• 19 Ocak 2018, Cuma

NEDEN ANLAMIYORUZ? (1)

11 Ocak 2018 tarihli gazetelerde ünlü fizikçi, Stephan Hawking’in “200 yıl sonra yeni bir yuva aramalıyız.” (1) Haberini tüylerim ürpererek okudum. Bu sabah televizyon haberlerini izlerken kanalların çoğunda lop et, bakliyat ve saman ithalatı ile ilgili haberleri de izleyince, neden bu hale geldiğimizi? Merak edip araştırdım. Dünyanın sayılı tarım ülkelerinden olmamıza rağmen bu hale gelmemize kimlerin, nelerin etken olduğunu bilmemiz ve Ülkemizin gelecek planlarını ona göre yapmamız gerektiğini sesli olarak düşündüm…

Sanayi devrimi ile birlikte Dünya’nın sınırlı olanaklarını, sınırsız insan gereksinimi için hızla yok etmeye başladık. Dünyayı yok ederken, binlerce, milyonlarca yılda oluşmuş eko sistemlerin, evrimleşmiş canlıların insanın yaşam sigortası olduğunu görmezden geldik ya da anlamadık…

Dört buçuk milyar yaşında olan dünyamızın yaşının yanında insan yaşamı, göz kırpma süresinden daha kısadır. Kısacık ömrümüzde Dünyaya, doğaya, canlılara verdiğimiz zarar, insan ömrüyle kıyaslanamayacak kadar çok olmuştur… Dünya tarihini incelediğimizde evrimleşme ve yeni canlıların oluşma süreçlerinin doğanın yok olma sınırında hızlandığını, eski türlerin yok olduğunu ve yerine yeni türlerin evrimleştiğini görürüz…

Stephan Hawking, “iklim değişikliği nedeniyle 200-250 yıl sonra Dünya insan yaşamının olmayacağını” (2) söylerken şaka yapmıyor ya da fal açmıyordu. O gerçekleri insanların gözüne sokarcasına hatırlatıyordu. İnsan soyunun yok olacağını söyleyen sadece Hawking değildi. Geleceğin Hayvanları adlı Kitabın yazarı Dougal Dixon’da aynı öngörüde bulunmuştu. 1970 li yıllarda yazdığı kitabında Dünyadaki insan yaşamının yok olmasından sonra geçecek 50 milyon yılda oluşacak yeni türleri anlatmıştı…

İnsan soyunun neden tükendiğini Dominique LEGLU, Geleceğin Hayvanları ismini verdiği makalesinde “İnsan, Dünyayı değiştirmek ve kullanmak isterken başarısızlığa uğradı. Kendi, kendisiyle ve diğer canlılarla uyum sağlamayı öğrenemedi. Sonuçta, kaynakların tükenmesi, iç çekişmeler ve sosyo-ekonomik yapının zincirleme çökmesi sonucunda soyunu yok etti.” (3) Küresel ısınmanın gün geçtikçe arttığını, çevre üzerinde yıkıcı etkiler yarattığı tespitini, Avrupa Parlamenterler Meclisi, Çevre, Tarımsal, Yöresel ve Bölgesel İlişkiler Komisyonunca 21-25 Ocak 2008 tarihinde Strasburg’da yaptığı toplantıda tespit etmişti. (4) Benzer yüzlerce bilimsel çalışma, araştırma, bunların derlendiği binlerce rapor, kitap elimizin altında dururken, ders almayıp hala Dünyayı yok etmekte, soyumuzun yok olmasında ısrar ediyoruz…

Aslında çevremizdeki kirliliği anlamak için bilimsel araştırmaları incelemeye e gerek yok! Yaşadığımız çevreyi gözden geçirdiğimizde insanın çevreye nasıl acımasızca saldırdığının izlerini hemen görürüz. Daha önce tertemiz, pırıl pırıl akan derelerimizin, nehirlerimizin simsiyah kirli olarak aktığını, göllerimizin renginin değiştiğini görürüz. Tarım topraklarının erozyonla, kimyasallarla yok edildiğini hemen anlarız…

Dünyamızı saran Atmosferimiz, “Dünyamızın büyüklüğüne oranla bir elmayı saran kabuk kadar incedir. Su ve diğer doğal kaynaklar oldukça sınırlıdır. Dünya’daki hava, su ve toprak canlı yaşamının varlığını ve sürekliliğini sağlayan üç önemli unsurdur.” (5)

İnsan, kendi soyunu ve Dünya’da yaşayan canlıların yaşamlarını sürdürmesi için bu üç unsura gözü gibi bakmalı onları hiçbir şekilde kirletmemelidir. Kendisi kirletmediği gibi kirletmek isteyenlere engel olmalıdır…

Dünya’da çevre kirliliği, sulu tarıma geçişte drenaj borularında kullanılan Asbest, yapay gübre ve zirai ilaç (zehir) kullanımı, buhar gücünün makinelerde kullanılmasıyla başlamış, sanayi devrimi ve petrolün hayatımıza girmesiyle hız kazanmıştır. “Gelişmiş ülkeler ve büyük sermaye şirketleri sanayi devrimi ile birlikte doğayı sorumsuzca sömürmüşler, Dünya’nın yerleşmiş ekolojik dengesini alt üst etmişlerdir. (…) İnsan yaşamı nın devamı için yapılacak üretim ve seçilecek teknolojinin doğada yapacağı yıkımı önceden bilmek, toplumu doğaya daha az zarar veren seçenekleri aramaya itecektir.” (6) Ama ne yazık ki bu seçenek gözardı edilmiş daha çok kar, daha çok güç elde etme hırsı galip gelmiş, doğa gözden çıkarılmıştır…

Siyah altın olarak isimlendirilen petrol, petrol türevi maddelerin her alanda kullanılmaya başlaması ve günlük yaşamımıza girmesi sonucu ilk önce havanın ve suyun kirlenmesine neden olmuştur. Kirli hava soluyan insan ve hayvanların hastalanmalarına, kirli suyla sulanan sebzelerde, meyvelerde biriken insan sağlığına zarar veren ağır metallerin insan ve hayvanlara geçmesi onların sağlıklarını yitirmelerine, toprakların çoraklaşmasına sonra da ölümüne neden olmuştur…

Neden anlamıyoruz? Bilim adamı olmamıza gerek yok! Dünya’daki değişimi hepimiz bir şekilde gözlemliyoruz. Gidişatın hiç de iyi olmadığını, Çöllere yağan kardan, kar yağması gereken bölgelerde aşırı yağış sonunda oluşan sellerden ve heyelanlardan, son yıllarda Avrupa ve Anadolu’da oluşan hortumlardan anlıyoruz. Göllerde, göletlerde, barajlarda biriken temiz suyun? Azalmasını görüyoruz endişeleniyoruz. Biz gidişatın kötü olduğunu anlıyoruz. Önlem alması gerekenler anlıyor mu? Hiç sanmıyorum anlasalardı Dünya’daki günlerimiz sayılı olmazdı. (Ülkemiz ve Aydınla ilgili yazım haftaya)

 

KAYNAKLAR:

1-http://www.sozcu.com.tr/2018/dunya/stephen-hawkingten-korkutan-aciklama-200-yil-sonra-yuva-aramaliyiz-2169817/

2- Aynı haber.

3- Dominique LEGLU, Makale. Bilim Teknik Dergisi 174. sayı S. 1

4-Güney Dinç, Çevre ve İnsan. S.26

5-Sücaattin Kırımhan, Makale. Bilim Teknik Dergisi 142 sayı S. 43.

6-Zeynep Arat, Makale. Bilim Teknik Dergisi 147. sayı S.2 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
30 / 16 Parçalı bulutlu
Yarın: 30/16 Gökgürültülü sağanak yağış