• 27 Ekim 2017, Cuma

BÜYÜK NEHİRLER VE ÇEVRE!

Büyük nehirler, sınır aşan sular ayrı bir hukuksal uygulamaya tabidir. Büyük Menderes Nehri, Batı Anadolu’nun en önemli ve en büyük nehridir. Yeryüzüne çıktığı Dinar’dan denize döküldüğü Aydın İl’inin Balat Deltasına kadar 548 Km. yol kat eder, 4 İlin topraklarından geçer. Sularıyla geçtiği topraklara hayat verirdi. Şimdi o topraklarda kurulu kentlerin, her türlü pisliğini ve arıtılmamış evsel ve sanayi atığını alarak denize dökülür. Denizi kirletir. Nehir olma vasfını kaybetmek üzeredir.

Antik tarihe göre Menderes Nehri tanrıdır. Okeonos ile Tethys’in oğludur. (1)Kendini besleyen çaylar ve dereler onun çocuklarıdır. Anadolu halkları değişik zamanlarda değişik isimler vermişlerdir. Etrüskler döneminde Anabel, Hititler döneminde Şeha Nehri, Frigya döneminde Anebonon, Antik Yunanlılarca Meandros, Türkler tarafından da Büyük Menderes denmiştir.

Kadim Anadolu halkları, Büyük Menderes’e saygı duymuş, kirletmekten kaçınmışlardır. Antik dönemlerde bu gün anladığımız, yaşadığımız şekliyle çevre kirliliği yoktu. Atıklar doğal ortamda kendiliğinden yok oluyordu. Buna rağmen özellikle suların, nehirlerin kirletilmesini önlemek için yasalar çıkartılmıştı.

Hititlerde, Frigyalılara, Lidyalılarda, Greklerde kuyuları, dereleri ve nehirleri koruyucu yasalar vardı. Solon yasalarına göre her isteyen kuyu açamıyordu. Kuyu açmak izne bağlanmıştı. Bizans’ta, Osmanlı’da Büyük Nehirlerin mülkiyeti şahıslara bırakılmamış, Kamunun ortak malı sayılmış, herkesin yararlanması sağlanmıştır. İslam Hukuku, Su ve kaynakları “Şirb” (Su Hissesi ve Kaynak İrtifakı) başlığı altında değerlendirmiş, nehirleri korumuş, kirlenmesini önlemiştir. İslam Hukuku’na göre; “Kamunun malı sayılan nehirlerin bakımı, temizlenmesi için yapılan masraflar Devlet hazinesinden karşılanır. Yeterli ödenek yoksa bölge insanları ücretsiz olarak nehri temizlemeye zorlanır.” (2) Nehirlerin temiz kalması sağlanır, taşkınlarla etrafına zarar vermesi önlenirdi. Benzer bir hüküm de 1982 Anayasasına konmuş, kıyılar kamu malı sayılmış, kıyılardan yararlanmada kamu yararının göz önüne alınacağı hükme bağlanmıştır. Maddede kıyıların temiz tutulmasından bahsedilmemiştir.

Sanayi devrimine kadar, nehirlerin evsel ve sanayi atıklarıyla kirlenebileceği, insan ve hayvan sağlığına zarar verebileceği düşünülmemişti. Akarsu her şeyi temizlerdi. Bu mantık Atasözlerimize girmiş, “Akarsu pislik (yosun) tutmaz.” Denmişti. Akarsuyun, yosun tutması bir yana, kanalizasyon çukuruna dönebileceğini ve insan sağlığına zarar verebileceğini son 35 yılda görerek, yaşayarak öğrendik. Öğrendik, öğrenmesine ama yine temizlemek, yeni kirleticilerle kirletilmesini önlemek için hiç bir çaba harcamadık. Sadece baktık!

Büyük Menderes Havzasının Aydın bölümünde yer alan toprakların altındaki Jeotermal akışkanı, elektrik elde etmek için gün yüzüne çıkardık. Batılı ülkelerin yaptığı gibi bir damlasının dahi yeryüzüne bırakılmaması gerektiğini, akışkandan çıkışta ayrışan yoğunlaşmayan gazların Atmosfere salınmaması gerçeğini gözardı ettik. Reenjeksiyon yerine doğaya, derelere saldık. Derelerin Büyük Menderese aktığını, Büyük Menderesin Ege Denizine dolayısıyla Akdeniz’e döküldüğünü görmezden geldik. Hem kendi yasalarımızı, hem Uluslarası sözleşmeleri çiğnedik. Çiğnemeye devam ediyoruz.

Oysa Dünya Ulusları çevre kirliliği, çevre temizliği, insan sağlığı konularını Birinci Dünya Savaşı sonunda tartışmaya başlamışlar, İkinci Dünya Savaşı sonunda çevreyi korumayı yasal hale getirmişlerdir. Kendi ülkelerinde çevreyi kirletici, insan sağlığına zarar veren sanayi kurulmasını önlemişler ya da çok sıkı denetim altına almışlardır.

Bizim Hukukumuzda çevreyi koruyucu ondan fazla yasa vardır. Anayasamızdan 5237 Sayılı Ceza yasamıza, 2872 Sayılı Çevre Yasasından 5403 Sayılı Toprak Koruma Yasasına, 4915 sayılı kara avcılığı yasasından 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Yasasına… Örnekleyerek saydığımız çevreyi koruyucu yasaların, nasıl uygulanacağını gösteren onlarca yönetmelik hükümleri varken, yasaları, yönetmelikleri çevreyi kirletenlere karşı uygulamadık.

Dünya Ulusları, denizlerin, göllerin ve nehirlerin kirlenmesini önlemek amacıyla çevre kirliliğini önleyici sözleşmeler hazırlamışlar, Dünya uluslarına imzalatmışlardır. Hazırlanan sözleşmeleri imzalayan uluslardan biri de Türkiye Cumhuriyetidir. Anayasamızın 90. Maddesi son fıkrası: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası sözleşmeler kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.” Hükmünü getirmiştir.

Çevreyi koruyucu, denizlerin, göllerin, nehirlerin kirletilmesini önleyici Uluslarası sözleşmeler; Ramsar Sözleşmesinden Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına dair Paris sözleşmesine, Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunmasına ait Barselona sözleşmesine kadar, onlarcası imzalanmış ve iç hukuk haline gelmiştir. Hukukumuzda yer alan Çevre yasaları bir bütün olarak incelendiğinde çevreyi koruyucu hükümlerin yeterli olduğunu görürüz. Öyleyse çevre neden kirlenmekte ve kirletilmektedir? Bu sorunun cevabını siyasi iradenin, insana, çevreye bakışında aramak zorundayız.

Yasaların çevrenin kirlenmesini, kirletilmesini yasaklayan, önleyen caydırıcı, cezalandırıcı hükümlerini uygulamak, çevreyi temiz tutmak Devletin görevidir.

 

KAYNAK:

1-İsmail Türkbay, Marsyas’ın Dilinden Meandros ve Havzası. S. 23

2- Şeyh Bedreddin, Et-Teshil. S. 1087

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
30 / 16 Parçalı bulutlu
Yarın: 30/16 Gökgürültülü sağanak yağış