• 20 Mart 2018, Salı

ATATÜRK GİBİ DÜŞÜNMEK

“Atatürk gibi düşünmek” Finlandiya’da yaygın olarak kullanılan bir deyimmiş. İlknur Kalıpçı’nın Nazilli’deki güzel söyleşisini izlemeseydim, öğrenemeyecektim. Usun (akılın) önde olduğu, duygusallıktan ırak, mantıklı, bilimsel düşünmeye, Atatürk gibi düşünmek diyorlarmış.

Kültürüyle övünen bizler acaba “Atatürk gibi düşünebiliyor muyuz? Yaptıklarımıza bakmak yeterlidir. Ulusal onurumuzu zedeletmeden, ulusal değerlerimizi yitirmeden, dilimizi, kültürümüzü sahip çıkabildiysek, Atatürk’ümüz gibi düşünüyoruz, demektir.

Cumhuriyetin ilk yıllarıdır. İngilizler yenilgiyi içlerine sindirememiştir. Savaş gemileri Ege Denizi’nde dolaşırken Kuşadası yakınlarından askerleri karaya çıkarak, çobanları yaralayıp, koyunlarını kesip, gemilerine götürürler. Bu olay iki kez yinelenir. Davranışlarıyla yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni tanımadıkları izlenimini yaratırlar. Olayı duyan Mustafa Kemal’in tepkisi şöyle olur. Kuşadası Kaymakamına ;”Karaya tekrar çıkarlarsa İngiliz askerlerini vurun,” der. Karaya tekrar çıkan üç İngiliz askeri Güzelçamlı’da vurulur. Olayı duyan Atatürk, Balıkesir’deki askeri birliği Kuşadası ve Söke’ye kaydırır. İngilizlerden hiçbir tepki gelmez. Ve olay kapanır gider. İngiliz gemileri buralarda bir daha görünmez.

Atatürk gibi düşünmek, olaylardan daha önemli olan onu yaratan nedenleri doğru değerlendirip zamanında karşı önlemi alabilmektir. Atatürk için olayın kendisi değil, onun gerisindeki nedenler önemliydi. Olay ortaya nasıl çıkıyor? Onun gerisindeki nedenler, nelerdir? Bu soruları yanıtlamadan, neden-sonuç ilişkisini kurmadan Atatürk gibi düşünmek, olanaksızdır.

Yunan ordusu İngilizlerin desteği ile Anadolu’ya ayak basmıştı. Yunan ordusunun ilk yenilgisinde İngiliz desteğinin kesileceğini Atatürk sezinliyordu. Nitekim ilk görüşme girişimi Fransa’dan geldi. Ege’deki ve Güney Anadolu’daki direniş Fransızların TBMM’ni tanımalarını sağlamıştır. Yalnız bırakılan Yunan ordusunu haklamak daha kolaydı. Görülüyor ki Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşını, önce masada kazanmıştır.

Bilimsel bilgilerle beslenmeyen beyinler doğru düşünme yollarını da bulamazlar. Doğmaların karanlıklarında kör dövüşü yaparlar. Atatürk, çok okuyan, bilimin gücünü inanmış bir kişiydi. Yaşamda en doğru yol göstericinin doğmalar değil bilim olduğunu çok iyi biliyordu. Düşüncelerin baskıyla sindirilemeyeceğini ancak karşı düşüncelerle yok edilebileceğinin de bilincindeydi...

Atatürk gibi düşünmek adam gibi düşünmektir. Devlet adamı ulusunun simgesi olabilmelidir. Atatürk, kendi onurunu ulusunun onuruyla bütünleştirmeyi bilmiştir. Devlet adamı, saygın olmak, saygı uyandırmak zorundadır. Ayaküstü, düşünmeden verilen demeçler devlet adamına yakışmaz.

Avrupa Birliğine üye olabilmek için her türlü ödünü düşünmeden veren, ulusun yararını ve onurunu düşünmeyenlere aşağıdaki örnek belki düşünmelerini sağlar.1932 Temmuzunda bugünkü adıyla Birleşmiş Milletler (Cemiyeti Akvam) Türkiye Cumhuriyeti devletinin birliğe üye olması için başvuruda bulunmasını bildiren bir yazı gönderir. Atatürk’ün yanıtı aynen şöyledir.”Başvurmayı düşünmüyoruz. ,davet ederseniz katılırız.” Birleşmiş Milletler Konseyi, tarihinde ilk kez değişiklik yaparak, Türkiye’yi birliğe davet eder. Atatürk sağ olsaydı, AB’den çağrı gelmeden onların suratına bile bakmaz, elinin tersiyle iterdi.

Ulusal değerlerimizin, adlarımızın yağmalandığı, Türk dilinin horlandığı, vatan toprağının parsel parsel satıldığı, anayasadan Türk adının çıkarılmaya çalışıldığı, tarih dersinin üniversite sınavlarından çıkarıldığı bu günleri görünce Koca Nazım’ın Kuvayi Milliye şehitleri için yazdığı şiirini anımsıyorum.”Şehitler, Kuvayı Milliye şehitleri./Sakarya’da, İnönü’de, Afyon’dakiler./ Dumlupınar’dakiler de elbet./ Ve de Aydın’da, Antep’te vurulup düşenler, yatarsınız al kan içinde. /Siz toprak altında derin uykudayken, düşmanı çağırdılar!/ Vatan toprağı satıldı, uyanın!../ Bizler, toprak üstünde derin uykudayız./ Kalkıp uyandırın bizi./ Uyandırın bizi!../ Şehitler,Kuva-yı Milliye Şehitleri…”

Mustafa Kemal Atatürk, 30 Ağustos Zaferi’yle Yunan ordusunun bel kemiğini kırarak Yunan komutanı Tirikopis’i tutsak alır. Ona karşı saygılı davranıp teselli eder. Aradan yıllar geçer. Tirikopis, değişimle Atina’ya döner. Atatürk’ün öldüğünü duyunca çok üzülür. Kendisi ölesiye kadar her 10 Kasıma Atatürk’ün evine giderek saygı duruşunda bulunur. Atatürk gibi düşünmek düşmanından bile saygı görmektir. Mecliste “laiklik” tartışılırken yobaz beyinlere Mustafa Kemal’in haykırdığı gibi;”Adam olmaktır…”

Behçet Kemal Çağlar; bir şiirinde;”Mustafa Kemal’in altın başı. / Yurt sevgisinin mihenk taşıdır,” der. O’nu bir bütün olarak algılayamadığımız sürece gerçek bir yurtsever olmamız mümkün mü? Türk demek, dil demektir. Türkçe giderse Türkiye gider. Geçmişini ve kültürünü sahip çıkmayan uluslar tarih sayfasından silinip giderler. Tüm belediye başkanlarımızı Türkçe konusunda duyarlı davranmaya çağırıyorum. Şehrin her yeri yabancı tabela ve yazılarla dolu, “Burası Türkiye mi” diye Kuşadası’nda karaya çıkan turistler soruyorlar. Dilini sahip çıkamayan ulusal değerlerini korumayan ulusların coğrafi sınırlarını düşmanları çiziyor. Düşünerek, iri, diri, uyanık ve bir olalım ki karanlıklar aydınlansın. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
13 / 8 Sağanak yağışlı
Yarın: 12/4 Güneşli