MADEM YARGILAMA ARTIK BİTTİ VERİN ANDIMIZI GERİ

Okullar açıldığından buyana, evimin karşısında ilkokulun, yazın perili köşk gibi duran ıssız binası şenlendi.

Meğer okullar öğrencileriyle güzelmiş.

Bu yıl tek tedrisata dönülmesiyle sabah 08.30 da başlayan ilk derste “hababam sınıfı” müziği ile sınıflara koşuşan öğrencilerin kuşların cıvıltısını andıran sesleri çalar saat gibi uyandırıyor artık sabahları.

Ama daha önceleri her sabah andımızla uyanır, önce gözlerimizi ovuşturur, gerinir kendimize gelirdik.

Şimdilerde sadece,  rahmetli Kemal Sunal ve kel Mahmut lakaplı  (Mahmut Hoca)  Münir Özkul’u anımsatan “hababam sınıfı”  müziğinin beş saniye süren sıcak ritmiyle gözümüzü açmaya başladık.

Oysa ne güzeldi her sabah”

Sözleriyle yarının büyükleri olacak çocuklarımıza, doğruluğu, çalışkanlığı aşılamak..!

Kimileri çok hamasi bulsa da, Gözlerim hala yaşarır bu andımızı sabah duyunca.

Ama tek taraflı açılım dedik, taviz, hoşgörü, derken, epey açıldık,  sonuçta Ege Denizi’nde boğulan talihsiz Suriyeliler gibi sonunda dibe vurduk.

Önce sınırda otobüslerde karşıladık, Şanlıurfa bağımsız vekilimiz İbo ve ekabirleri ile “megri megri” diye türküler tutturduk.

Devleti Ali’nin tüm heyeti alkışlarla el ele fotoğraflar çektirdik.

İnanmayanlara akil adamlar heyeti yolladık.

Aydında da yapılan bu toplantıda hiç unutmam, “nasıl girdilerse içeriye, öyle ellerini kollarını sallaya sallaya çıksınlar”  açıklamalarını dinledik.

Verdikçe verdik, istedikçe gene verdik.

Ne istediler de vermedik.?
Hem sarmalcılara, hem de bunlara.

Hiç unutmam iki beş yıl önceydi Dışişleri bakanlığı yetkilileri Aydın Gazeteciler Cemiyeti salonunda gazetecilere “sıfır sorun politikası” anlatıp projeyi anlattıkları günlerden, bugüne gelince, mayanın tutmadığını gördük.

Daha neler verdik neler,

T.C’yi tüm kamu idarelerin adının önünden kaldırdık,

Andımızı içinde “Türküm” yazılı olduğundan, okullardan kaldırdık.

Sonra da biz Türk, Çerkez, Laz zaten bir bütünüz,…dedik durduk.

Hiçbir etnik anlamı olmadığı halde, Türk yerine Türkiyeli, vatandaş yerine ümmet demeye başladık.

Dünyanın onca yerinde bulunan heykellere bir şey olmazken, bizim ülkemizde Atatürk büst ve heykellerini yerle bir ettiklerinde sessiz kaldık.

Hatta Doğu ve Güneydoğu’da görev yapan bürokratlara operasyonlarda ve müdahalede geç kaldığından dem vurarak kabahati devlet memurlarına yükledik.

Meğer onlar orda burada cephane mühimmat depolamışlar diye yakınmaya başladık.

Pardon ama, şikayet mercii iktidar olursa, bunları muhalefet mi çözecekti..?

Oysa çatışmasızlık adına, elini kolunu bağlayanların asıl kim olduğunu sanki bilmiyorduk.

Şimdi buna atasözlerimizle cevap verirsek “kabahati gelin etmişler, kimse almamış” derler.  

Keza bir başka atasözündeki gibi “sarımsağı gelin etmişler, kokusu 40 gün sonra çıkmış” sözü gerçek oldu.

Önce buzdolabına koyduk, denilen sahte barış, ne sıfır sorun denilen politika, ne de akillerin gezilerine rağmen, sonunda bu konuda halkın dediği galebe çaldı.

Açıkça bunu savunanlar sınıfta kaldı.

Ne istediler de vermediklerimizi artık geri istemenin zamanıdır.

Okullardaki andımızı, yitirdiğimiz milli geleneklerimizi, alıştığımız bayram kutlamalarımızı, ayrıştırıcılığı değil, birleştiriciliği, geri istiyoruz.

Bugüne dek verilenlerin yanında, Allah aşkına siz söyleyin çok şey mi geri istiyoruz..?

Biz Atatürk’ü, bayrağı, vatan sevgisini, dinimizi, Okullarda, kışlada, milli bayramlar da öğrendik.

 

Kadını erkeği bu toprakları Vatan olarak kanımızla ödeyerek düşmandan geri aldık.

Savaşa katılmamış torunları olarak bizler dahi, hep bir Kuvvayi Milliye özlemiyle yanar tutuşuruz.

 

Atalarımızın toprağa çizdiği gibi Vatan toprağına aşığız biz.

 

 

 

 

 

Cumhurreisi kendisini mezuniyet törenlerinde mizahi şekilde protesto eden ODTÜ’lü gençleri affetmiş.

Ne kadar doğru etmiş.

Eskiden sıkça eleştirilen hatta haddini aşan karikatürler çizenler için siyasiler bırakın dava etmeyi, resepsiyonlarda, yanına çağırır, takılırlardı.

Şimdilerde bir öfke, tahammülsüzlük,  gırla gide.

Medya hukuku, hakaret ve kişilik haklarına haksız müdahale dışında, toplum önünde siyasilerin eleştirilmesini olağan karşılar.

Bu nedenle Cumhurreisi en doğrusunu yapmış.

Danıştay’ın andımız için yasaklanmasının iptaline dair kararı, bir çok çevrelerin karşı çıkmasına neden oldu.

Sosyal medyada da yoğun eleştiri konusu oldu.

Neden mi..?
Rahip Brunson için,  Türk hukuku bağımsız kararını vermiştir diyenler , bu kez andımız kararı için söylemediklerini bırakmamaları ne yaman bir çelişkidir.

Kendi içinde tutarsız davranışlardan sakınmalıyız.

Hele bir eğitim sendikasının 81 ilde eş zamanlı bu kararı eleştiren açıklamasını anlamak mümkün değil.

Beğenmeseniz de karar, halkın ortak duygularıdır.

Gerekçesinde yazılı ifadeler çok anlamlıdır.

Bu vatan ile aidiyet duygusunu geliştiren ve doğruyum çalışkanım diyen bir Ant’tan kim korkar çekinir..?

Andımız kararını da temyize göndermeden uygulayarak, bir yanlıştan dönülmelidir.

Davasından vazgeçilen ODTÜ’lü gençler gibi, andımız davası da sürdürülmemelidir.

Hatta bu kararı isterseniz, bir de halka soralım, referanduma götürelim.

Yanında da kaldırılan, diğer milli bayramlarımızı da soralım insanlarımıza..!
Ama ne çıkarsa uygulamak şartıyla..!
Bu ülkenin çimentosu, ülkü ve idealleri sorgulamanın kimseye yararı yoktur,

Ama Cumhuriyetle kavgası olanlar , hariç tabii..!
 

SÖZÜN ÖZÜ:


SÖZÜN KIYMETİNİ LAL (DİLSİZ) OLANDAN, EKMEĞİN KIYMETİNİ AÇ OLANDAN, AŞKIN KIYMETİNİ HİÇ (KİBİRSİZ) OLANDAN, ÖĞREN.

MEHMET ÖZÇAKIR

mehmetozcakir@hotmail.com

PK:110  EFELER – AYDIN

GSM : 0.542.7608691 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
9 / 0 Az bulutlu
Yarın: 13/7 Sağanak yağışlı