MEDYADA KADIN

Geçen hafta sonu Aydın da bir dizi etkinlikler devam etti.

Sırasıyla değerlendirmelerimi sizlerle paylaşacağım.

Aydın Kadın Efeler Derneği  başkanı Gülsevil Ergunoğlu ve Aydın Gazeteciler Cemiyeti  başkanı Semra Şener ‘in panelist olarak katıldıkları ve her iki derneğin işbirliği ile “Ege Kadın Buluşması” platformunun düzenlediği  “TOPLUMDA CİNSİYET EŞİTLİĞİNDE  MEDYA DİLİ” konulu toplantı üç beş erkek ile kadın yoğunluklu  bir toplantıda  tartışıldı.

Sadece Hedef gazetesinden sevgili Şermin Çolak’ın kadın hemcinslerini düzenlediği bu toplantıya izlemeye gelirken, diğer yerel medya çalışanları davetli olmasına rağmen katılmadığı gözlerden kaçmadı.

Muhtemelen haberi bir başkasından alıp kullanmak ya da, birilerinin paylaşımından değerlendirmek amacıyla yoğun işlerinden gelemediklerini sanıyorum. 

Kadın’a şiddet haberlerinin medyada yer aldığı örneklerinin Gündem’e getirildiği panelde konuşmacılar basının haber dilini eleştirerek, şiddet haberlerinin, kaleme alınmasında seçilen sözcüklerin, kadınları ötekileştirdiği, şiddeti özendirdiğinden yakınıldı.

Bulvar Gazetelerinden birçok haberin yer aldığı baskıları örnek gösterilerek, şiddet gören kadının olumsuz açıdan değerlendirildiği, şiddetin özendirildiği, mağdur kadınların adeta suçun nedeni olarak gösterilmesinden yakınan konuşmacılar, katılımcılardan düşüncelerini de paylaşmasını istediler.

Kadın, erkek hegemonyasının ve emeğinin yoğun olduğu her sektörde olduğu gibi, itilip, ötekileştirmek, hor görmek, cinsi latif obje olarak değerlendirmek hatası ancak kadın çalışanların artmasıyla önlenebilecektir.

Medyada kadının cinsel obje olarak öne çıkarılması da maalesef basının, tirajı ve okunurluğu arttırmak için uyguladığı en kolay yol.

Hatta bu konuyu anlatan veciz  bir söz de gene kadın istismar edilerek açıklanmıştır.

“medyada haberler, kadının etek boyu ile orantılıdır, okurun ilgisini çekecek kadar kısa,  sıkılmayacak kadar uzun olmalıdır.”

Günümüzde erkeğe ve Kadın’a biçilen roller, erkek araba ile kadınlar bebekle oynar, doğar doğmaz, kız ise pembe elbiseler, erkek ise mavi olanlar tercih edilerek, ötekileştirme doğumla beraber başladığından yakınıldı.

Açıkça kadınlar, erkeklere seçilen rolün sertlik, öfke ve kavgacı olduğu, kadın denilince ise en başta anne, güzellik ve çekici olmalarının anımsanmasını eleştirmeleri ne kadar haklı tartışılır.

Doğa, her cinse ister istemez bir rol model yüklemiştir. Erkeğin mutfağa girmemesi, kadının ev işlerini üstlenmesi, eşitlik değildir kuralı çalışan eşler için elbette geçerli değildir.

Her erkeği eğiten, yetiştiren bir kadındır. O zaman kadınlar  nerde hata yaptıklarını da yeniden değerlendirmelidir.

Hayatta da toplumun ve “elalem ne der” mafyasının dayattığı da bu rol modellerin, üstlendikleri görevler ve sorumluluklar hayat boyu ezberletilir.

Kadın şiddetinin toplumumuzda pek de doğru idare edilen bir vaka olmadığı kesin.

Kadın koruma altına alınarak, erkekten uzaklaştırılarak kadın sığınma evlerine yerleştirilmeleri ve erkeğe uzaklaştırma yasağı getirilmesi, soruna çözüm değil, adeta ateşe benzin dökmekten farksız.

Tam tersine kadın ve çocukları kendi evinde kalmalı, şiddet uygulayan erkek evden uzaklaştırılmalı, denetimli bir takibe alınmalıdır.

Aile içi şiddetin tarafları olan eşler, birlikte bir psikolog, hukukçu ve aile sosyal işler uzmanından oluşan kurulun eşliğinde terapiye alınmalı, eğer aile ikna edilmezse, düzenlenecek bir raporla boşanmaları için yargıya gidebilmelerine imkan sağlanmalıdır.

Yani bir uyuşmazlıkta, taraflar arabulucu ile ön ikna ve uzlaştırma sağlanmaya çalışılmalı, olmadığı takdirde bu kurulun raporuyla ancak boşanma davası açılabilmelidir.

Günümüzde devlet bir emlakçı için ve hatta 2. El araba alan-satanlar için meslekte yeterlilik belgesi kursları ve diploması almasını zorunlu hale getirirken, evlilik gibi bir ciddi ve toplumun çekirdeğini oluşturan bireyler için EVLİLİK OKULU neden açılmaz..?
Bu okulu bitirenlere verilecek belge ile evlenmenin mümkün olabileceği sistem mutlaka getirilmelidir.

Aksi takdirde , biyolojik isteklerle, baskın hormonların etkisiyle yıldırım nikahıyla evlene çiftler, bir yıl geçmeden neden boşanıyor dersiniz..?
Ruh ikizini buldum derken, ruh öküzüne takılanlar, hayal kırıklığıyla evliliklerin sonlandırmak zorunda kalıyorlar.

Günümüzde şiddetin en önemli nedeni, ekonomik açmazlardır.

Bu sorun çözülmedikçe, evlilik bağları erkenden dağılmaya mahkumdur.

Evini geçindiremeyen, asgari konforu ve geçimi sağlayamayan erkek ve kadının mutlu, huzurlu bir beraberliğinden söz edilemez.

Eskiden ana babalarımızın zamanında var olmayan şeyler nedeniyle bugünkü gibi tüketim çılgınlığı olmadığından eşlerin birbirlerine tahammülü oldukça sağlamdı.

Ama bugün öyle mi, markalar, tüketim çılgınlığı, onda var bizde yok histerisi, artan talep ve ihtiyaçlar, suni istekler, öte yanda kısıtlı bütçeler, evlilikleri erkenden bitirmeye neden oluyor.

Son çıkan yasa ile evlilikte edinilen malların paylaşımı sözleşmesiyle, evliliğin başında mal unsurunun öne çıkması, bu kutsal kurumun şirket gibi idaresine neden oluyor.

Duyguların, sözleşmeye döndüğü, daha başlarken sözleşme ile malların ne olacağının kararlaştırıldığı bir evlilik ne kadar sağlıklı yürütülebilir ki.?

Bu olsa olsa evlilik programlarındaki “evi üzerimize yapacaksın” şartına dönüşen maddi beraberliklerdir.

Ama adı asla evlilik değildir.

Aslında kadın bir bilinmezdir, anlayan nefes, anlamayana nef’stir.

Panel’in sonunda kadın erkek aynı karede  bir arada beraberdik.

SÖZÜN ÖZÜ :
KADIN’A TEKME ATABİLEN TEK KİŞİ , KARNINDAKİ BEBEĞİDİR.

Mehmet ÖZÇAKIR

mehmetozcakir@hotmail.com

PK:110 EFELER – AYDIN

GSM : 0.505.8077828

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.