KİTAP OKUMANIN EN GÜZEL HİKAYESİ ÜRGÜPLÜ MUSTAFA GÜZELGÖZ İLE EŞEĞİ

Gazetemizin yayınlandığı Altı günün hafta içi beş günü sizlere Aydın’ın sorunlarını tespitlerini ve çözümlerini bu fakir’in kaleminden köşemizde yüz yüze paylaşıyorum.

Yazdıklarımız hep sorun ve kronik meseleler,

Acı ama hepsi gerçek hayat hikayeleri ve yaşanmış, gerçek öyküler.

İçinden ders çıkarılacak didaktik yaşanmışlıklar..!

Okumayan bir toplum olarak genlerimize işlemiş gerçekler.

Öte yandan , savaşta bile okumayı terk etmeden,  kitabı elden bırakmayan milletler..!

1.Ekim 1940, Londra’da Holland-House Kütüphanesi. 2. Dünya savaşı zamanı.
Alman hava saldırılarında yıkılmış, ama bazıları için kitabın yeri ve zamanı yok. Savaş ortamında bile okumak için bombalanan kütüphaneden kitap seçmeye çalışan İngilizler. Yine de kitap okumalı..!
İşte savaşı engellemenin tek yolu..!

Ulu önder Atatürk’ün  Kurtuluş savaşı zamanında bile kitabı elinden düşürmediğini biliyor muşunuz..?
İşte bu hafta başı sizlere yaşanmış bir gerçek bir Türkiye öyküsü.

Yıl 1943..! Gene 2. Dünya savaşı yılları .!
Türkiye Cumhuriyetinin genç bir memuru, yaşı da Genç, Mustafa’nın bir öyküsü.

Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok.

Hani Yılmaz ERDOĞAN ‘ın “vizon tele tuba” filmindeki Kütüphanesiz bir ilçeye  müdür olarak sürgüne gönderilen Tarık Akan’ın yaptığı  ahırdan bozma  Kütüphaneye  okuyucu bekleyen sahnesindeki gibi..!

Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır: 
“Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.” Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.

– Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu?
– Alıyorum.
– Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten…

23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur. Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir. 

O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, bin bir güçlükle üstesinden gelir. 

Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da” zihniyeti aynen var.

Haksız da değildir..!
devlette çalışan imzası bulunanlar, kısaca çok çalışanlar, sorgulanır, yargılanır..!

Teftişe gelen müfettişler, çalışmayana bir şey sormazlar, çünkü ne bir evrakta imzası vardır, ne de bir sorunu çözmüştür.

Ama kim çok çalışır, iş yapar, imza atar,

hiçbir iyilik cezasız kalmaz..!
Neyse biz gelelim ol gerçek yaşanmış hikayeye,
O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan, ama ülkesine gram faydası da olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. 
İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İare (Ödünç) Sandığı” yazar. Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar. 

Kütüphaneye de bir yazı asar: 

“Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.” 

Köydeki çocuklar şaşırır. 
Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir.

Düşünün, Noel Baba gibi. Elinde hediye olarak birer kitap..!

Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. 

Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.

“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.

Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir. 

Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca‘nın ünü etrafa yayılır.

Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.

Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. 

Mustafa bakar ki, kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor. 

O zamanların en bilinen dikiş makine üreticileri Zenith ve Singer’e mektup yazar:

“Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım“ der.

İlk sponsorluk faaliyeti,  Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur.

Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider.

 Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır.

Ama madalya verilmesi gereken Mustafa’nın başına gelenlere bakın, haydaaa deyin..!

Bu arada Valilik Mustafa hakkında dava açar, evet, bunca çalışkan bir memura karşı  “kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye dava açılır.

50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir.
Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir.

Bundan 13 yıl önce, 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder.

Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar.

 Ürgüp’e Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykelini dikerler.

Vatanını en çok seven, onun için en çok çalışan ve yararlı olandır.

Ama gel gelelim hayat bu yazılandan farklıdır.
Girişimcilik  işte budur..!

Başkalarının izinden yürüyerek  değil , kendi izini bırakmalısın..!
Bulunduğun yere yenilik katmalısın. 
Mutlaka yeni bir adım atmalısın. 
hayatında  farklı ve yeni bir  iz bırakmak için ,başkalarının gittiği izlerden değil kendi izinden yürümelisin..!
Yaptığın iş, olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yerin   değer kaçar..!
Bakın Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti ,  binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama Mustafa Güzelgöz ve eşeğinin heykeli var..!

Bu öykünün bugünden ne farkı var..?
Mustafalar değişse de, Hikayeler hep aynı aslında.
“sallabaşını al maaşını! diyenlerin kulaklarına küpe olmalı.

Bürokrasiden emekli olmadan önce makam odamın duvarında asılı yazılardan aşağıdaki iki veciz söz,

“SORUNUN BİR PARÇASI OLMAKTANSA ÇÖZÜMÜN BİR PARÇASI OLMALISIN.”

“HİÇ BİR İYİLİK CEZASIZ KALMAZ “

Teftişe gelen bir müfettiş bu yazıyı okumuş, giderken kurşun kalemle yazıyı değiştirmişti.

“SORUNUN BİR PARÇASI OLMA”..!

İşte bu öykünün özeti’dir.

Sizce,

Bugün hala bu öykü  değişmiş midir..?

Aydın’ın Turizm dev’i ARSENAL’i, gezenlerin başına taş düşer gerekçesiyle hala kapalı tutan, bunu da Aydın Valisi sayın KÖŞGER’e marifetmiş gibi aktaran bürokrasi, neden oturuyor koltuklarda, hala maaş alıyor makamlarında..?

Aydın Valisi COŞ’dan bu yana kapısı açılmayan ARSENAL bu kentin Turizm, Kültür ve tarih değeridir.

Aydın’a bir şeyler vermek için değil, o koltuklarda kalmak için çabalayanlar,

Sorunun bir parçası olmak için değil, çözümün bir parçası olmak için o makamlardayız..!

“Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin.

Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da” diyen zihniyeti ile ne bir adım atarız, yerimizde sayarız.

Neden diye soranlara da,

ÜRGÜPLÜ MUSTAFA GÜZELGÖZ den bu yana  80 yıldır  hiçbir şey değişmedi de ondan..!



SÖZÜN ÖZÜ:

KİMİ MAKAMINDAN ŞEREF ALIR KİMİ O MAKAMA ŞEREF VERİR.

HİÇ BİR İYİLİK CEZASIZ KALMAZ. SONRA DA HEYKELİ DE DİKİLİR.

 

MEHMET ÖZÇAKIR

AYDIN ESKİ ESERLERİ SEVENLER DERNEĞİ BAŞKANI

 

mehmetozcakir@hotmail.com

PK:110 EFELER -AYDIN

GSM : 0.5427608691
 

 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
38 / 23 Az bulutlu
Yarın: 37/22 Az bulutlu