• 5 Ocak 2018, Cuma

ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK, KARDEŞLİK!

Geçen haftaki yazımda XXI. yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarında ülkemizin nereye gittiğini, sanayi ve tarımda neler yaptığımızı, yapamadığımızı geçmiş uygulamaları da anlatarak özeleştiri yapmıştım. Gelin yine özeleştiri yapmaya devam edelim, insanların eşitliğini, özgürlüğünü, kardeşliğini kadın erkek eşitliğini, kadına tanınan hakları ele alalım tarihte bir gezintiye çıkalım…

İnsan, doğuştan haklara ve özgürlüklere sahiptir. Bu hak ve özgürlükler çok ve çeşitlidir. Günümüzde Anayasalar ve yasalarla garanti altına alınmıştır. Hakların kullanımında kadın ya da erkek ayrımı yapılamaz. Onlar insan olmaları nedeniyle eşittirler…

Yazılı tarihe geçmiş, yasalarını bildiğimiz Mezopotamya’da yaşayan ve Türk soylu olduğu söylenen Sümerler, kadın erkek eşitliğine inandıkları gibi halkına ve kadına birçok özgürlük tanımış bir ulustu. Anadolu’da yaşamış Hititlerin yasaları her ne kadar ataerkil bir yapıya sahip olsa da kadına boşanma, nafaka, tazminat ve velayet hakkı dâhil birçok haklar tanınmıştı…

Kadim Anadolu halklarınca kadına öyle çok hak tanınmıştı ki, okuyunca şaşıracaksınız. Kadınlar (Tanrıçalar) arasında İlk güzellik yarışması Anadolu’da Kaz dağlarında yapılmıştı. İlk Dünya güzelini belirlemek üzere hakem olarak halktan biri, çoban Paris seçildi… (1)

Anadolu’da kadınlar, sosyal hayatın her alanında görev alıyor, erkeklerle aynı hakları kullanıyorlardı. Okuma-yazma biliyor, kitap okuyorlardı. Asker olabiliyor, hatta gemi filolarında amirallik yapabiliyorlardı. ( Halikarnaslı birinci Artemisia)

Antik kent devletleri döneminde Anadolu kadını; şair olabiliyor (Saffo) şiir yazabiliyor, felsefi toplantılara katılıp fikirlerini açıklayabiliyordu. “Miletos’lu Aspasia, yani anlı şanlı Perikles’in karısı, Atina’da yapılan felsefi toplantılara katılmış, Sokrates ve Platon’ la felsefi tartışmalara girmişti… Anadolu’da kadınlar okuyorlar, öğrenim görüyorlardı. Yunanistan’da ise hayır! Orada kadını kendi dairelerine (Harem) hapsediliyorlardı. Anadolu’da kadın ve yabancı erkeklerle aynı masaya birlikte yan yana oturup ilmi tartışmaya girebiliyordu.” (2)

Anadolu’da kadına tanınan özgürlükler, Greklerin Anadolu’ya adım atmasıyla birlikte kadın aleyhine değişmeye ve katı ataerkil yapılanmaya dönüştü. Dünyanın uygar saydığı Grekler, kadına hiçbir özgürlük tanımamışlardı. Kadını eve kapatmışlar, yasal haklarını bile kocaları ve babaları tarafından kullanmasına izin vermişlerdi. Kadın yanında kocası olmadan sokağa dahi çıkamazdı. Bildiğimiz harem uygulamasının ilk örneği sayılan kadınlar odası anlamındaki Gynaikeion”u onlar bulmuş ve Anadolu’ya transfer etmişlerdi. (3)

Antik kent devletleri ömrünü tamamlayıp tarih sahnesinden çekilmesi sonra, Anadolu’ya egemen olan Bizans ve Osmanlı İmparatorlukları döneminde kadın lehine bir gelişme olmadığı gibi kadın aleyhine uygulamalar gittikçe arttı…

Dinin sosyal hayata, özgürlüklere baskısı o kadar arttı ki, Kara Avrupa’sında Kilise tarafından kurulan engizisyon mahkemelerinin kararları hukuk tarihine kara bir leke olarak geçti. 1789 yılında Fransa’da halk devrimi gerçekleşti. Devrimin amacı insanlar arasında özgürlük, kardeşlik ve eşitlik sağlamaktı…

Fransız devriminin hayata geçirmek istediği ilkeler, Dünya’da hızla yayılmaya başladı. Osmanlı halkı arasında bu ilkeler, kök salmaya yeşermeye başladı. Ama Anayasasında Devletin Dini İslam’dır yazan bir ülkede bu ilkeler hayata geçirilemezdi. İlkelerin hayata geçirilmesi için laik bir devlet sistemine gereksinim vardı…

Osmanlı İmparatorluğunda halk, özgür bireyler değildi “reaya” idi. Fransız Devriminin ilkelerinin hayata geçirilmesi için, kişinin yasa önünde eşit, özgür ve halk arasındaki ayrımın sona ermesi gerekiyordu…

Dünya’ya baktığımızda halklar, özgürlüklerini kralların, egemenlerin ve despotların elinden zorla almışlardı. 1215 de İngiltere’de, 1778 de Amerika’da, 1789 da Fransa’da böyle oldu. Onlar özgür, eşit, bağımsız uluslar olarak Dünya’daki yerlerini aldılar.

Birinci Dünya Savaşı sonunda yenik düşen ve toprakları işgal edilen Osmanlı Devleti tarih sahnesinden çekildi. Anadolu bozkırlarından doğan bağımsızlık güneşinin ışığıyla Anadolu toprakları düşmandan temizlendi. “Askeri zafer, sadece bir devletin kuruluşu demek değildi. Hem Antiemperyalizmin, hem imtiyazsız, sınıfsız yeni bir ulus yapısının tohumlarını hamurunda taşıyan büyük bir olaydı.” (4) Yeni kurulacak devlet; laik, özgür, eşit, bağımsız ve uygar olmalı hurafelerden arındırılmalıydı.

1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, insanın doğuştan gelen özgürlüklerini sonuna kadar tanımak istiyor, bunun için çok çaba harcıyordu. Önce halkını reayalıktan kurtarıp özgür bireyler haline getirdi. Ulusumuzun uygar uluslardan geri kalmasının nedenlerini araştırıp, uygar bir ulus olmamıza engel olan uygulamaları ortadan kaldırdı…

Dünya Uluslarından önce Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Kadının eğitici ve öğretici gücünü iyi bildiği için onun öğretmen olmasını sağladı. Medeni haklarını kullanmasının önünü açtı. Kadın-Erkek eşitliğini sağladı. Kadını sosyal hayatın içine çekti, erkeği ile omuz omuza uygarlık yolunda birlikte ilerlemesine zemin hazırladı.

XXI. yüzyılın son çeyreğinde geldiğimizde bazılarımız, insan olmamızdan kaynaklanan haklarımızı kullanmak istemiyor! Özgür bireyler olarak yaşantısını sürdürmekten çekiniyor! Kadınlarımız, Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisine sunduğu özgürlükleri gözardı ederek, Yunan uygulaması olan hareme girmeye, eve kapanmaya razı oluyor. Sosyal hayattan çekilmek istiyor. Anlamak mümkün değil!

Ama tüm olumsuz gelişmelere rağmen yine de özgürlük, eşitlik, kardeşlik diyorum.

 

ALINTILAR.

1-Cevat Şakir Kabaağaçlı, Merhaba Anadolu. S.178

2-Cevat Şakir Kabaağaçlı, Hey Koca Yurt. S. 253-254.

3-İsmail Tokalak, Bizans-Osmanlı Sentezi. S.555

4-Şevket Süreyya Aydemir, İnkılap ve Kadro. S. 14

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
30 / 16 Parçalı bulutlu
Yarın: 30/16 Gökgürültülü sağanak yağış