BEDELİ ÇANAKKALE DE ÖDENMİŞTİR

 

Necip Türk milleti kahramanlarını bağrına basar, ekmeğini bölüşür.

Geçenlerde arşivimi düzenlerken , Lokantacılardan tutun da, su satan büfelere dek, “ gazilere  ve şehit yakınlarına  ücretsiz ikramımızdır “ yazılarıyla,  bu ülkeye , üzerine vazife olandan , çok daha fazlasını gözünü kestirmeden hizmet edenlere  esnafın  vefa borcu unutulmaz.

Bunlardan en güzeli de zeki  ve sanatkar  bir Çanakkale kahramanına aittir.

 

Çanakkale savaşı bir çok kahramanlık hikayesine tanıklık etmiştir.

Bu kahramanlık hikayelerinden biri de aylarca süren  ölüm kalım savaşında  kullanılan araçlara , lastik almak üzere görevlendirilen “zabıt namzedi” Mehmet Muzaffer’in başından geçen bir olaydır.

Resime kabiliyeti olan Mehmet Muzaffer , gönüllü olarak okulunu bırakarak Çanakkale ‘ye askerliğe yazılır.

Çanakkale savaşı esnasında,  savaşın en  yoğun olduğu dönemlerde, at arabaları ile tıbbi malzeme ve yaralı taşımak oldukça zordur.

Zira atlar en ufak gürültüden etkilenerek kaçışırlar, kağnı arabaları ise oldukça yavaş kalmaktadır. Bu nedenle acil  tıbbi malzemeler Almanların hibe  verdiği motorlu taşıtlar ve kamyonlar ile taşınmaktadır.

Ancak kamyonların lastikleri kısa sürede harap olmuş ve yenisi bulmak gerekmektedir.

Verilen görevi ne pahasına olursa olsun yerine getirmesiyle tanınır. Ona öyle bir görev verirler ki... 

Çanakkale'de kamyon lastiğine ihtiyaç vardır. Piyasada lastik de yok para da...

 

 O dönemde ise bu tip malzemeler yalnızca İstanbul‘da bulunmaktadır.

 

Komutanlarının emri üzerine lastik almak üzere İstanbul’a gönderilen genç  zabit Mehmet Muzaffer,  aradığı lastiklerin Karaköy’de Yahudi bir tüccarı tarafından satıldığını öğrenir.

 O yıllarda İstanbul ‘da ’da otomobil ve kamyon çok   nadir rastlanan vasıtalar olduğu için lastikleri ise yok denecek kadar azdır. Bu çok  zor bulunan malzemeden  dolayı ise fiyatları yüksektir.

 Yahudi tüccarla anlaşan Muzaffer, lastikler için ödenecek parayı almak üzere, elindeki tezkere ile Erkan-ı harbiye ‘ye,  yani Genel Kurmay a ’ye gider ancak  tahsisat bulunmadığından , lastikler için gereken parayı alamaz.

Ancak Çanakkale’ye lastik alamadan dönmeyi onuruyla bağdaştıramaz.

Mehmet Muzaffer, 1. Dünya Savaşı’nın başlarından itibaren çıkarılan ve karşılıklarının harpten sonra altın olarak ödeneceği yazılan ”evrakı nakdiye”nin basımında kullanılan kağıdın aynısını Karaköy’den  bir malzemeciden tedarik eder ve bütün gece çini mürekkebi ile gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemeyecek kadar başarılı bir şekilde  borç taahhüt evrağını  taklit eder.

 ”Bedeli Dersaadet’te altın olarak  ödenecektir”  ibaresi yerine ise tarihe geçen o cümleyi yazar: ”Bedeli Çanakkale’de kan olarak tesviye olunacaktır” yazar.

Üstelik o dönemde en büyük para 50 kaimedir. Mehmet Muzaffer, bir gecede iki sahte para yapamayacağı için 50 kaimeye benzeterek tek  yüzlük kaime yapmıştır. 

Mehmet Muzaffer bu belgenin sahte olduğunun anlaşılmaması için   sabaha karşı alaca karanlıkta  Sirkeci’ye yüklemenin yapılacağı gemiye gelmesini ister.

Önce karşı çıksa da Yahudi tüccar çaresiz bunu kabul eder, sabah karanlığında tan yeri ağarmadan Sirkeci de buluşurlar.

100 altın karşılığındaki ”yüzlük kaime”yi tüccara verir ve lastikler, Sirkeci’den Çanakkale’ye gidecek gemiye yüklenir.

Birkaç gün sonra Yahudi tüccar elindeki parayı bozdurmak üzere Osmanlı Bankası’na gider ama  para incelenince gerçek anlaşılır ve bozulmaz .

Çünkü paranın  sahte olduğu ortaya çıkar.

Yahudi tüccar olayı büyütmek istemediği için şikayetçi olmaz.

Ancak bu hikaye  günlerce  tüm İstanbul’a yayılır. 

Şehzade Abdülhalim Efendi olayı duyunca,  Yahudi satıcıya verilen sahte belge karşılığı parasını ödeyerek,   tüccardan parayı alır, zarif sedef kakmalı, içi kadife bir mücevher çekmecesine yerleştir ve İstanbul Polis Okulu’ndaki Emniyet Müzesine hediye eder.

1970’e kadar burada sergilenen ”evrakı nakdiye” halen , Ankara Gölbaşı’ndaki Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü bünyesindeki Belge İnceleme Laboratuvarı’nda çelik bir kasada koruma altında tutuluyor.

Efeler Belediyesinin geçtiğimiz ay düzenlediği Çanakkale gezisinde, o vatan topraklarını gezerken, nice Mehmet Muzaffer’lerin anısı geldi aklıma.

Ölen bir Türk askerinin kafatasını, savaştan çekilirken, Yeni Zelanda’ya götüren bir anzak askerinin, ölümünden sonra yakınlarının, Türk askerini kafatasını, Türkiye‘ye iade ettiği meçhul asker anıtını gördüğümüzde, gözlerimizin yaşlarına engel olamadık.

“Gözyaşının yüzde biri su, yüzde doksan dokuzu duygudur “derler.

Çanakkale işte bu duyguların estiği,  rüzgar olarak , tarihi yarımada dan Mustafa Kemal’in izinden yayılarak  , tüm Anadolu’yu saran özgürlük ve kahramanlık ıslığıdır.

Anadolu’nun dört bir köşesinden gelen kınalı kuzuların  sembolik mezarları içinde AYDIN şehitlerini de Çanakkale de görmek için sağlığınızda mutlaka bu toprakları gezin görün.

Çanakkale için hayatını gözü kırpmadan bağışlayanlara, bugün bedeli kanla ödeyen kahramanların yakınlarına bakmak, bize bu toprakları Vatan olarak armağan edenlere, en kutsal borcumuzdur.

SÖZÜN ÖZÜ: HARP ZORUNLU VE GEREKLİ OLMADIKÇA CİNAYETTİR. Mustafa Kemal Atatürk

MEHMET ÖZÇAKIR

mehmetozcakir@hotmail.com

GSM :0.532.3722627

P.K:110 EFELER – AYDIN

 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
9 / 0 Az bulutlu
Yarın: 13/7 Sağanak yağışlı