ESKİLERE ÖZLEM İLE ŞİMDİKİ ÖZLENEN, İLKİ BİR NOSTALJİ, DİĞERİ GÜNDEM..!

“Eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı” sözü tecelli etti,

Bitpazarlarına artık antikacı dükkanı gibi bakılıyor.

Her Salı Aydın’da Pınarbaşı’nda kurulan ikinci el, kimilerine göre, bitpazarında, eski gaz lambaları, plaklar, kömürlü ütüler, ender kitaplar, eskiye nostalji ve geçmişe dönüşü yaşatıyor.

Birkaç dükkanda Zincirlihan da açılmış, nostaljiyi bizlere yaşatan.

Gençliğimin on yılı AYDIN’ da geçti 70’lerde.

O yıllarda çocukluğunu yaşayanlar, büyüklerinden ''Şimdiki çocuklar çok şanslı!'' sözünü çok sık duyarak büyüdüler. 

 

Ama şimdiki kuşak, çocuklarına aynı şeyi söyleyemiyor.

 Bu çağın çocuklarının yaşadıklarının şans olup olamadığından kimse emin değil.

Bir yığın tüketim ürünüyle donatılan hayatlarında, şimdiki çocuklar çok yalnız.

Yaratıcılığı kışkırtan ''yokluk ortamında'' değil; sıkıntıyı büyüten, derin bir tembellik ve umursamazlık yaratan ''bolluk ortamında'' büyüyorlar.
Sözelin yerini artık kişisel sanal sohbetler aldı.
Özellikle büyük şehirlerde yaşayan çocukların büyük çoğunluğu eriği ağaçta değil, manavda görüyor.

Ayva çalmak, dut çalmak nedir bilmiyorlar.

Acaba kaç tanesi gölgeli, serin bir bahçede, tulumbadan buz gibi su çekip ayaklarını yıkamıştır?

Ya da ramazan akşam üzeri  semtiyle aynı Cuma mahallesindeki soğuk kuyulardan ,  evlerine kimler testi içinde su taşımıştır tam iftar vaktinde.?

Şimdiki çocuklar, her akşam evin önünü sulama işiyle görevlendirilmenin o dayanılmaz sıkıcığını da bilemeyecekler.

 Çünkü artık yazlıkların fazlaca özenilmiş, gürbüz ama aptal çocukları andıran bahçelerini sulama işini babalar kimselere bırakmıyorlar.
60'ları yaşarken çocuktum pek bilmem, ama 70'lerde genç olmanın en güzel yanı ''özgürlük'' duygusuydu.

Gerçi bunun anlamını bilmiyorduk, çünkü bütün arsalar, bahçeler, sokaklar, parklar, deniz kenarları bizimdi.

Bunun bir çeşit çocuk özgürlüğü olduğunu, arsalar, yangın yerleri binalarla dolduktan, geniş, serin bahçeli evlerin yerini apartmanlar aldıktan, sokaklar arabaların egemenliğine bırakıldıktan sonra, büyüyünce anladık.

Meğer ne şanslıymışız, çünkü çok özgürmüşüz!

Bizden öncekilerin ise evlerinin iç  avluları oyun parklarıydı...!

Nerede yaşarlarsa yaşasınlar, çocuklar için ''sokağa çıkmak'' deyimi vardı.

Hala var belki, ama sokaklar çok değişti ve eskisi gibi güvenli değil.

Sokağa çıkmak, tanımlanmış bir özgürlüğe adım atmaktı.

Okuldan gelince bilgisayar karşısına geçilmez, sokağa çıkılır, akşam olup hava kararana, anneler yemeğe çağırana dek, kan ter içinde oynanırdı.

Yaz tatillerinde sokağa çıkmak ise, tüm günü sokakta geçirmek demekti.
O zamanlar iki türlü anne vardı:
Birincisi ''gelenekçi'', ikincisi ''modern'' anneler...
Gelenekçi anneler de ikiye ayrılırdı:
Gelenekçi- iyi, gelenekçi- kötümser anneler.
Gelenekçi iyi anne, çocuğun ve çocukluğun ne olduğunu bir tür içgüdüyle bilir, çocuğunu uzaktan kollar, bunu belli etmez ve rahatsız etmezdi.

Terlediklerini fark edince usulca gelip, sırtına tülbent koyar, reçelli ekmek hazırlayıp verirdi.
Gelenekçi anneler kötümser ve bencildiler.

ama bu da kendi çocukluğunun yetiştirilmesinden kalan mirastı.,

bu mirası çocuğuyla paylaşmanın zamanıydı..!

Çocuklarını kahvaltıdan hemen sonra sokağa yollar, hiç ilgilenmezlerdi.

 

Böyle anneleri olan çocuklar karınları acıktığında anneleri komşuda olduğu için, arkadaşlarından otlanmak zorunda kalır, terlerler, terleri sırtlarında kurur, ama hep böyle yaşadıkları için hasta da olmazlardı.

Disiplinden uzak, kendi başlarına geçirirlerdi günlerini.

Modern annelerde ise kendilerince bir çocuk yetiştirme bilinci vardı.

Disiplinli bir anlayış... Bir kere sokağa çıkmanın saati vardı.

Çocuklarının hangi çocuklarla oynayacağını, hangi oyunları oynayacaklarını kendileri seçerler, çocuğun fikrini almazlardı.

O zamanlar “kirlenmek özgürlüktür” gibi saçma reklamlar da yoktu..!

Üstünü kirletmeme zorunluluğu da çocuk özgürlüğüne vurulan bir darbeydi.

Bizim nesilden 78 kuşağından ebeveynlerin “ayağına taşa vurma” , “terleme”, “koşma” “dersini çalış” talimatları yüzünden ne sporcuların önü kesildi bir bilseniz..!

Bu çocuklar mahallenin çocukları arasına rahatça karışamazlar, kendilerini dışlanmış hissederlerdi.

Pamuk helva, leblebi tozu, macun almaları yasaktı, ayva çalamazlar, kâğıttan rulo haline getirilmiş toplarla sokak maçı yapamaz, sapanla kuş vuramazlardı.

Uzun sürecek oyunlara da “birazdan annen çağırır oğlum'' gerekçesiyle alınmazlar, onlar da annelerinden nefret ederek, hava kararana dek sümüklerini çekerek, top peşinde koşturan çocukların oyunlarını seyrederlerdi.

Annelerinin kötü huylu bulduğu çocuklar gibi sokakta, üzerine sana sürülüp şeker ekilmiş ekmek yiyemez asla küfür edemezlerdi.
Bunların arasından annelerini dinlemeyenler çok sık çıkardı.

Onlar lider ruhlu olurlar, çocukların başına geçerler, oyunu örgütlerlerdi.

Keyifli bir gün geçirirlerdi, ama eve gidince çıkan olayları saymazsak...!
70’li yıllarda sokağa çıkma anlayışında genel eğilim, iki saatte bir, ancak bir Murat 124, Anadol veya Renault 12 marka otomobilin, bir kaç at arabası ve faytonun geçtiği, çiğnenme tehlikesi olmayan, sakin sokaklarda çocukların yorulana dek oynamalarıydı.

Trafik kazaları haberlerine pek rastlanmazdı.

Çünkü sünnet arabaları dahi at ve at arabaları idi..!

Kız Enstitüsü önünden geçen sünnet gezdirmesindeki bu nostaljik anı gibi..!

Hava kararmadan yoruldukları da söylenemezdi.

Yine de orta halli ailelerin, gelenekçi- iyi annelerin çocukları, babaları işten döndükten sonra dışarıda kalmazlar, evlerine giderlerdi.

Ya da '' Baban geldi, seni çağırıyor '' denince hemen eve yollanırlardı...''

Bizim zamanımızda artık siyah-beyaz TV’lerin yayın hayatına başlamasıyla sokaktan evlere erken dönüş başladı.

Telesafir yaygınlaşıp, gelenlere çay ikram etmek zorunda kalan Televizyon sahipleri, arka odalara geçer, kapıları açmaz hale gelirlerdi.

İşte ilk misafirlerden kopukluk, bu teknoloji ile başlamıştı..!
Evdeyseniz annemler size gelecek, sözü artık yanıtsız kalmağa başladı.

oysa eskiden bu soruya hep “bekleriz” yavrum cevabı alınırdı..!

Ahde vefa bir değerdi, artık Vefa bugün bir semt bozacısı oldu.

Ne güzel çocuktuk biz Aydın da,

Ne güzel çocukluklar yaşadık aslında,

Bugün herkesin imreneceği, dolu dolu geçen bir yaşam, velhasıl eskiye duyulan özlem, günümüzde artık özlenen bir eylem.

Aydın’ın tarihini yeniden bugüne kazandırmak, Aydın yerel değerlerini markalarını yüceltmek, nostaljiden öte, önce ulusal, sonra uluslararası olmanın tek anahtarıdır.

Eskilere özlem bir Nostalji, şimdilerde Özlem, Aydın’da gündem..!

 

SÖZÜN ÖZÜ:

 

ÇOK FEDAKÂRLIK YAPANA KIYMET VERİLSEYDİ, YILLARCA TARLAYI SÜREN ÖKÜZE BIÇAK SÜRÜLMEZDİ.

 

 

MEHMET ÖZÇAKIR

mehmetozcakir@hotmail.com

P.K:110 EFELER - AYDIN

GSM : 0.542.7608691

 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
18 / 6 Açık
Yarın: 17/5 Parçalı bulutlu