Sudaki Kurbağa Yavaş Isıtıldığında, Asla Anlamazmış Haşlandığında!

Ünlü bir hikayedir.

Eskilerin deyimiyle darb-ı meselin temel dayanağı olan iddia,

 kurbağanın kaynayan suya atıldığında dışarı zıplayacağı,

 fakat soğuk suya konulup yavaşça ısıtıldığında,

 neler olduğunu fark edemeyip yavaş yavaş haşlanarak öleceğidir.

 Bu anekdot, genellikle insanların yavaşça gerçekleşen değişikliklere nasıl tepkisiz kaldığını göstermek için mecazi anlamda kullanılır.

su yeterince yavaş ısıtılırsa kurbağanın fark etmeyeceği öne sürülmüştür.

Bu denenmiş midir?  Bilinmez ama,

Her aşamada birer birer koparılan değerler,

Azcık azcık küçük dozlarda verildiğinde,

Kimsenin farkına varamadığına işarettir,

Kurbağa anekdotu..!

Isıtılan suyun bizi haşladığında,

İnşallah sudan çıkabilecek gücü bulabiliriz.

Dış siyasette önce sıfır sorunla çıktık yola,

Nerdeyse dostumuz kalmadı ne komşularımızla ne de dünyada.

İçerde de farksız,

Kimse diğeriyle barışık değil sokaklarda,

Yolda, trafikte, patlamaya hazır birer canlı bomba adeta..!

Neler oluyor bize,

Hoşgörülü, yardımsever, sağduyulu milletimize..?
ne demiş İstiklal marşı şairi,

Girmedikçe Bir Milletin İçine Tefrika, Düşman Giremez. Toplu vurdukça Yürekler onu top sindiremez”

Kurbağayı haşlanmaktan kurtaracak inanç,

hala bu Türk Milletinin damarlarında akan  asil kanında  mevcuttur.!

Yeter ki sağduyulu olalım , empati yapalım..!

***

Dün sabah çalan cep telefonumu açtığımda karşımda sevgili Mümin Göklüoğlu.

Aydın’ın eskileri ve futbol ve Aydınspor tutkunları anımsayacaktır.

Yazılarımda özellikle iletişim bilgilerime yer veriyorum.

Nasıl ulaşmak isterseniz, elektronik posta, cep telefonu ve Mektup adresi.

Bana cep telefonuyla ulaşan sevgili kardeşim Mümin, dünkü köşe yazımı kutlamak için aradığını belirttikten sonra yirmi dakika sohbet ettik.

Sitayişlerini, övgülerini burada yer vermeden dünkü yazımda siyasetçilerin bugün birbirlerine tahammülsüzlüklerini ve usta eski siyasetçilerin zamanlarındaki nezaketi olgunluğu yazmıştım.

Sağolsun o yıllarda da siyasetle uğraşan Mümin bey’in anıları aklına gelmiş, beraberce eskiyi paylaştık.

Sağolsun, benden 5 yıl sonrasında aynı öğretmenlerin rahlei tedrisatından geçen Aydın Lisesinden de arkadaşım, teşekkür edip tekrar görüşmek üzere kararlaştık.

Okur iletişimi çok önemlidir.

Aydın Lisesinden hepimizin Beden Eğitimi hocamız, Sabri GÜNAYDIN hocamla da yazılarıma ilişkin sık sık görüşürüz.

Fikir alışverişinde bulunuruz.

İyi ki  varsınız..!
***

Aydın siyasetinde önce 1950 ‘lerden sonra on yıllık DEMOKRAT Parti, sonrasında 1970’lerde ADALET partisi derken 12 Eylül sonrasında ANAVATAN Partisi,  siyasal yasakların kalkmasıyla DOĞRUYOL Partisi hep merkez sağ eğilimler zirvedeydi.

Peki ne oldu da, 1977 deki Karaoğlan Ecevit rüzgarından tam 40 yıl sonra Aydın ikinci kez ortanın solu demokrasiye güven duydu sizce..?
Sol’un başarısı mıydı, sağ’ın dağılması mıydı..?
1970’lerde İsmet SEZGİN, Nahit MENTEŞE,  abiler, Etem ŞAHİN ,Cevat ALDEMİR, Metin TAŞ gibi duyaenler den sonra gelenler  sağ da çare olamadılar mı..?

Aydın ne oldu  da,  1987 de 7 vekilden  6’sını  kazandığı   Anavatan ve Özal döneminden sonra   kabuk atıp, gömlek değiştirdi?

Tarih tekerrür eder sözünü ispatlarcasına, kapatılan bu partiler yeniden açılmakla şimdi sağda yeni eklenenler ile birlikte onlarca sağ parti, sesi duyulmayan seçmenleriyle ayakta kalmaya çalışıyor.

Rahmetli Adnan Menderes ‘te siyasete tek parti döneminde Atatürk’ün ilgisini çekerek, talebiyle önce CHP’ den başlamıştı. 

Rahmetli başvekilimiz ender fotoğraflarından birinde Aydın halkevinin açılışı için büyük gayretler göstermişti.

Tek partinin   vazgeçilmez  iktidarı döneminde   “  güç “  siyasette silah  olarak kullanılmaya ve anılmaya başlanmış , Takrir-i Sükûn Yasası ve İstiklal Mahkemeleri dolayısıyla M. Kemal, İnönü ve CHP'yi hedef tahtası yapanlar, Varlık Vergisi dolayısıyla CHP'nin uygulamalarını eleştirenler, sonradan aynı “güç “ zehirlenmesi hastalığına Demokrat partinin de yakalanacağını  biliyorlar mıydı acaba..?
Sonrasında CHP’ de Adnan Menderes malum yol ayrılıkları nedeniyle ayrıldığı CHP’ den sonra,  Demokrat parti 1950’de, boynuz kulağı geçmiş ve iktidar kapıları açılmıştı.

“İktidar sarhoşluğu” deyimi bu dönemden başlamış olmalı.

Demokrasiden, hukuktan ayrılarak, güç zehirlenmesi ile Menderes’e her istediğini yapabileceğini söyleyenler, anti demokrat ve hukuk dışı kararlar almak zorunda bıraktılar.

Özellikle muhalefete uygulanan aşırı eylemler, halk ta olmasa da, derin çevrelerde, okyanus ötesinde rahatsızlıklara yol açmıştı.

Halkın tek parti döneminde büyük oyuyla iktidara gelen Demokrat parti, “İstenirse halifelik ve saltanatı bile geri getirilebiliriz”, “muhalefeti karınca gibi ezeriz” söylemleriyle bildiğini okumaya başlamış,  Kore’ye asker, Marshall yardımları, basın özgürlüğünün örtülü de olsa olumsuz etkilenmesi, muhalefeti ortadan kaldırmak için hem polis, hem savcı, hem de yargıç yetkili DP milletvekillerinden oluşan Tahkikat Komisyonunun kurulması, halkı Vatan Cephesi kurarak ülkeyi ikiye bölen bir uygulama hep iktidar sarhoşluğuydu.

Tarih tekerrürden ibarettir.

Ardından ben ekleyeyim,

Hiç ders alınsaydı tekerrür eder miydi tarih..?

Kızım sana söylüyor yazıyorum, gelinim sen anla misali.

***

Aydın Büyükşehir belediyesinin kültür yayınlarından 5. Kitabı okuyuculara ve Aydınlılara sunuldu.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
38 / 17 Güneşli
Yarın: 37/20 Güneşli