• 9 Mart 2018, Cuma

BAŞ TACIMIZ, KADINLARIMIZ!

BAŞ TACIMIZ, KADINLARIMIZ!

8 Mart 2018 perşembe günü Dünya ile birlikte emekçi kadınları andık. Kimileri buna kutlama da diyor ama neyi kutladıklarının farkında değiller. Emekçi kadınlar günü 1857 yılında New York kentinde kadın emekçilerin ağır çalışma koşullarına ve 10 saatlik çalışma süresine karşı çıktıkları ve emperyalizme başkaldırdıkları gündür… Grev sırasında fabrikada çıkan yangında 129 kadın emekçi maalesef hayatını kaybetmiştir… Emekçilerin direnişleri ve dik duruşları bir güne sığdırılacak bir olay değildir… Emperyalizm, katliamı kutlama günü olarak kabul ettirip, kadın emekçilerin şanlı direnişini sulandırmaya çalışmaktadır…

Hayatını kaybeden emekçi kadınlar için anma töreni düzenlenmesi 8 Mart 1911 yılında ilk kez Almanya ve İsviçre’de başlatıldı. Olayların geçtiği ABD ise kadın emekçiler günü ancak 1960 yılında kabul edildi… Dünya emekçileri, 8 Mart’ı “Emekçi Kadınları” anma günü olarak kabul eder ve hayatını kaybeden emekçi kadınları anar, onların direnişlerini anlatan program düzenler…

Tarihsel süreçte kadınlar, doğuştan gelen haklarına kavuşmak, erkekle eşit haklara sahip olmak için mücadele vermeye başladılar. 1789 Fransız devrimi sonunda yayımlanan, “ İnsan ve Yurttaş Hakları” bildirgesinde tanınan hakların, kendilerini kapsamadığını düşünen kadınlar, 1791 yılında “Kadın ve Yurttaş Hakları” bildirgesini yayınladılar. Bildirgeyi hazırlayanlardan, Olympe Gouges “ kadın cinsine yakışmayacak politika yapmakla suçlandı ve devrimci mahkeme tarafından başı giyotinle kesilerek idam edildi.” (1) Hem de “Özgürlüğü, Eşitliği, Kardeşliği” Dünyaya yaydığını iddia eden bir ülkede?

Türk Ulusu ve kadim Anadolu insanı için kadının yeri başkadır. Kadın bin yıllardır erkek için eştir, hayat arkadaşıdır, başının tacıdır, çocuğunun anasıdır. Anadolu insanının kadınlara bakış açısı, antik Yunan’ın Anadolu’ya ayak basmasıyla değişmiş, kötüleşmiş olsa da kırsalda eşitlik aynen devam edegelmiştir…

Anadolu insanın kadına verdiği değer ne yazık ki, kadın düşmanlarının, yobazların kadını ikinci sınıf insan olarak görmeleri nedeniyle gerilemiştir. Her alanda erkekle eşit haklara sahip olan kadının doğuştan gelen hakları ne yazık ki, bir bir elinden alınmış, çocuk doğuran dişi konumuna getirilmiştir… Kadının ikinci sınıf insan görülmesi her şeyden önce doğa kanunlarına aykırıdır. Dünya ulusları, aydınlanma çağı ile birlikte kadını tekrar insan görmeye, Hıristiyanlığın taassubundan kurtarmaya başlamıştır…

Kadına demokratik ülkelerde en tabi haklarından olan seçme ve seçilme hakkı, sanıldığı gibi ilk önce demokrasi şampiyonluğu yapan ülkelerce verilmemiştir. Kadına seçme seçilme hakkını tanıyan ilk ülke 1893 yılında Yeni Zelanda olmuştur. Azerbaycan, Kırgızistan ve Rusya 1918 yılında vermiştir. Demokrasi şampiyonu Fransa kadına 1944 yılına kadar kadına seçme ve seçilme hakkı tanımamıştır…

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk kadını, bırakın ikinci sınıf insan görmeyi, onun erkeklerin başının tacı olduğunu “Ey kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” sözleriyle ifade etmiştir… Bu düşüncesini 1922 yılında Konya’da yaptığı konuşmasında; “Büyük Türk Kadınını mesaimize müşterek kılmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk Kadınını ilmi, içtimai iktisadi hayatta erkeğe ortak, yardımcı yapmak lazımdır.” (2) Sözleriyle ifade ederek, kadını baş tacı etmiş ve layık olduğu yere getirmek için ne gerekiyorsa yapmaya başlamıştır…

Kadın-erkek eşitliği ile ilgili düşüncelerini yurt gezileri sırasında her fırsatta açıklayıp kamuoyu oluşturmuştur. 1925 yılında Kastamonu gezisinde halka hitaben yaptığı konuşmasında; “Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirle bağlı kaldıkça öbür yarısı göklere yükselebilsin? Şüphe yok; ilerici adımlar, dediğim gibi iki cins tarafından birlikte, arkadaşça atılmalı, yenilik ve ilerleme düzeyinde aşamalar birlikte geçilmelidir.”(3) Diyerek kadın erkek eşitliğine vurgu yapmıştır…

Kadına doğuştan gelen haklarını vermeyi hedefleyen Atatürk, ilk iş olarak Türk Medeni Kanunun kabul edilmesini sağlamıştır… Medeni haklardan olan seçme ve seçilme hakkını ilk tanıyan ülkelerden birisi de Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Kadın, 1930 yılında ilk kez belediye seçimlerinde seçme hakkına, 5 Aralık 1934 yılında yapılan anayasa değişikliği ile seçme ve seçilme hakkına kavuşmuştur…

Kadınların sahip olması gereken tek hakları seçme ve seçilme hakkı değildi elbet. Kadın her şeyden önce insandı ve insanın doğuştan sahip olduğu tüm haklara sahipti. Bu hakları tarihi süreç içinde elinden alınmıştı, elinden alınan haklarına tekrar kavuşmalıydı. Bunun için de okuması, öğrenmesi, araştırması, ekonomik bağımsızlığına kavuşması gerekiyordu… Öyle de oldu, kadın ekonomik ve sosyal hayatta erkeklerin yaptığı işleri üstlenerek, onunla eşit konumda olduğunu kanıtladı…

Türkiye Cumhuriyetinin, uygar Dünya ülkelerinden önce kadına tanıdığı hakları, kadının kendi haklarına sahip çıkmayıp, Emperyalizmin Marshall planı ile Anadolu’ya girmesiyle tekrar gerilemeye, eskiye dönmeye başladı. Atatürk’ün hayali olan özgür ve sorgulayan kadın yerine, ikinci planda kalmayı, sosyal hayattan çekilmeyi kabul eden kadın tipi oluşturulmaya başlandı…

Emekçi kadın halkları gününü anarken ülkemiz kadını tekrar tekrar düşünmeli, kendisine sağlanan insan olmaktan kaynaklanan haklarına sahip çıkmalı, emperyalizmin dayatmasına karşı tek vücut olarak karşı koymalı, Ata’sına ve kendisini insan yerine koyan Cumhuriyete ve değerlerine sahip çıkmalıdır.

 

KAYNAK:

1- Şeyda Gürses, Dünyada ve Türkiye’de Kadın Hakları. S.2 http://www.turkstudent.net

2-Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam. 3. Cilt S. 245

3-Lord Kinross, Atatürk. S. 636 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
12 / 5 Sağanak yağışlı
Yarın: 11/2 Az bulutlu