• 8 Aralık 2017, Cuma

TARIMDA NELER OLUYOR?(3)

             Geçen haftaki yazımda tarım ve hayvancılıkta 1950 yılına kadar yaşananları yazmıştım. Bu hafta konuya kaldığımız yerden devam ediyorum. 1950 sonrası süreçte emperyalizmin baskısı ile uygulanan yanlış tarım politikaları sonunda Mera ve yaylaklar daraltılmış çiftçi, ülkemizin ihtiyacı olan stratejik tarım ürünleri üretmek yerine emperyalizmin empoze ettiği ürünleri yetiştirmeye zorlanmıştır.

             Cumhuriyetin ilk dönemlerinde kurulan, Fiskobirlik, Çukobirlik gibi kuruluşlar ile 1952 yılında DP döneminde kurulan Et ve Balık kurumu gibi tarımı destekleyici kooperatifler çitçinin yanında yer almıştır. Ülkemiz hayvancılığı ve çiftçisini destekleyici görevler üstlenen bu gibi kuruluşlar (KİT), yanlış siyasi tercihler, atıl kapasiteler, haddinden fazla işçi istihdam etme gibi nedenlerle zarar etmeye başlamış, zarar eden kuruluşlarda 1980 sonrasında başlayan özelleştirme modasına uyularak haraç-mezat satılmıştır. Çiftçi kendisini destekleyen, aydınlatan kuruluşlardan mahrum bırakılmıştır.

           “Köylüler, çoğunluğu mahalle haline getirilen ufak ve dağınık yerleşim birimlerinde tecrit edilmiş olarak yaşamlarını sürdürmektedir. Bu tecrit edilmişlik de onların tutucu güçlerin etkisi altında kalmalarını kolaylaştırmaktadır. Buna yüzyıllarca ezilen köylünün, yönetime olan güvensizliği eklenince”(1)kalkınması, aydınlanması, çağdaşlaşması, üretimi arttırması olanaksız hale gelmektedir.

             Ülkemiz tarım ve ekonomide gidişatının hiç te iyi olmadığını değerlendiren CHP, 1973 yılında yayımlanan seçim bildirgesinde: “Sayılı kişilerin refahını arttırıp halk çoğunluğunu yoksun bırakan, üstelik bu uğurda özgürlükleri kısan sözde bir kalkınma büyük bunalımlara yol açar.(…) Kalkınma köylüden başlayıp topluma dengeli ve adaletli ve güçlü olarak yayılmalıdır. (…) Köylünün kalkınması için kooperatifleşme şarttır. Ülkemizin toprak düzeni adaletsizdir. Büyük topraklar küçük bir grubun elinde toplanmış, geri kalan kısmına da köylü sahiptir. Bu da sosyal adaletsizliği arttırmaktadır. Ülkemizde gerçek bir tarım reformu gereklidir ve yapılacaktır.” (2) Vaadiyle seçmen karşısına çıkmış, Hükümet olmuş ama toprak reformu, ağalık düzeni kaldırılamadığı için istenildiği gibi hayata geçirilememiştir…

            1980 darbesi sonrasında dışa bağımlılık giderek daha da artmış, emperyalizmin istediği doğrultuda tarım ve ekonomi politikaları uygulanmaya başlanmıştır. Ülkemiz ne yazık ki ileri bir tarım ülkesi olma olanağından yoksun bırakılarak, “Yunanistan ve ABD’den pamuk, Rusya’dan buğday, Fransa’dan arpa, Mısır’dan pirinç, Ukrayna’dan mısır, Sri Lanka’dan çay, İtalya’dan bakla, Çin’den sarımsak, Panama’dan muz, Meksika’dan nohut, Kanada’dan mercimek ithal eder” (3) duruma gelmiştir. 2017 yılında ise saman ve lop et ve Sirilanka’dan canlı hayvan ithaline gidilmiştir…

          Bu duruma düşmemizde tarım topraklarının amaç dışı kullanımı, çiftçinin üretim yerine tüketime özendirilmesi, Göllerin nehirlerin aşırı kirletilmesinin de elbette rolü var. Ama en önemli sorumluluk devleti idare edenlerindir. Onlar ileriyi görememişler yanlış politikaları ile kendi kendine yeten ilk on ülke arasından çıkmamıza zemin hazırlamışlardır…

         Geçmişten ders almayan, ihtiyaçları ithalatla giderebileceklerini zanneden yöneticilerimiz, tarım topraklarımızın yok olmasına, hayvan varlığımızın erimesine göz yummaya devam ediyorlar. Toprakların, suyun, havanın korunması için hiçbir önlem almadıkları gibi; kendilerini uyaranları, topraklarını, havasını, suyunu koruyanları da suçlayabiliyorlar.

        Bilimsel araştırma yapmaksızın, maden aramalarına, jeotermal santrallar kurulmasına izin veriyorlar bunları gereği gibi kontrol etmeyerek birinci sınıf tarım topraklarının ölmesine, hava ve suyun kirletilmesine göz yummaya devam ediyorlar…

             Maden çıkarma, HES, RES ve JES santralleri kurup elektrik elde etme uğruna Artvin’den Çanakkale’ye, Ayder Yaylasından Aydın’ın İncir ve zeytin bahçelerine kadar uzanan, coğrafyada birinci sınıf tarım alanlarını ve eşsiz doğal güzellikleri yok edebilecek projeler geliştiriyorlar? Eşsiz endemik bitkilere sahip Dünyada başka eşi olmayan yaylaları, hiç düşünmeden imara açıyorlar… Tarım ürünü yetiştirmenin, hayvancılığın ancak temiz topraklarda yapılabileceğini görmezden geliyorlar…

            Maden ve JES lerdeki ağır metallerle kirletilen topraklarda yetişen tarım ürünlerine bulaşan, içlerine işleyen ağır metal artıkları besinleri tüketen insan ve hayvanlara geçmekte onların hasta olmasına neden olmaktadır…

          Devlet, çiftçiyi destekleyip yerli tarımsal üretimi teşvik etmesi gerekirken; nohut, barbunya, fasulye gibi tarım ürünleri ithalatından alınan KDV oranını sıfırlamaktadır. Bunun,  tüketiciyi korumak için yapıldığı söylense de uzun vadede ülke tarımında ve çiftçi üzerinde yarattığı olumsuz etki kolay silinmeyecektir.

            Devletin meraların ıslahı, eski gücüne kavuşması ve hayvancılığın geliştirilmesi için çabasının ve planının olmadığı aksine meraları ıslah yerine ağaçlandırmayı düşündükleri 2018 yılı bütçe görüşmelerinde ilgili bakanın konuşmasından anlaşılmaktadır. (4)

           Tüketici toplumlar, üretici toplumlara el açmak zorunda kalırlar. Aklımızı başımıza almanın zamanı gelmedi mi?

KAYNAK:

1-Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni. Dün-Bugün-Yarın. 2. Cilt S. 1205

2-TBMM Kütüphanesi arşivi

3-http://www.radikal.com.tr/ekonomi/turkiyenin-ithalat-haritasi-1007269/ 10-7-2010 sayısı.

4- http://www.aydindenge.com.tr/ekonomi/22/11/2017/bozuk-meralar-tamamen-agaclandirilacak

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
37 / 18 Güneşli
Yarın: 35/18 Güneşli