• 31 Temmuz 2018, Salı

ATATÜRK, TEKKE ve ZAVİYELER

Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu, Türkiye Cumhuriyeti artık, şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamazdı. Osmanlı döneminde tekkeler, gitgide, çalışmaksızın tevekkül* felsefesini işleyen yerler haline dönüşmüştü; halbuki insanları daha yaşarken dünyadan uzaklaştırıp onları uhrevî âleme çekmek, çağdaş yaşam ile bağdaşamazdı.

Toplum yeni bir enerjiye, yeni bir atılıma gereksinim gösteriyor; çağdaş yaşam, insanları çalışmaya, bu çalışmanın yaşarken ödülünü almaya çağırıyordu. Türbeler ise türbedarlar eliyle ölmüş kişilerin manevî varlığından çıkar sağlamaya çalışılan, çalışmaksızın onlardan medet umulan odaklar haline getirilmişti. Ayrıca tekke ve zaviyelerin başında bulunanlar siyasal amaçlarla ve çoğu kez dini siyasete âlet ederek masum vatandaşları suça yöneltiyorlardı.

Türkiye Cumhuriyeti artık, şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamazdı. İşte 30 Kasım 1925’te kabul edilen bir yasayla tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı; türbedarlıklar ile şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik vb. birtakım unvanlar kaldırıldı.

Halkın inançlarını kötüye kullanan dini kurumların kaldırılması ve din dışı uygulamaların yasaklanmasıyla. Türk toplumunun çağdaşlaşması yolunda önemli bir adım atılmıştır.“Şeyhlik, dervişlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, muskacılık, falcılık ve türbedarlık” gibi ayrıcalık bildiren unvanların kaldırılmasıyla toplumsal hayatta sınıflaşmanın önüne geçilmiş, birlik ve beraberlik duygusu güçlenmiştir. Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasıyla Türk toplumunun çağdaşlaşması ve laikleşmesi yolunda önemli bir adım atılmıştır.

Muzaffer Efendi Hazretleri ile 16 Haziran 1982 tarihinde tasavvuf hakkında bir mülâkât yapan David Freuberg adındaki yabancı bir radyocu bu mülâkâtında "Atatürk zamânında tekkelerin kapatılması ne gibi sonuçlar doğurdu?" diye bir soru sormuşdu. Efendi Hazretlerinin bu soruya cevabı şöyle oldu:

Atatürk Türkiye'de tasavvufu ve sôfiyyeyi durdurmadı. Bir inkılâb yapılacakdı. O inkılâbın yerli yerine gelmesi için böyle yapılması îcâb etti. Yapılan inkılâb, gerçek sôfilere karşı yapılmadı, sôfî taslaklarına karşı yapıldı. Zâhiren bakıldığında hâlis olanlara da dokundu gibi görünüyora ama hayır, onlara hiç dokunmadı. Bu iş, kendilerini sôfî zannedenlere karşı yapıldı. Zâten gerçek sôfîler herşeyi Hakk'dan bildikleri için bunu da Hakk'dan bildiler ve "eyvallah" dediler.

Meselâ benim mürşidim Sultan Hamid zamânında doğmuş bir zât idi, Atatürk zamânında ben kendisiyle dâimâ sohbetde idim, gidip geliyordum, sohbet ediyorduk, hiç kimse de bize mâni olmuyordu.

Atatürk, tekkeleri muvaketen kapattığını bizzat kendisi söylüyor. Gün gibi âşikâr olan bir hâdise var ki vaktiyle Cumhuriyet Gazetesi de bunu yazmışdı, ben bunu kendi efendimden işitmişdim, o da bizzat Atatürk ile konuşan zâtdan dinlemiş. Bu zât, İstanbul mebusu Yahyâ Gâlib Bey idi. Kendisi tarîk-i halvetiyyeden Ümmî Sinân Dergâhının şeyhi idi. Bir gece, Atatürk'ü huzûrunda sazlar çalarken, Atatürk, Yahya Gâlib Bey'e dönerek:

"Şeyh Efendi! Kalk da bir harmandalı oyna" demiş.

Yahyâ Gâlib Bey de:

"Paşam ben bir Halvetî şeyhiyim, harmandalı oynamasını bilmem, Şükrü Saracoğlu Egelidir, o gâyet iyi bilir, o oynasın. Siz eğer bana müsâade ederseniz, ben burada bir Halvetî devrânı yaparım" demiş. Bunun üzerine Atatürk, Yahyâ Gâlib Bey'e:

"Ben tekkeleri muvakkaten seddettim. Nâ-ehillerin elinden aldım, ehil olanları bulup açacağım. Sen yine devrânını yapacaksın" demiş.

Efendi Hazretlerinin naklettiği bu bilgiler, bizzât Yahyâ Gâlib Bey tarafından Atatürk'ün ölümünden hemen sonra Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanmışdır. Merak edenler Cumhuriyet Gazetesinin 2-5 Aralık 1938 sayılarında "Atatürk'e Ait Menkıbeler" adlı yazı dizisine bakabilir.

Selçuklular ve Osmanlılar zamanında bazı tarikatlar kurulmuştu. Bunlar Anadolu'nun Türkleşmesinde ve halkın dinî yönden aydınlatılmasında çeşitli görevler yapıyorlardı. Tarikatların şeyhleri, dervişleri ve müritleri vardı. Tarikat mensupları tekke ve zaviye adı verilen yerlerde toplanıp belli günlerde dinî tören yaparlardı. Birer din kurumu olan tekke ve zaviyeler, ayrıca kültür merkezi ve sosyal yardım kurumu olarak da görev yaparlardı.

Türbeler ise devlete ve topluma hizmet etmiş kişilerin gömülü olduğu mezarlardı. Osmanlı Devleti'nin zayıflamaya başladığı dönemlerden itibaren tekke ve zaviyeler esas görevlerinden uzaklaştılar. Halkın din duygularının istismar edildiği yerler haline geldiler. Tekke ve zaviyeler ile türbelerde hastaların iyileştirildiği, insanların fenalıklardan korunduğu ileri sürülüyor ve bu yolla çıkar sağlanıyordu. Bu tür yerlerde Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da vatandaşların vicdan hürriyetini baskı altında tutmayı sürdürmek isteyenler oldu. Onlar rejime karşı çıkmaya ve daha da ileri giderek ayaklanmalar çıkarmaya başladılar.

Atatürk yaptığı bir konuşmada: "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz; en doğru, en hakiki yol medeniyet yoludur." diyerek bu konudaki görüşlerini belirtmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu görüşlerin ışığı altında bir kanun çıkardı (30 Kasım 1925). Bu kanunla tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı.

Atatürk, kurduğu Türkiye Cumhuriyetinde, düşünen, sotgulayan, yolunu bilimin aydınlattığı insanlar yetiştirmek istiyordu. Bunun için Halk Evleri, Köy Okullarını kurdurdu,( bu kurum sonradan Köy Enstitisi’ne dönüşmüştür.) Böylesi düşüne sorgulayan insanların yetiştirilmesi, din yobalarının, cehaletten doyanların işine gelmedi. Her isyanın, savaşın temelini ekonomik olarak bakmak gerekir.

Bugün de dini siyasete alet etmek isteyenlerin ereği, halkını, din kisvesi altında kandırarak kendi dünyalıklarını torbaya doldurmaktır. Dini elinden düşürmeyenlere bir bakın en lüküs şekilde yaşamlarını sürdürmektedirler. Başkalarına yasak olan şeyler onlar için yasak değildir. Şu temek kuralı unutmamalıdır; “nerede bir din, ırk kışkıtmacılığı varsa, suyu bulandıranlar yakında soygun yapacaklar” demektir. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
12 / 7 Bulutlu
Yarın: 16/9 Çok bulutlu