• 8 Haziran 2018, Cuma

CEHENNEMİ SATIN ALMAK! (SUÇLAR VE CEZALAR)

Suç sözlüklerde törelere, ahlak kurallarına ve yasalara aykırı davranış olarak tanımlanır. Ceza ise suç işleyen kişinin yaşantısına, özgürlüğüne, mallarına ve onuruna karşı devletin (yasa koyucunun) çizdiği sınırlardır. Cezaların ağırlığı toplumların kabul ettiği yönetim şekline,  yaşam biçimine ve dinlerine göre değişir…

Tarihi süreçte yerleşik düzene geçilmesiyle toplum düzenini korumak için, yaptırımı olan kurallara, yasalara gereksinim duyulmuştur. İlk yasalar, tolum düzenini korumak amacıyla bireyler tarafından yapıldığı için beşeri, yani insan tarafından yapılan ve ihtiyaca göre değişebilen ya da değiştirilebilen kurallardan oluşmaktaydı…

Sosyologlar bu olguyu “İnsanlar dar bir alana sıkışık olarak yerleştiklerinde toplumda iş bölümü oluşur, bunun sonucunda bireylerde farklılaşma başlar. Oluşan bu farklılıklar, bireyler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuku ve ceza hukukunun ortaya çıkmasına ve toplum yaşamına egemen olmasına neden olur.” (1) Şeklinde yorumlar.  Kısaca “bireyler, topluma karşı olan hak ve yükümlülüklerini yerine getirirlerken, kanuna, örf ve adetlere uymak, kendisinin dışında tanımlanan belirli ödevleri yerine getirmek zorundadır.” (2) İnsan hukuka ve toplum kurallarına bağlıdır ve onlara uymak zorundadır…

Toplumun geleceği ve refahı için konulan yasalara, kurallara uymayanları, suç işleyenleri kim cezalandıracaktır? Cezalandırmanın hukuki bir dayanağı olmalıdır. Hukukçular, “bireylerin toplum halinde yaşamak için özgürlüklerinden vazgeçtikleri kısımların tamamının, toplumun ceza verme hakkını oluşturduğunu” (3) söyler ve kabul ederler. Suç işleyenleri cezalandırmak, toplum kurallarına uyulmasını sağlamak, o topluma bireyin kendi eliyle verdiği bir haktır.

Beşeri hukuk uygulanırken, tarihi süreçte tek tanrılı dinler ortaya çıktı. Tek tanrılı dinler hukuklarını beraberlerinde getirdiler. İlahi yasalar dediğimiz bu düzenlemelerin bir özelliği, Tanrı tarafından konuldukları için değişmez olmasıydı. Toplumun yaşam biçimi, teknolojisi, kültürü, ekonomisi değişse de ilahi yasalar değişmez, değiştirilemezdi… İnsanlar, ilahi yasalara uymak ve onu uygulamak zorundadır…

İslam bilginleri, uygulamadaki koyu taassubu kısmen aşabilmiş, antik Yunan filozoflarının öğretisi ışığında İslam Din’ine yeni ve akli yorumlar getirebilmiştir. Yeni yorumlar için bedel de ödenmiştir.  Zira İslam Dünyasında gelişen İçtihat oluşturma geleneği İslam Uleması tarafından tamamen kaldırılmış, içtihat kapısı kapatılmıştır…

İslam Dünyasını idare eden hükümdar, “kanun koyucu sıfatını takınamazdı. O ancak İslam Hukuku Şeriat’ın uygulayıcısı ve koruyucusu idi. Dini ilimlerde yeterliliği yoksa Şeriat üzerinde şahsen yorumda bulunamazdı. Buna yetkileri de yoktu.” (4) Tek Tanrılı bir dini kabul eden ülkelerde Hukuk statik hale gelmişti, dinin koyduğu yasalar değişen hayat şartlarına cevap veremiyordu…

Osmanlı Devleti,  hükümdarın güçlü olduğu dönemde özellikle kuruluş yıllarında Orta Asya Törü geleneğini (Yasa yapma) sürdürerek, hukuki statükoyu aşmaya çalışmıştı. Ama tam olarak beşeri hukuka geçmeyi başaramadı. Beşeri hukuka Cumhuriyetle birlikte geçildi. Osmanlı devletinin kurucuları, devletin geleceğinin insana ve adalete verilen önemden kaynaklandığını iyi biliyorlardı. Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında yaşamış Şeyh Edebali, Osmanlı Devletinin kurucusu damadı Osman Bey’e, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Diyerek bireyin ve adaletin önemini dile getirmiş, ama yine de beşeri hukuka geçilememişti.

Hıristiyan Dünyası ise Rönesans’a kadar dinin taassubundan kurtulamamıştı… Beşeri hukuk olarak kabul edilen Roma Hukukunun yerine uyguladıkları dogmatik Kilise hukuku, Ortaçağ Avrupa’sında kan ve gözyaşının sel gibi akmasına ve insanlara zulüm yapılmasına kapı açmıştı…

Avrupalılar, kilisenin baskısına karşı çıkarak ilahi hukuk yerine beşeri hukukun hayata geçirilmesini istiyordu. Halkın bu isteklerini de Papa X. Leo ile karşılıklı yazışmalar sonucunda Cehennem’i satın alan Martin Luther gerçekleştirmiştir. Papadan cehennemi satın alan M. Luther,  “Değerli Hristiyan cemaati. Roma Katolik Kilisesi’nin satışa çıkardığı Cehennem’e ait arazilerin tamamını satın almış bulunuyorum. Satın alır almaz, kapısına dev bir asma kilit vurdum ve anahtarı da cebimde. Artık bundan sonra Cehennem’e gitmek yok, zira orası kapalı. Bana gelin, bana katılın ve artık Katoliklikten kurtulun!” (5) Çağrısından sonra Avrupa’da hukuk alanında aydınlanma çağı başlamış ve beşeri hukuka geçilmiştir…

Beşeri hukuka geçilmekle suçlar ve cezalar amaca uygun, insanı ve toplumu korumak için düzenlenir olmuştur. Cezalar, insan onurunu kırmayacak ve toplum düzenini koruyacak hale getirilmiştir. İnsan yakma, el-kol kesme, teşhir, sürgün gibi cezalar terkedilmiş, hatta uygar bazı ülkelerde istenilen amacı sağlamadığı için idam cezası bile kaldırılmıştır… Kişilere verilen cezaların amacı  “toplumun geleceğini, huzurunu, güvenliğini ve bireyin özgürlüğünü korumak ve devam ettirmektir.” (6)

Beşeri hukuk, hukukun üstünlüğünü tanıyan kurallardan ve yasalardan oluşur. Kabul edilen yasalar önceden belirlenir ve suçların cezaları topluma açıklanır. Bu kurallar ve yasalar, aynı zamanda bireyin, idare edenlerin, devletin ve toplumun güvencesidir. Toplum yaşamının korunması ve devamı için oluşturulan evrensel hukuk kuralları, BM. İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinde yerini almıştır. Sözleşmelerde yerini alan kurallar, uygar ülkelerin anayasalarına ve yasalarına yazılmış, uygulamada toplumunun ve bireyinin güvencesi olmuştur…

 

KAYNAKLAR:

1-Nurettin Şazi Kösemihal, Sosyoloji Tarihi. S. 22

2-Sulhi Dönmezer, Sosyoloji. S. 3

3- Beccaria, Suçlar ve Cezalar. S. 115

4-Halil İnalcık, Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet. S. 57

5-Mümtaz İdil, Makale. https://odatv.com/cehennemin-tapusunu-o-isim-neden-satin-aldi-

     1804151200.html

6-Beccaria, Suçlar ve Cezalar. S. 34

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
30 / 19 Çok bulutlu
Yarın: 33/18 Güneşli