• 15 Aralık 2017, Cuma

BÂKİ KALAN BU KUBBEDE HOŞ BİR SADADIR!

Yaşam, insana hayal edemeyeceği olanaklar sunar, aynı zamanda tahayyül edemeyeceği acıları da çektirir… Sunduğu olanakların başında insanın sağlıklı ve huzurlu bir yaşam sürmesi, kimseye muhtaç olmaması gelir. Yaşamın sunduğu olanakları iyi değerlendiren, yaşamla barışık kişi mutlu kişidir. Mutlu kişi yalansız, çıkarsız, kendisiyle barışık, diğer insanları kandırmayan ve onları kendi çıkarları için kullanmayan kişidir…

 

Dünya’da ülkemizde ve yakın çevremizde yaşanan olayları görüp, duydukça insanların mutlu yaşamak istemelerinden çok ihtiraslarının, hırslarının ön plana çıktığını görmekteyiz. İhtiraslar, insanları sağlıksız düşünmeye, hata yapmaya zorlar, bunlar da bizi üzmektedir. İnsan ihtiraslarının başında onların mevki, makam ve para sahibi olmak arzusu yatar…

 

İhtiras sahibi insanlar halk için, ülke için, insanlık için çalıştıklarını söyleseler de gerçekler ve uygulamaları hiçte öyle değildir. Oysa insana düşen görev sevgi tohumları ekmek, empati yapmak, birbirlerine sempati ile yaklaşmaktır. Sadece insanı değil, diğer canlıları sevmek, doğayı korumak, yarınlara yaşanabilir bir Dünya bırakmaktır…

 

Seçimle ya da atamayla bir makama getirilenler ya da makam sahibi olmayı düşünenler, güce istek duyanlar, makama sahip olup ta makam koltuğuna oturdukları anda kendilerini dev aynasında görmeye başlar. Ne yazık ki bu gerçektir. Oysa o makama halka hizmet için atandıklarını ya da halk tarafından seçildiklerini unutup güç sarhoşu olurlar. Gücün de gençlik, güzellik gibi geçici olduğunu ne yazık ki unuturlar.

 

İktidar gücünü (yerel ya da ulusal) üstlenen kişiler, o gücün kendilerine geçici olarak ve halka hizmet için verildiğini, hizmet süreleri sonunda tekrar ellerinden alınacağını nedense göz ardı ederler...

 

Günümüz Dünyasında sıkça rastlanan güç sarhoşu olma olgusuna, Anadolu’nun geçmiş tarihinde de sık rastlanmaktadır. Oysa tarih, geçmişle gelecek arasında köprüdür. Geçmişini bilmeyen, geçmişinden ders almayanının geleceği de yoktur…

 

Anadolu topraklarında kadim halklar zamanında kurulmuş antik devletlerden birisi de Lidya devletidir. Lidyalılar kültür ve sanatta Anadolu halkına çok şeyler öğretmiş ve birçok kültür ögesini miras bırakmıştır. İlk altın parayı onlar bulmuş, tavla oyununda kullandığımız zarları ilk onlar kullanmışlar. Bunlardan da önemlisi yaşamalarında kadına verdikleri önemdi. Lidyalı genç kızlar evelenecekleri erkekleri bizzat kendileri seçerlerdi.

 

İşte bu Lidya’nın tarihe mal olmuş ünlü bir kralı vardı adı Krezüs. Krezüs’ün hazinesi tıka basa altın, mücevher ve değerli madenlerle doluydu, ondan zengin, ondan güçlü kral ya da kişi yoktu. Serveti dillere destandı. Onun kral olduğu dönemde, Mısır dönüşünde filozof Solon, Lidya’yı ve başkenti Sardis’i ziyaret etti. Krezüs, Solon’un ününü ve ilmini daha önceden duymuştu. Kendisini en iyi şekilde ağırladı, yedirdi içirdi, dağlar gibi yığılmış hazinelerini, elinde tuttuğu gücü ona gösterdi. Ne kadar zengin ve güçlü olduğunu anlamasını istiyordu.

 

Konuğu Solon ile aralarında geçen sohbette, Krezüs sorusuna alacağı cevaptan emin olarak, “mutlulukta herkesi geride bırakacak bir kişiye rastladın mı? “Diye sordu.

 

Solon krala yaranmayı aklından bile geçirmeden sorusuna karşılık, “bu dünyada en mutlu kişi olarak Atinalı Tellos’u gördüm.” Dedi. Devamla, “zengin bir ülkede yaşıyordu, güzel ve görkemli çocukları vardı ve hepsinin yaşadıklarını gördü. Ömrü parlak bir sonla taçlandı. Eleusis’ te yurdunu savunurken öldü. Atinalılar onun için ulusal tören yaptılar.” (1)

 

Krezüs bu cevaptan hiç hoşlanmadı, o birinci olmayı düşünmüştü onca zenginlik, güç nedense birinci mutlu kişi olmasına yetmemişti. İkinciliği alma ümidiyle Solon’a tekrar sordu ya ikinci en mutlu kişi kimdir? Cevabın kendisi olacağını umuyor ve bekliyordu. Solon soruya şöyle cevap verdi, “ikinci mutlu kişiler, Kleobis ve Biton’dur. Onlar annelerini tapınağa götürmek için öküz arabasına öküzleri gelmediği için kendilerini koşmuşlar ve annelerini tapınağa zamanında yetiştirmişlerdi. O kadar uzak bir yoldan getirmişlerdi ki, yorgunluktan tapına girer girmez uyuyakalmışlar ve ölmüşlerdi. Argoslular onların heykellerini yaptılar ve yüce kişiler olarak Delphoi tapınağına diktiler.” (2) Solon’un bu cevabı Krezüs’ü öfkelendirmişti. Öyle ya para, güç, servet hepsi ondaydı bir işareti ile insanlar kendilerini ya da o insanları öldürebilirdi. İstediği insanı ikbal sahibi yapar istediğini itibarsızlaştırırdı.

 

Solon’a “bizim mutluluğumuzu hiçe mi sayıyorsun?” Diye sertçe çıkıştı. Buna karşılık Solon, Krezüs’e şöyle cevap verdi,“ insan bir ömür boyunca görmek istemeyeceği çok şeyi görebilir, çok eziyet çekebilir. İnsan için yalnız talih ve talihsizlik vardır. Evet, görüyorum sen çok zenginsin, çok insana hükmediyorsun ama benden istediği şeye yine cevap vermem. Çünkü ömrünün güzel bir sona bağlandığını öğrenmem gerekir. Zira çok zengin insan vardır, kıt kanaat geçinen insandan daha mutlu değildir. (…) Her şeyin sonuna bakmalıdır; tanrı birçok insana mutluluğu yem olarak sunar, sonra mutluluğunu çekip alır elinden.”(3)

 

Dünyevi hırsa sahip olanların bu öyküyü iyi anlamaları gerekir. Para, güç, güzellik, gençlik hepsi de gelip geçicidir. “Bâki kalan bu kubbede hoş bir sadadır.” (4) İnsanlık için yaptığın iyi işlerle anılacaksın. Onun için boşuna dememişler, “ne oldum demeyeceksin, ne olacağım diyeceksin!” Krezüs’ ün sonunu bilenler, anlatılmak istenenin ne kadar doğru olduğunu da bilirler.

 

KAYNAK:

1- Herodotos, Tarih. S. 18-19

2- age. S. 19-20

3-age. S. 20-21

4-Mustafa Küçük şiiri. https://www.antoloji.com/baki-kalan-bu-kubbede-hos-bir-sada-imis-siiri/

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
10 / 0 Az bulutlu
Yarın: 13/7 Aralıklı gökgürültülü yağış