• 12 Ocak 2018, Cuma

TORAKLARIMIZI NE İÇİN FEDA EDİYORUZ!

Toprak, Anadolu’nun kadim halklarının mitolojik geçmişinde ve Türklerin yüreğinde anadır. Toprak ana, Anadolu’da Ma Ana olmuş, Kybele olmuş, Artemis olmuş, sonuçta Toprak Ana olmuştur… Anadolu toprakları, M.Ö. 80.000 yıllarında başlayan son buzul çağında doğayı, canlıları ve en önemlisi insanı yok olmaktan kurtarmış, soyunun devamına ortam hazırlamıştır. Onun içindir ki atasözlerimizde, ozanlarımızın deyişlerinde hep kutsanmış, saygı duyulmuştur…

Toprak ana, üzerinde yaşayan insanları, hayvanları beslemek, barındırmak için yıllardır ekosistemler geliştirmiştir. Geliştirdiği bu ekosistemler insanı besler, barındırır, mutlu bir yaşam sürmesine olanak tanır… Anadolu birçok tarım havzasından oluşur, her havzanın kendine özgü iklim yapısı, doğası, canlı yaşamı vardır. Avrupa kıtasından daha çok bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapar. Anadolu’nun özgün havzalarından biri de Büyük Menderes Havzasıdır. Ne yazık ki havzada yaşayan insanlar ve hayvanlar son günlerde çok dertlidir…

Büyük Menderes Havzası öldürülmektedir. Havzada elektrik elde etmek için kurulan onlarca JES ve bu santrallere akışkan sağlamak için yapılan sondaj sonunda doğaya bırakılan akışkan ve gazlarla doğa tahrip edilmektedir. Yapılan tahribatla neleri, hangi değerlerimizi feda ettiğimizin farkında değiliz. Aydın ovalarını şefkatle sulayan Büyük Menderes Nehrini, sulamada kullanılamayacak derecede kirlettik. O nehir ki insanlara tarih boyunca bolluk ve bereket sunmuştu…

Geçmiş yıllarda “Binbir meyve ağacının, sebzenin yetiştiği, geçmiş uygarlıkların tarihini okuya okuya akan Büyük Menderes’in cömertçe suladığı Aydın ovası bereketinden, sevincinden adeta çıldırırdı.” (1) Bu gün öyle mi ya?

Büyük Menderes ve Aydın ovaları Anadolu’nun gözbebeğiydi. Dünya’da başka hiçbir ülkede buradaki kalitede yetişilemeyen “İncir”i, Ülkemizdeki en kaliteli kestanenin yetiştirdiği dağları, dağlarından yağ akar dedirttiği zeytini ve lif uzunluğu bakımından Dünyanın en kaliteli pamuğunun yetiştiği ovasıyla bir tarım cennetiydi Aydın…

Herodot’un Aydıneli coğrafyası için dedikleri elbette önemlidir. O sözleri kabul edip bir yana bırakalım. XIII. Yüzyılda “Cuma Ovası, Aydın, Germencik, Sultanhisar, Nazilli Zenginlik bakımından, Avrupa’da dahi hiçbir hükümdarlık şu anda yaşadığımız topraklar kadar zengin değildi. Bölgenin zenginliği incir, üzüm, tahıl gibi tarım ürünleri ile deri ve dokuma ihracatından kaynaklanıyordu.” (2) O ürünleri bugün ne yazık ki ithal ediyoruz!

Aydın’ın zenginliğini, Aydıneli coğrafyasını gezen seyyahlar yazdıkları eserlerinde anlata anlata bitirememişlerdi. XVII. Yüzyıla bölgemizi gezen Evliya Çelebi Aydın için, “Havası sahil havasıdır. Kıble tarafında Menderes nehrine varınca güney tarafı iki menzil ta deniz kıyısından Balat’a kadar büyük bir ovadır. Yirmi altı günde mahsul yetişir. Bütün halkı bundan faydalanır. Gayet mahsulü bol bir memlekettir. Bütün saraylar, evlerin bağ ve bahçelerinde limon, turunç, nar, şeftali, incir, kiraz ağaçlarının birçok çeşidi vardır. Pamuk, pamuk ipliği dimisi, bademi, susamı, helvası, beyaz ekmeği, karpuzu, kavunu, limonu ve turuncu meşhurdur.” (3) Diyerek kentimizin adeta resmini çizmişti…

Bu kadar çok ve çeşitli tarım ürününü temiz olarak kirletmeden, bu kadar çok zenginliği eksiltmeden, çoğaltarak gelecek kuşaklara devretmek bizim asli görevimiz olmalıdır...

Çocuklarımızın, ülkemizin geleceği olan topraklarımızı ne uğruna feda ediyoruz, farkında mıyız? Para için mi? Elektrik için mi? Ne umuyorsak, neyi amaçlıyorsak, neyi yapıyorsak yanlış yapıyoruz. Neden yanlış yapıyoruz sorusuna ben kendi açımdan yanıt vereceğim. Benim gibi düşünen çevreciler toprağını, yurdunu sevenler, enerji açısından dışa bağımlı olduğumuzu biliyoruz. Elektrik üretirken, maden ararken doğamızı korumamız gerektiğini de biliyoruz. Doğanın kirletilmemesi için bütün gücümüzle haykırıyoruz…

Dünya’nın ve Ülkemizin elektrik enerjisine olan bağımlılığını biliyoruz. Elektrik temiz bir enerji olmasına karşın, elde etme yöntemleri ne yazık ki masum değildir. Elektrik şimdilik; HES’lerden, RES’lerden, JES’lerden, doğalgaz çevrim santrallerinden, termik santrallerden, atom reaktörlerinden ve güneş enerjisinden elde edilmektedir…

Elektrik elde etme yöntemlerinin hemen hepsinin kendine göre doğayı kirletme özelliği vardır. Devlet, elektrik elde ederken doğayı en az kirleten sistemlerin kullanılmasını özendirecek tedbirleri almalı, üretim tesislerinin yasalara uyup uymadıklarını faaliyetlerinin her aşamada kontrol etmelidir. Yasa dışılığa, doğanın tahribine ve insan sağlığı ile oynanmasına izin verilmemelidir…

Elektrik üretim tesisleri bölgenin iklimi, bitki örtüsü, nüfus yoğunluğu, tarımsal faaliyetleri göz önüne alınarak kurulmalı, bölgenin ekolojik yapısının bozulmamasına özen gösterilmelidir.

Aydın Ovası gibi binbir ürünün yetiştiği, geçmişinden beri tarımsal zenginliği dillere destan topraklar, ülkemiz nüfusunu doyurabilecek potansiyele sahiptir. Elektrik üretimi ve maden arama faaliyetleri için feda edilmemelidir.

Israrla ve defalarca söylüyoruz, Jeotermal akışkanla ilgili bilimsel araştırmalar devlet tarafından yapılmalı ve bilgi kirliliğinin önüne geçilmeli, çok geç olmadan gereken önlemler alınmalıdır! Bazı üniversiteler ve bağımsız bilim insanları yapılan araştırmalar, jeotermal akışkanın doğaya ve insan sağlığına zarar vermeye başladığını göstermektedir. Çok geç olmadan gerekli önlemlerin acilen alınması vatan görevidir.

 

 

KAYNAKÇA:

1-Zeki Mesud Alsan, Mustafa’nın Romanı-Memleket Çocuğu. S. 52

2-İlber Ortaylı, Türklerin Tarihi S. 244

3-Engin Ertan, Makale- Ayto Dergisi. (Evliya Çelebinin unuttuğu değer kestane.) S.50

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
29 / 12 Açık
Yarın: 29/13 Güneşli