• 13 Ekim 2017, Cuma

HANGİ PARTİ?

MHP mi? CHP mi? AKP mi veya diğer partiler mi? Bu partiler neden varlar ve neye hizmet etmeliler. Temel amacımız üzüm yemek mi? Bağcıyı dövmek mi? Daha ne kadar fakirlik içinde orta bir düzeyde yaşayacağız? Dünya sistematiğinin oluşturduğu refahtan ne kadar pay alacağız? Bu soruların cevabı için gelişme indeksinin en üst sıralarında bulunan ülkelerin ne yaptığına bakmak gerekmez mi? Cevap; uzlaşı, toplumsal oydaşma ve de siyasetin çözüm üretici bir hale devinmesi olabilir mi?

Çağdaş demokratik sistemlerin ayrılmaz parçası olan partiler batıda mevcut demokratik sistemin çalışmasında birer araç olarak kullanılan, hukukun üstünlüğü, adalet sistemi üzerine kurulmuş legal yapının çalışması ve toplumsal refahın artışına katkı sağlaması beklenen bir bakış tarzını harekete geçirecek kurumsal yapılar olarak planlanmıştır. Bunun dışına çıktığı ve devletin sistemini kendi görüşleri üzerine kurmaya çalıştığı dönemlerde ise yarardan çok zarar getirerek dünya savaşlarına hizmet eden yapılara devinmişlerdir. Batı medeniyeti ikinci dünya savaşı sonrası siyasal hareketleri devleti ele geçirip kendi fikrini dikte eden yapılardan sıyırarak bugünkü çözüm üreten, refaha katkı sağlayan bakış açılarına dönüştürmüş ve esas işlevine geçirmişlerdir. Partilerin soyut fikirlerle bezenen yapısını somut gerçekler üzerinde çözüm üreten bir yapıya kavuşturmaları güçlerine güç katmaktadır. Gelişmemiş toplumlarda bu siyasi hareketler çözüm odaklı somut gerçeklerden ütopik hayallerle bezenmiş ve içi boşaltılmış kavramlar üzerinde ayrışmanın birer aracı haline devinerek iç çatışmanın birer aracı halini almaktadır. Bu çatışmalar ya iç savaş nedenlerinden biri halini almakta ya da diktatoryal yönetimlerle sonuçlanarak insanı odak almayan ve fakirleşmenin birer sonucu halini almaktadır.

Türkiye’de ne gelişmiş nede geri bir ülke olması asabiyle büyük sancılar içinde bir arayışta gibi durmakta.  Özellikle son zamanlarda bölgemizdeki gelişmelerin kaos ortamında iç barışını en sağlam tutması gerekli olduğu bir dönemde bu sancıların devletin kuruluş ilkeleri içinde tam bir oydaşma sağlanmasını gerektirmektedir. MHP’lilik fikri, CHP’lilik fikri , AKP‘lilik fikri gibi siyasi akımların birer bakış açısı olduğu, temel amacın toplumsal refahın artışı ve devletin bekası olduğu unutulmamalıdır. İşte tüm bu fikri hareketlerin hepsine birden Türk milleti denildiği akıldan çıkarılmamalıdır. Ayırmadan, ayrıştırmadan yüzde yüzü kucaklayan bir bakış açısı gelişmiş bir siyasal zeminin ana eksenin oluşturabilir. Siyaset soyut fikirlerden somuta indirgenmeli ve ana eksen Türk devletinin kuruluş ilkeleri olmalıdır. Devleti kendi düşünüş ekseninde dizayn etmek için harcanacak enerjilerin çözüm üreten ve refahı arttıran reel politikalar üzerine oturmalıdır. Devletin kuruluş ilkeleri Anayasanın ilk üç maddesiyle belirlenmiş, hukukun üstünlüğü ve adalet duygularıyla bezenmiş çağdaş bir sistemdir. Bu legal alanda bakış açılarının partisel sistemlere dönüşmesi önümüzü açacaktır. 80 milyon bir ve bütünlük içinde eşit vatandaşlar olarak refahın arttığı ve adaletli bir bölüşümle ilerleyecektir. Partiler ayıran ve ayrıştıran değil, zenginliğin artışı için mücadele eden bir rekabet alanı halini alırsa iç çatışmalardan kurtularak ileriye umutla bakan bir vatana dönüşür. Siyasetin en yakın zamanda normalleşerek kurumsal yapısını güçlendiren ve temel işlevine dönmesi elzemdir. İşte temel ilkenin vatanperver bir düşünüş altında Türk devletinin kuruluşunda konan ilkeler ile yolunu ve yönünü belirlemiş olan Türkiye cumhuriyetine omuz vererek milletin refahının artışı olmalıdır. Somut gerçek budur. Amaç Türk devletinin ve milletinin çağdaş milletler seviyesinin üzerine nasıl çıkarılacağıyla ilgili olmalıdır. Bu amaçlar üzerine kurgulanmış siyasetin çatışma alanlarını daraltan uzlaşmacı alanları arttıran bir hal alması zorunlu gözüküyor.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
19 / 10 Sağanak yağışlı
Yarın: 20/10 Parçalı bulutlu