• 22 Mayıs 2018, Salı

DÖL TUTMAK

Doğa Ana’nın özgür çocuklarıdır yörükler. Dağların her düzü onların evidir. “Şurası eyice” dediler mi kara çadırlarını oraya kuruveririler. Şehirliler gibi açgözlü de değildirler. Çadıra her uğrayanı doyururlar, buyrun diyerek konuk severliklerini gösterirler. Her şeyin doğaya ait olduğunu bildiklerinden her yerden hem yer hem de yedirirler. Bazı köylüler onlar için, “Evine eriği, damına yörüğü sokma” derler. Yunus gibi, yaradılanı severler yaradandan ötürü. Dikbaşlı, onurludur ama sevmeyi, sevişmeyi, bölüşmeyi de bilirler. Özcesi, Evrenin dengesini bozmadan yaşamayı bilirler.

Yörük çocukları da doğanın kucağında, özgür dağların ocağında büyüdükleri için doğda olan her şeyin farkındadır. Kuşların sevişmesinin, koçların döğüşmesinin ne anlama geldiğinin farkındadırlar. Eşekler,köpekler, keçiler, koyunlar çiftleşirken, ayıp diye sağa sola bakmazlar. Doğa yasalarını iyi bilirler. Adları da çok olduysa Yeter, olup da öldüyse Satılmış’tır.

Onlar dağlarda mutludurlar ama devlet yöneticileri onları durmadan düze indirip denetlemek, vergisini çoğaltmak isterler. Yöneticilerin isteğine uyarak düze inen bir Yörük Beyi dere kenarında çamaşır yıkayan iki gelininim konuşmasını duyar; “ Ben o aletin kemik olduğunu sanıyordum meğer etmiş” deyip gülüştüklerini görünce içinde fırtınalar eser. Ertesi sabah erkenden kalkıp; “Haydin hazırlanın, gidiyoruz” diye bağırmaya başlar. “Nereye gidiyoruz?” diye sorduklarında “Aletin kemik olduğu yaylalara gidiyoruz” der. Özgür hava ve katışıksız yiyecekler insanı sağlıklı, uzun ömürlü yapar.

Dedik ya dağların, Yörüklerin kendilerine uygun, doğa yasalarına ters düşmeyen gelenek, görenekleri vardır. Döl tutma da bunlardan biridir. Her ekonomik sistem kendi kültürünü de yaratır. Geçmişte uygulanan geleneklerin çoğu yaşanılan ekonomik sistemin ürünüydü. Bu gelenekler aynı zamanda yörük ve köy toplumunun birlik, beraberliğinin çimentosu görevini görüyordu. Küçükbaş hayvancılığın yarattığı saya gezme geleneği de bunlardan biriydir. “Tüm köy halkı zenginiyle, yoksuluyla saya şenliğine katılırdı. Yaz ortalarında koçlar sürüden ayrılarak özel bir bakıma alınır, ekim sonu sürülerde güz seçimi yapıldıktan sonra koç sağmala katılırdı. Sürü sahibi, sürünün içindeki en gösterişli, boynuzlu erkek kuzuları koç olarak ayırır, diğerlerini burardı. Koç katımının yüzüncü gününde döl tuttuğuna inanılırdı. Şubat ayının ortalarına denk gelen bu günlerde sürü kışı köyde geçirdiyse kış ağılına çıkılırdı. Bu kış ağıllarına da döl adı verilirdi. Çok kar yağmadığı yıllarda sürünün kış ağılında kalması yeğlenirdi. Buralarda sürünün bakımı, beslenmesi daha kolay olurdu.

Genellikle suya yakın, dağların güney eteklerine yapılırdı kış ağılları. Yarım ay biçimi geniş bir girişi olur, girişin bir yanına çobanın barınması için çobansalık yapılırdı. Kuzular ilk doğduklarında soğuktan korumak için pin adı verilen kuyulara konur, biraz serpilince ağılın içine yapılan kuzuluğa alınırlardı. Dikkat edilmezse pin tehlikeli olabilir, kuzular sıcaktan, havasızlıktan boğulabilrdi.

Şubat ortalarına gelince köyün delikanlıları saya gezme için hazırlıklara başlarlardı. Bu köy seyirlik oyununa bazı yerlerde tekecik oyunu adını verirlerdi. Saya gezme günü delikanlılardan ikisi deve kılığına girer, elleri, yüzleri çıra isiyle boyanır, üzerlerine eski çullar örtülür, delikanlının biri deveci kılığına girer, onun da eli, yüzü kapkaradır. Kocaman uzun bir deynek taşır, diğer delikanlılar süslenmiş, üzerine heybe atılmış eşeğin peşinden yürürlerdi. Önde yürüyen deveci uzun deyneği ile vardığı bütün kapıları çalar, saya manileri söyleyerek hakkını isterdi. Zengin, yoksul evde ne bulunursa vermemezlik etmezdi. Kapısı çalınmayan olursa kırılır, gücenirdi. Toplanan şeyler eşeğin sırtındaki heybeye doldurulurdu. Sayacılar akşam bir odada toplanır un, bulgur, pekmez, kak ne toplanmışsa bir araya getirir ferfene ederlerdi. Böyle değişik ve zengin kurulmuş sofraya ferfene sofrası derlerdi. Un ile peşmaniye çekerler, bulgur gibi hemen yenmeyecek şeyleri köyün bakkalına satarak bisküvi, lokum, fıstık gibi şeyler alırlardı. Sabahtan akşama yapılan bu ritüeller dölün bereketli olması için yapılan bir dua gibidir.Sayadan kısa bir süre sonra döl tutar, erken alınan koyunlar doğurmaya başlar, köylüler bereketli bir döl umarlar.” (Zeki Oğuz)

Bizi biz eden gelenek ve göreneklerimizden de koptuk bir bir. Sanayi toplumu dediğimiz, doyumsuz kapitazm bizi nerelere götürecek kim bilir. Yeni buluşların yayadığı dalgalar yüzünden arılar kovanlarını bulamadığı için ya da zehirlenip öldüğünden bitkilerde tozlaşma olmuyor ve döl de tutmuyor. İnsanlar egemen güçler tarafından yediği gıda ya da değişik şekilde kısırlaştırıyorlar. Doğada var olan döl tutma, üreme, üretme dengelerini boduğumuz an dünyamız yaşanmaz hale gelecektir.

Kazım Mirşan, Oğuzların Uzaydan gelenler olduğunu inanır ve söylerdi. Uzaydan, yıldızlardan geldiğini söyleyen pek çok kabile var dünyada. Ben de insanın ürettiği teknolojinin, dinamitin, atom bombası gibi pek çok buluşun doğa dengelerini bozarak, bir gün dünyamızın yaşanamaz hale geleceğini inanıyorum. Doğa dengelerini bozarak, açgözlü yaşamaya devam edersek kendi ellerimizle bir gün gömütümüzü kazacağız. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
9 / 0 Az bulutlu
Yarın: 13/7 Sağanak yağışlı