• 25 Eylül 2017, Pazartesi

TARİHE İZ BIRAKMAK!

             Kentimiz ve insanımız, jeotermal enerji ile ilk kez 1980’li yıllarda Kızıldere’de göğe doğru ağan buharı görünce tanıştı. Bizlere jeotermal enerjinin ülkemiz için bulunmaz nimet olduğu anlatıldı. Jeotermal enerji ile neler yapılmazdı ki meyve, sebze kurutmaktan, kuru buz üretimine, kentlerin ısıtılmasından, soğutulmasına, elektrik üretiminden, seracılığa birçok alanda kullanma olanağı vardı, yenilenebilir ve milli enerjiydi… İlk jeotermal Elektrik santralı Denizli Kızıldere’de kuruldu. Çıkarılan akışkan reenjekte edilmeyip doğrudan Büyük Menderes Nehrine akıtıldı. Ardından Germencik ve Köşk İlçelerinden başlayarak adeta yerden mantar biter gibi santraller çoğaldı. Santraller çoğalmaya başlayınca halkın ilgisini de çekmeye başladı, ilgi jeotermal akışkanın incir ve zeytin ürününe zarar verdiği anlaşılınca tepkiye dönüştü.

            Bu kadar yararlı ve yenilenebilir olduğu söylenen enerji kaynağının yasasının olmadığı anlaşılınca hemen 3.6.2007 tarihinde 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Mineralli Sular kanunu çıkarıldı. Yasada anılan mineralli sular, kaplıca (Ilıca) suları idi. Sizin anlayacağınız kaplıca suyu ile Jeotermal akışkan bir tutulmuştu. Bir tutulunca da halkımız ve idarecilerimiz Jeotermal akışkan ile kaplıca suyunun aynı olduğu varsayımı üzerinden, jeotermal akışkana karşı çıkanlara başka gözle bakmaya başladı, çevrecilerin olayları abarttıkları sanıldı…

            Peki, kaplıca suyu nedir ve içeriğinde neleri barındırır. Sözlüklerde “ılıca; suyu, sıcak olan yerlerden çıkan ve kimi hastalıkların tedavisinde yararlanılan hamam, kaplıca kudret hamamı.” olarak tanımlanır.(1) Bilimsel araştırma yapan bilim insanları, “ılıca olarak da bilinir, maden sularından yararlanma amacıyla kaynarcaların çevresinde kurulan tesislere verilen genel isme kaplıca denir.” Şeklinde tanımlarlar. Kaplıca sularının ideal ısısı 35-40 derecedir. Jeotermal akışkan daha derinlerden çıkan ve ısısı 250 derecelere varabilen yüksek oranda erimiş metaller ve mineraller barındıran basınçlı sulardır. Jeotermal akışkan olarak adlandırılır, dikkat edilirse jeotermal su denmez! Jeotermal akışkandan çıkışta ayrışan, yoğunlaşmayan gaz oranı ne yazık ki Büyük Menderes Havzasında %10-21 arasındadır. Bu oran Dünyadaki emsallerinin çok çok üzerindedir ve bu gazların (C02 ve H2S) Atmosfere atımı gelişmiş ülkelerde çevre yasaları ile sınırlandırılmış, (2) ya da yasaklanmıştır. Dünyanın uyguladığı kriterler adeta gözardı edilerek kentimizde jeotermal akışkan, doğrudan doğaya salınmakta, Ilıcabaşı Mahallesinde evleri ve ekili alanları basmakta zarara yol açmaktadır... (3) Yetkililer olay sonrasında sadece ceza yazmakla yetinmektedir.

           Ne yazık ki bilimsel çalışmalarda bile kaplıca suyu ile jeotermal akışkan bir tutulmaktadır. Jeotermal akışkanın içeriğinde eriyik halde Sodyum, Kalsiyum, Magnezyum, Klorür, Azot, cıva Hidrojen sülfür,  Karbondioksit, Metan, Demir, Bor, Kurşun, Arsenik ve benzeri kimyasal maddeler bulunur. Bu maddeler kaplıca sularında yoktur. Kaplıca sularında Alkaliler, Sodyum ve potasyum, nadiren de Klor, Flor, Brom ve İyot gibi katyonlar bulunmaktadır.

         Jeotermal akışkanın bu haliyle kullanılmaya devam etmesi halinde “İnsan sağlığına zarar vereceği” Efeler Belediyesi Jeotermal Komisyon raporu ile açıklanmış, ama maalesef yeterli önlem alınmamıştır. Bölgemiz, Ülkemiz genelinin sahip olduğu jeotermal enerji potansiyelinin %80’ine sahiptir. Bölgemiz aynı zamanda doğa harikasıdır. Yetiştirdiği ürünlerle, iklimiyle, bir sezonda üç ürün alabilme kapasitesine sahiptir. Yetkililerin ve halkımızın seçiminin ne olacağı önemlidir. Eşsiz doğanın korunmasından yana mı? Test edilmeyen, Aydın’ın insanına, doğasına, ürünlerine fayda ya da zararı bilimsel olarak saptanmayan, jeotermal elektrik santrallarının çoğalmasından yana mı? Jeotermal enerjiyi savunanlar, yararlarını ve bu enerjiden nelerin yapılabileceğini anlatan bilim insanları, Aydın çevresinde kurulan onlarca jeotermal elektrik santralından başka her hangi bir tesisin kurulduğunu görmüşler mi? Sebze kurutma tesisleri, kuru buz üretim tesisleri kurulmuş, kentlerin ısıtılıp, soğutulması sağlanmış mı? Bunların hiçbiri yapılmamış, sadece ve sadece elektrik üretim tesisleri kurulmuş ve en yüksek fiyattan devlete satılmaktadır.

            Çevreciler; medeniyet düşmanı, gelişimin karşısında, ülkenin kalkınmasına engel olan bir grup olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Oysa çevreciler, Ülkemizi sömüren, değerlerini yok eden emperyalistlere karşı göğüs geren “Vatanseverlerdir.” Onların amacı, doğayı korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak, insanı görmezden gelen, değerlerimizi sömüren emperyalistlere ve işbirlikçilerine karşı durmaktır…    

           İnsan;  insanlık için, doğa için yaptığı iyiliklerle iyi, yaptığı kötülüklerle kötü olarak tarihe geçer. İyiler, tarihe iz bırakır ve kuşaklar boyu anılır, kötülerin ismi bile geçmez, kim olduklarını kimse hatırlamaz. “Her insan mutlaka ölecektir, kimi kara toprağa, kimileri kalplere gömülecektir.” (4) Geçmiş tarihimiz, halkına kötülük edenlerin lanetle, iyilik yapanların baş tacı edilip rahmetle anıldığının örnekleriyle doludur. Halkımız, Aydın’ın doğasını, eşsiz güzelliklerini koruyan, korumak için çaba harcayan, emek veren, ter dökenleri daima kalbinde yaşatacaktır. Çaba göstermeyenleri, engel olmayanları hatırlayan bile olmayacaktır. Benden söylemesi.

 

KAYNAKÇA:

1-Dil Derneği, Türkçe Sözlük. S.744

2-Efeler Belediyesi, Jeotermal Komisyon Raporu.

3-Aydın Yerel Basını.

4-Etem Oruç, Ege’de Börklüce ve Bedreddin. S. 153

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
30 / 16 Parçalı bulutlu
Yarın: 30/16 Gökgürültülü sağanak yağış