• 17 Ağustos 2018, Cuma

KENDİNİ BİLMEK!

Kendini bil! Sözünü çok duymuşsunuzdur, ben de duydum, merak edip araştırdım. Neden söylemişler, ne demek istemişler diye kafa yordum. Kendini bilmek, hem fizik olarak bilmeyi, hem de iyi insan olmayı anlatıyor. Fizik olarak kendini bilmek için tıp öğrenimi, pozitif bilim gerekiyor. İnsan olarak kendini bilmek için, ahlak ve eğitim gerekiyor. Eğitim ailede başlayıp okullardaki öğrenim ile devam ediyor, ölünceye kadar da sürüyor. “Yaşam, öğrenimi hiç bitmeyen okuldur” sözü, eğitimin sürekliliğini ne güzel anlatmaktadır. İnsan, aldığı doğru eğitim sonucunda “Kamil İnsan” mertebesine ulaşabiliyor. İnsanın dünyada var olmasının ve yaşamının amacı bu değil midir?

Bilim insanlarına göre “insan, doğanın bir ürünüdür ve evrimin sonucudur. İnsanın tarihe geçişi ‘Emek’le başlamıştır. İnsanın emeği, onu hayvansal çabadan ayırır. Çünkü insan emeği bilinçli yapılan ve devamı olan bir eylemdir… Doğayı kendi yararına uygun olarak değiştirip, ona egemen olunca insanlaşmıştır…”(1)

Bilim insanları ile semavi dinler, insanın kökeni ve toplumsal işlevi konusunda ayrışırlar. Semavi dinler insanın olgunlaşması, kâmil insan olması için kurallar koymuş, yol göstermiş, insanı ön plana almıştır. İslam inancına göre insan, “Eşref-i mahlûkattır.” Yani yaratılmışların en şereflisidir. Hristiyan inancında ise insan günahkâr olarak doğar. Çünkü suç işlediği için cennetten kovulmuştur ve doğuştan günahkârdır. Dünya yaşamında Tanrı’nın emirlerini tam olarak yerine getirdiği ölçüde Tanrı onu affeder. Tanrı, cennetine ancak yoksulları kabul eder…

Peki, mükemmel insan, “insanı kâmil” kimdir ve nasıl olmalıdır, özellikleri nedir? Bu konuda birçok kıstas belirlenmiş, birçok tanım yapılmıştır... Kamil insan, tasavvuf dilinde Tanrı’ da yok olan, tanrı sevgisiyle bütünleşen insandır. Tasavvuf inançlarına göre, bütün varlıklar insana, insanlar da İnsan-ı Kâmil’e bağlıdır…(2)

Semavi dinler genel olarak olgun ve iyi insanın; özünün ve sözünün bir olan, yalan söylemeyen, kul hakkı yemeyen, zina ve hırsızlık yapmayan, kendini ve diğer canlıları öldürmeyen, doğayla barışık yaşayan ve üretici olmasını öğütlerler. Eline, beline, diline sahip çıkmasını ister ve onu öyle olmaya zorlar. Kamil insan, bu kriterlerin yanında insanlığa yararlı nesiller yetiştirmek, onları eğitmekle de görevlidir… İnsanın kendisine verilen bu görevi başarıp başaramadığını, başarmasına kimlerin ve nelerin engel olduğunu ileriki paragraflarda hep birlikte göreceğiz…

İnsanoğlu konuşmayı, düşünmeyi, yazmayı, okumayı başardığı gün; kendini tanımaya ve nereden gelip, nereye gittiğini araştırmaya başlamıştır. Ölümü, ölüm ötesini, Dünya hayatını, dünyaya ne için geldiğini araştırmış, kendine göre yorumlamıştır. Kafasında daima nereden geldik, nereye gidiyoruz, ölünce yok mu olacağız, yoksa başka bir evrene mi geçeceğiz? Cennet, cehennem sadece insan için midir? Sorusu olmuştur. Bu sorunun cevabını bugün bile bulmuş değildir…

İnsanın, yaşamı kafasındaki sorulara göre yorumlaması farklı sonuçlar doğurmuştur. Bunun sonucunda dünyanın farklı yerlerinde, farklı görüş ve düşünceye sahip dinler ve uygarlıklar doğmuştur. İnsanın hayatı yorumlayışı, Mezopotamya’da başka, Mısır’da başka, Anadolu’da başka, Hindistan’da başka, Antik Yunan’da başka olmuştur. Mezopotamya halklarından Türk kökenli oldukları artık kesin olarak kabul edilen Sümerler, bu gün yaşadığımız “uygarlığın ve dini inanışların” temelini atmışlardır. Mısırlılar, “mutluluğu ötedünyada aramışlar.” Ölümden sonraki hayatlarında rahat yaşamak için piramitler inşa etmişlerdir. Mısır’da yaşamış, İdris Peygamber, Hristiyanlık inanışında Hanok, yani Hermes, öğretisinde insanı ön plana almış, onu kutsal kabul etmiştir. O’na göre; “İnsanlar ölümlü tanrılar, tanrılar ölümsüz insanlardır. İçle dış arasında hiçbir ayrılık yoktur.”(3)

Anadolu, coğrafi konumu gereği, dünyadaki üç kıtanın ortasında geçiş yolları üzerinde yer alır. Göç aldığı komşu kıtalardan gelen insanların kültürlerinden, düşüncelerinden ve dini inanışlarından etkilenmiş, onları kendi potasında eritmiş yeni bir kültür ve düşünce yapısı oluşturmuştur. Etkilendiği inançların başında Sümer inançları yer alır. Sümerlilerden aldıkları tanrılara kendi dillerinde yeni isimler vererek tapmışlar ve inançlarını sürdürmüşlerdir…

Elde edilen yazılı kaynaklara göre Anadolu’da yaşayan kadim halklardan Luviler, “Işık” inancına sahiptiler. “Işık inancına sahip toplumun amacı, ‘Olgun İnsan’ (insan-ı kâmil) düzeyine ulaşmış, “kendini bilen!” bireyler yetiştirmektir.” (4) Işık inancına sahip olanlar, kadın-erkek arasında mutlak eşitliği kabul ediyor ve bunu da ısrarla savunuyorlardı. “Onlar sevgiye inanmış ‘rıza topluluğuydu.’ ‘Kulluk düzeni’ onların dünya görüşüne göre insanlık ayıbıydı ve asla kabul edilemezdi…” (5)

Anadolu inançlarının hoşgörüsü, sevecenliği Antik Yunan’da yoktu. Olmamasını yaşadıkları coğrafya koşulların acımasızlığına bağlamışlardı. Oysa gerçek hiçte öyle değildi. Antik Yunan düşüncesindeki Orfizm akımı, “Dünya keder dolu! Kederler ile de deryalar dolu! (6) Diyerek yas tutuyor, gerçek hayatı öteki dünyada arıyordu. Ama aynı dönemde Atina’daki Delphoi Apollon tapınağının girişinde “Kendini Bil!” yazıyordu. Batı Anadolu’da aynı zaman diliminde yaşayan filozoflar ise insanı ve insan mutluluğunu araştırıyor, çeşitli teoriler ortaya atıyordu. Onlar bağnaz değildi, pozitif ilimlere inanıyor, insanı Dünya yaşamında mutlu etmenin yollarını pozitif ilimlerde arıyorlardı. (Devamı haftaya)

 

 

KAYNAK:

1-Orhan Hançerlioğlu, Düşünce Tarihi S. 23-Felsefe Sözlüğü S. 152

2-Orhan Hançerlioğlu, İslam İnançları Sözlüğü. S.198

3-Orhan Hançerlioğlu, İnanç Sözlüğü. S. 237

4-Erdoğan Çınar, Alevilerin Kökleri-Abdal Musa’nın Sırrı. S.40

5-age. S. 122

6-Cevat Şakir Kabaağaçlı, Anadolu Tanrıları. S.25 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
35 / 16 Açık
Yarın: 35/16 Az bulutlu