• 16 Mart 2018, Cuma

YAŞLILARIMIZ VE ONLARA BAKIŞIMIZ!

İnsan ölümlüdür. Doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Bu doğa kanunudur, önüne geçilemez. Yaşımız ilerleyip güçten düştüğümüzde veya geçirdiğimiz bir kaza sonucunda yardıma ve bakıma ihtiyaç duyarız. Töremiz ve Dinimiz yaşlılara, sakatlara, acizlere saygı ve sevgi göstermeyi salık verir. Kutsal Kitabımız Kur’an’ı Kerim, Ahkaf Suresi 15. Ayetinde “Biz insana, anne-babasına çok iyi davranmasını önerdik…” Demek suretiyle anne ve babamıza, yaşlılara saygı göstermemiz emretmiştir… Bizde olduğu gibi bütün Dünya uluslarında da yaşlılara, alillere yardım aynı zamanda bir gelenektir…

Bizi dokuz ay karnında taşıyan, dünyaya getiren, yemeyip yediren, içmeyip içiren annemize, çalışıp çabalayıp bakan, büyüten, esirgeyen babamıza, yaşlı akrabalarımıza güçten düştüklerinde yardıma ihtiyaç duyduklarında bakmak bizim birinci görevimiz olduğu gibi boynumuzun borcudur. Bizler de zamanı geldiğinde yaşlanıp güçten düşeceğiz işte o zaman bizlere bakmak çocuklarımızın görevi olacaktır. Bu bir nöbet değişimidir. Zaten yaşam bizim için bir döngü, bir nöbet değil midir?

İnsan, doğumundan ölümüne kadar geçen yaşamı süresince birçok nöbet tutar, buna hayat nöbeti diyoruz. Askerdir kışlasında ve sınır boylarında, memurdur çalıştığı kurumunda, doktordur hastanede, ev kadınıdır evinde tutar hayat nöbetini. yirmiiki-yirmidört nöbeti ise insanın tuttuğu son nöbettir. Doğumundan nöbet tutacak yaşa gelinceye kadar nöbeti anne ve babalar tutar. Çocukları büyüyüp nöbet tutacak yaşa geldiklerinde onlar, hayat nöbetini çocuklarına devrederler…

Artık onlar yirmiiki-yirmidört nöbetçisi olmuştur. Onları her yerde göremezsiniz, ortalıkta görülmezler. Yirmiiki-yirmidört nöbetçileri; emekli generalinden, milletvekiline, valisinden, memuruna, işçisine kadar birçok değişik meslek gruplarından oluşur. Nöbetçilerin, cinsiyeti önemli değildir, kadın ya da erkektir. Onlar kim midir? Onlar bizim anamızdır, babamızdır, ağabeyimizdir, kardeşimizdir. Yirmiiki-yirmidört nöbetçilerini çoğunlukla, bakım evlerinde, huzur evlerinde görürüz. Onlar orada kimi kimsesi olmadığı için gönüllü olarak, kimisi çocukları bakamadığı için, kimisi rahatsız olduğundan, kimisi evde bakılması zor olduğundan, kimisi ailesi terk ettiğinden gönülsüz olarak orada kalırlar. Hepsinin de ayrı ayrı yaşam öyküleri, özlemleri, beklentileri vardır. Kimisinin torunları yakında onu görmeye gelmemiştir onları özler, kimisi çocuklarının, yakınlarının ziyaretini bekler. Kendi aralarında geliştirdikleri dostlukları, sanatsal uğraşıları olmasına rağmen, dışardan birilerinin gelmesini, onlarla ilgilenmesini, konuşmasını, dertleşmesini ister. Onların nöbeti ayrı bir nöbettir, görmeyen, bilmeyen anlayamaz...

Onlar da bir zamanlar gençti, güzeldi, yakışıklıydı, kuvvetliydi, varlıklıydı, sporcuydu, sanatçıydı, işadamıydı, esnaftı, işçiydi, memurdu, askerdi, polisti, milletvekiliydi yani bizlerden biriydi… Yaşamlarının ilk 22 saatlik nöbetini onurlarıyla tamamladılar ve yirmiiki-yirmidört nöbetine başladılar. Nöbetin sonunda onlar bu dünyadan ayrılıp gidecekler. Onları son iki saatlerinde iyi yaşatmamız, hoş tutmamız boynumuzun borcudur… Ülkeyi bugünkü hale onlar getirdiler, görevlerini bitirdiler ve bizlere teslim ettiler. Nöbet sırası bizde, bizler de ileriki yıllarda yaşlanınca ya da bir kaza sonunda sakatlanınca yirmiiki-yirmidört nöbetçisi olacağız. Çocuklarımız bakarsa kendi evimizde onların yanında, bakmazsa huzur evlerine, bakım yurtlarına sığınacağız ve son nöbetimizi tutacağız tıpkı onlar gibi…

Bizler de torunlarımızın, çocuklarımızın ziyarete gelmesini, tanıyalım ya da tanımayalım huzurevinin dışından birilerinin gelmesini, bizimle sohbet etmesini, dertleşmesini hasretle ve umutla bekleyeceğiz…

Toplumların refah seviyesinin artması, tıptaki ilerlemeler ortalama yaşam süresini ve yaşam kalitesini arttırmıştır. Yaşam süresinin artması, yaşlı nüfusunda artmasıdır. Artan yaşlı nüfus, bakım sorununu da beraberinde getirir. Yaşlı nüfusun bakımı için huzur evi, bakım yurdu gibi Devletin ve Belediyelerin yaptığı hizmetlerin yanında son günlerde özel huzur ve bakım evlerinin birbiri ardına hizmete girdiğini görmekteyiz. Ülkemiz genelinde toplam 376 huzur evi bulunmakta bunun 142’sindeDevlet, 234’ünde özel sektör hizmet sunmaktadır.

Yaşlı nüfusu ve güçten düşmüşleri barındıran evlere “huzur evi” denmesi, onların orada huzur bulduğu, huzurla yaşadığı, son günlerini huzur içinde geçirdiği anlamını taşır. Huzurlu ve rahat bir yaşantıları olsa da yukarıda değindiğim gibi yakınlarının, torunlarının, arkadaşlarının ya da tanıdıkları birilerinin kendilerini ziyaret etmesini bekler onlarla konuşmayı, sohbet etmeyi özlerler.

Yirmiiki-yirmidört nöbetini tutma sırası bir gün hepimize gelecek, bundan kaçışımız yok! İşte o gün gelip, nöbete başladığımızda bizden önceki nöbetçilerin hissettikleri hissedecek, aynı özlemleri duyacağız. O gün onlar için yapamadıklarımızdan dolayı belki pişmanlık da duyacağız!

Sonradan pişman olmamak için huzur evlerinde barınmak zorunda olan büyüklerimizi, eşimizi, dostumuzu akrabamızı ya da tanımadığımız birini ziyaret edelim… Onların gönlünü alıp özlemlerini giderelim onlarla sohbet edelim… Huzur evlerinde kalanlarla sadece belirli günlerde değil, fırsat bulduğumuz her an birlikte olmak için çaba harcayalım. Bilerek ya da bilmeyerek sadece belirli günlerde onlarla beraber olup basında ve sosyal medyada boy gösterip, kendi reklamımızı yapacağımıza, dertlerine merhem olalım…

Unutmayalım ki, bedenen onlar bizim gibi olamaz ama gelecek bir günde biz onlar gibi olacağız. Güçten düşeceğiz ya da geçirdiğimiz bir kaza sonunda bakıma muhtaç hale geleceğiz. İşte o gün bizler, ömrümüzün geri kalanının tamamlamak üzere yirmiiki-yirmidört nöbetine başlayacağız. Bundan kurtuluşumuz yok! 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
28 / 11 Parçalı bulutlu
Yarın: 30/16 Çok bulutlu