• 7 Aralık 2018, Cuma

BİZİM KADINLARIMIZ

5 Aralık, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilişinin 84. yıldönümüdür, hep birlikte kutladık. Salonlarda, meydanlarda, Meclis kürsüsünde nutuklar attık, afişler astık, kermesler düzenledik kutladık. Kutluyoruz da, gerçekten kadına seçme ve seçilebilme hakkını verdik mi? Seçme hakkını verip onu Meclise, Belediye Başkanlığına, muhtarlığa, Belediye meclis üyeliklerine getirebildik mi? Türkiye’de 2018 yılında toplam 622 kadın muhtarımızın olduğunu öğrendim. 50.000 muhtar içinde 622 kadın muhtar ne kadar az? Az olsa da kadın Bakan, Milletvekili, Vali, Kaymakam ve Belediye başkanımız var diye de öğünüyoruz…

Siyasi partilerimiz, kadınlara seçilme hakkı tanıdı tüzüklerine kotalar, kontenjanlar koydular. İş uygulamaya geldi mi? Tüzükler unutuldu. 38 Meclis üyesi bulunan Efeler Belediye meclisinde bile ancak 4 kadın meclis üyesinin bulunması, kadının seçilme hakkına verdiğimiz önemin göstergesidir…

Kutlamalarda kullandığımız söylemlerimizi yaşamımıza geçirip, kadınlara seçilme hakkını tam olarak tanımış olsa idik, ülkemiz daha uygar hale gelirdi. Biz yine göstermelik te olsa özel günlerde kadınlara haklarının genel anlamda yeterince verilmediğini, kadının olması gereken yerde olmadığını haykıracağız. Ama sadece haykıracağız…

Gerçekte ise; “kadının yeri evidir,” “ kadının görevi çocuk yetiştirmektir.” Diyeceğiz, eve kapatacağız. Eve kapatmamız yetmeyecek, giyimine karışacak ve kendisini de kapatacağız. Onu sosyal hayattan dışlayacağız…

Ama yine de kadın hakları ile ilgili hamasi nutuklarımızı atmaya devam edeceğiz. “kadınlar başımızın tacıdır.” Diyeceğiz. Uygulamalarımızda ise Nazım Hikmet’in şiirinde dediği gibi “ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen.” Uğruna cinayetler işlediğimiz, sevdiğimiz için gözümüzü kırpmadan öldürebileceğimiz kişi olarak göreceğiz…”

5 Aralık 2018 tarihinde Türk Kadınına seçme ve seçilme hakkının verilişinin 84. yıldönümünde yaptığımız kutlamalarla, konuşmalarla, panellerle, konferanslarla kadınımıza bu hakkı tanıyan Ulu Önder Atatürk’e övgüler yağdırdık. O’nun ne kadar ileri görüşlü ve çağdaş olduğunu anlattık. Övgülerimizle kadınımızı yüceltip göklere çıkardık… Onun fedakârlıklarını anlattık...

Bunların hepsi güzel ve doğru, bizler yine özü kaçıracağız ve gelecek yıl dönümüne kadar; kadın haklarından, kadına seçme ve seçilme hakkı verilmesinden bir daha bahsetmeyeceğiz. Yine kadınların üst mevkilerde yer almalarına, seçilmelerine engel olacağız…

Eski Türkler ve kadim Anadolu halkları kadına hak ettiği değeri vermişler ve onu sosyal hayattan dışlamayıp birlikte çalışmışlardır. Göktürklerde, “Kağanın eşine ‘Hatun’ denirdi. Kadın toplumda ön planda yer alır, toplum yaşamının her alanında erkekle birlikte çalışırdı…” (1)

Uygurlarda, “ kadına saygı göstermek en başta gelen görgü kuralı idi. Kadın, erkeğin sahip olduğu tüm haklara sahipti. Kadınlara, hatun, işi, konçuy, kraliçe prenses gibi asil isimler verilir di…” (2)

Atatürk, kadının kadim Orta Asya Türklerinin, Anadolu’da hüküm sürmüş Hitit devletinin ve antik devletler dönemindeki özgürlüğünü, eğitici ve öğretici konumunu biliyordu. Onu tekrar eski günlerindeki konumuna getirmek istiyordu...

Bu düşüncesini yaşama geçireceğinin ilk ipuçlarını, halka hitaben yaptığı konuşmalarda veriyordu. Mustafa Kemal Atatürk’e göre, her şeyden önce kadın eğitmendi, kadın öğretmendi.

Kadın, gelecek sağlıklı nesilleri yetiştirecek, eğitecek ilk ve tek kişiydi... Türk toplumunun çağdaş bir toplum olması için, eğitilmesi, öğretim görmesi için kadının, sosyal hayatta yerini alması devletin her kademesinde görev yapması gerekiyordu…

Bunlar başarmak için kadının seçme ve seçilme hakkına kavuşması, sosyal hayatta hak ettiği yeri alması gerekiyordu…

Mustafa Kemal Atatürk, Bursa’da halka hitaben yaptığı bir konuşmasında; “…Şu andan başlayarak kadınlarımız ülkenin toplumsal yaşamına katılmayacak olursa hiçbir zaman tam anlamıyla gelişemeyiz, sonuna kadar geri kalır, Batı uygarlığıyla hiçbir şekilde boy ölçüşemeyiz. Eğer çağdaş yaşayışa ayak uydurmak, onun yüklediği zorunlulukları kabul etmek istemezseniz, bütün bu yaptıklarımız bir işe yaramayacaktır. Köhne geleneklere sımsıkı yapışıp durursanız cüzzamlılar, paryalar gibi yapayalnız kalırsınız. Kişiliğinizi koruyun; ama batıdan ileri bir millete gerekli olan şeyleri alın. Yaşayışınızı bilime ve yeni düşüncelere uydurun. Siz bunu yapmazsanız, günün birinde onlar sizi yutar.” (3) Söylemiyle kadının, sosyal yaşamımızdaki değerini anlatmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk bu sözleri söylediğinde tarih, 1923 yılının Temmuz ayıdır ve Cumhuriyet henüz kurulmamıştır. Türk Kadınına seçme seçilme hakkının yasayla tanınmasına daha 11 yıl vardı…

5 Aralık’ta Türk kadınına hak ettiği seçilme hakkı verilişinin 84. yıldönümünü coşkuyla kutlayalım. Kutlamaları bir güne sığdırmayıp her gün kutlayalım, seçilme hakkının kıymetini de bilelim... İşin özünü kaçırmadan kadınlarımızın, yeni nesilleri yetiştirip, toplumu eğitici, öğretici yönünü de gözardı etmeden, yaşamın her alanında çalışmasına izin verelim. Kadını eve kapatmak isteyenlere engel olalım…

Kadınlarımızı sözde değil, ona hak ettiği değeri vererek özde baş tacı edelim… Toplumsal yaşamımızda kadın-erkek eşitliğini kabul ederek, haklarını göstermelik değil, gerçekten vererek yaşayalım. Kadın ile erkeğin eşit olmadığı bir toplum çağdaş toplum değildir ve o toplum yeni bir uygarlık kuramaz…

 

ALINTILAR:

1-İlhan Akbulut, Türk Hukuk Tarihi. S. 52

2-age. S.57

3-Lord Kinross, Atatürk. S. 523 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.