurtmayı yükselten de rüzgar değil, onun direnme gücüdür. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
18 / 6 Açık
Yarın: 17/5 Parçalı bulutlu