Bir Bayram Daha Böyle Geldi Geçti, Yaşadık, Unuttuğumuz Gelenekleri

Geçen hafta sonunda yaşadığımız Ramazan bayramını, eski bayram geleneklerini tekrar hatırlamamıza vesile oldu.

Bayramlar birbirinden ayrı yaşayan insanlarımızın bugününe işaret edilmiş adeta.

İki dini bayramdan ilki kimilerinin şeker bayramı olarak nitelendirdikleri,

On bir ayın sultanı Ramazan’ı Haziran ortasında kutladığımız bayramla uğurladık.

Her yıl on gün daha erken gelen bu kutsal ayda yazın onlarca saat sahurda verilen söz uğruna dünya nimetlerinden apayrı yaşayarak, otuz günlük sınavı başarabilenlerin iradesiyle nefsini yenebilenlere, sonunda bayramla kutlamak sosyal ve dini geleneğimiz.

Her gece sahurda çalan Ramazan’ın olmazsa olmaz, ramazan ritüeli davullar ve manilere yanan mutfak ışıkları, manilerin eşliğinde;

Yeni cami direk ister

Bunu söylemeye yürek ister

Benim karnım toktur ama

Arkadaşım börek ister.

 

İftarda ve bayramda bahşişe çıkan davulcuların şenliği yerini tatile çıkan evde kapı duvar kapalı kapılara bıraktı.

Türklerin, “bayram” kelimesinin bugün anlaşıldığı anlamda, Arapça “id” kelimesinin yerine geçtiği belirtilir. Türklerin, Şölen, Sığır, Yuğ gibi, bugün anladığımız manada bayram denilebilecek geleneksel törenlerinin olduğu bilinmektedir. Her toplumda olduğu gibi, Türklerin de o zamanki dinî anlayışlarına göre, ismi öyle olmasa da, bayramlarının olacağından şüphe edilemez. Göktürk asilzadelerinin her yıl Ötüken’de, atalarının çıktığı mağaraya giderek takdis merasimi yapmaları; halkın 5. ayın 2. günü Göktanrı’ya ve yerin ruhlarına kurban keserek bayram yapmaları; her yılbaşında, Ergenekon’dan çıkışın hatırasına, hakan başta olmak üzere, kızgın demiri örs üzerinde dövmek suretiyle, merasim düzenleyip bayram yapmaları; Dede Korkud hikâyelerinde anlatılan toylar bayram niteliği taşıyan olaylardır.

İslamiyet’in kabulünden sonra, yukarıda belirtilen, bayram niteliğindeki törenlerin bir kısmı az çok devam etmişse de, Türkler arasında, onların yerini islami bayramlar almıştır. İlk asırlarda az-çok devam eden, bayram niteliğindeki eski gelenekler de zamanla unutulmuş, daha sonraki asırlarda, sadece iki İslami bayram olan Ramazan ve Kurban Bayramları kutlanır olmuş; o asırlardan günümüze kadar devam edip gelen bayram gelenekleri yerleşmiştir.

Bayram bir sosyal birlikteliktir. Büyük küçük bir araya gelen toplumun aynı değerleri paylaşmasıdır.

“Nerde o eski bayramlar “ sözünü daha sık dile getirildiği günümüzde hala o eski günlerini yaşayanlar iyi ki varlar…!

Eskiden bahşişi kapan çocuklar, Aydında İstasyon meydanındaki bugünkü Büyükşehir belediye binası önündeki üzeri kapatılan tren yolunun üzerinde, sıra sıra dizilmiş kiralık bisikletlere koşar, gidonuna sarılır, taş kaplama Arnavut sokaklarda rüzgara karşı yarışa çıkarlardı. Hele kontrpedal bisikletlerin, pedalı tersine çevrildiğinde fren yaptığını bilmeyenler kendini yerlerde bulurdu.

Unutulan rengarenk macunlar, kazan içinde püsküren ve bir çubuk etrafında öbeklenen pamuk helvalar, bayram harçlıklarının el değiştirdiği esrik günlerdi.

Bu bayram hala geleneklerine sahip Aydınlılar ve Egeliler diğer illerimizdekiler gibi ilk bayram sabahı aile büyüğünün evinde toplandılar.

Karelere sığmayan görüntülerde, bayramlaşma geleneğini yaşattılar.

En leziz elde yapılmış ev baklavaları, mevsim yemekleri, sarmalar dolmalar, bir küçük mendil, çorap hediyeler, aylarca görüşmeyenlerin derin sohbetleri, unutulan küslükler ile bayramlar bir sevinçtir, kutlamadır.

 

Gece seslerinden her çocuğun biraz korkup çekindiği davulcuların gündüz bahşiş için yüz yüze geldiğimiz simalar,

Asılı Türk bayrağına asılan mendil çoraplar, kumaşlar, günümüzde bahşişler, banknotlar,

İnanan inanmayanlar için sevgi ve hoşgörüdür.

Bektaşinin fıkrasındaki gibi,

“Ramazan’ı sevip sevmediklerini soranlara, Ey erenler otuz gün Ramazanı sevseydiniz, gidince ardından davullu zurnalı bayram yapmazdınız “

Hazır cevaplığıyla, unuttuğumuz gelenekleri tekrar yaşadık.

Bayram öncesinde arife günü evlerde köşe bucak yapılan temizlikler, Pazar alışverişleri, hazır baklava siparişleri, tıklım tıklım dolu dolaplar, mezarlık ziyaretleri,

Bayram sabahı erkenden bayram namazına hazırlık, çıkışında sabah simitleri ile yapılan kahvaltı, ardından en büyüklerden başlayan bayram ziyaretleri.

İkinci gün gelecekler için evde misafir bekleme,

Uzaktan gelenlerle akşam yemekleri, kimileri için hazırlık, yatıya ağırlanmalar.

Çok geride kaldı bu eski güzel hasletler…!

Bayramlar çoğumuz için tatil anlamına geliyor artık.

Günümüzde uzun bayramları, tatile dönüştürenlerin ışığı yanmayan evlerinde bayram boyunca karanlıklar.

Davulculara bile kızan s, hatta şikayet edip söylenen tahammülsüzler,

Üç kuruş bahşiş için kapıların zillerini çalan çocukların nafile bekleyişleri.

Hüzne dönen sevinçleri,

Otuz gün çaldığı davulun bahşişi için ellerinde bayraklar gezinenlerin, kapıları çalanların çocuklarla aynı akibetleri.

Kapalı ardında yaşanmayan bayramlar..!

Kaybolan sohbetler, eskilerin deyimiyle unutulan sıla-i rahimler,

Şeker toplayan çocuklar bile kalmadı artık.

Çünkü onlarda biliyorlar çaldıkları kapının hiçbir zaman açılmayacağını,

Bayramlar her yıl biraz daha hüzünlü ve öksüz,

Biraz daha yalnız ve ümitsiz.!

Çok değil 70-75 gün sonra gene bir bayram daha yaşayacağız.

Bu kez Kurban bayramında, Ramazan’ın aksine yemek ve paylaşmak üzerine gene güzel birlikteler yaşayacağız.

Eskisi gibi olmasa da,

Bayram günlerini sevinç içinde yaşamaya devam edeceğiz.

 

 

MEHMET ÖZÇAKIR

mehmetozcakir@hotmail.com

P.K:110 EFELER – AYDIN

GSM : 0.542.7608691

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
10 / 0 Açık
Yarın: 13/7 Aralıklı gökgürültülü yağış