• 25 Ağustos 2016, Perşembe

EMPERYALİZM

Avrupa devletleri 30 yıl savaşları sonunda Vestfalya antlaşmasıyla, kendi sınırlarında tek hükümran güç olarak birbirlerini tanımlarken, dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan barbar kavimler olarak niteledikleri milletlerin, üzerinde oturdukları zenginlikleri yalnızca kendilerine ait olduğu düşüncesiyle, dünyayı parselleyip bir sömürü düzeni kurma kararı almışlardır. Bu sömürü sırasında Afrika’da, Amerika’da, Asya’da yaşayan yerli halkları soykırıma uğratmışlar, iç savaşlar çıkararak binlerce insanın ölümüne sebep olmuşlardır. Ülkelerin tüm zenginliklerini ellerinden alarak milletleri açlık, fakirlik, hastalıklar içinde yaşamaya mahkum etmişlerdir. Verdikleri tek zarar insanlığa değil, dünyanın tüm kaynaklarını aşırı tüketim ve üretim çarkında ezerek, doğal dengeye de olmuştur.

Bugün bizleri Ermeni soykırımıyla suçlayan Fransa’nın yaptıkları akla şayandır. Cezayir’de, Nijerya’da, Ruanda’da… Ruanda’da son zamanlarda iç savaşı kışkırtarak bir gurup eliyle soykırım yaptırmışlardır. Tabi ki kendilerine ait olan zenginliklere kimse dokunamaz-tüm enerji ve hammaddeler hatta orada yaşayan insanlar her şey onlarındır. Bu düşünce yapısıyla hareket eden bir zihniyet, kendilerinin olana el uzatacak gücü kırmak için her yola başvurmayı göze alarak, insanlık dışı uygulamaları sistemli hale getirme gibi çok tehlikeli bir yöneliş içine girmiş gibi gözükmektedir. Bunun birçok örneklerini tarihte çok açık görmekteyiz.

Bu paylaşım çirkinliğinde, akbabalar gibi dünya milletlerinin üstüne çöken emperyalistler -görünen o ki aralarında da anlaşamamış olacaklar- iki dünya savaşına yol açarak, ileri saflarda da sömürdükleri milletlerin askerlerini kullanarak, insanlığa tekrar ve tekrar zararlar vermiş görünmekte. İkinci dünya savaşı sonunda yaptıkları bir dizi görüşme ve antlaşmalar yoluyla dünyayı tekrar paylaşarak, soğuk savaş dengesi perdesiyle de bunu perçinlemişlerdir. Birleşmiş Milletler yoluyla aralarında ki anlaşmazlıklarda, tekrar savaşmak yerine diyalog yolları kurdular. Ayrıca kurulan bu mekanizma sayesinde, aralarında vardıkları paylaşım planlarına uluslararası meşruiyet kazandırmışlardır. Birleşmiş milletlerdeki 186 üye ülkeye karşın, beş daimi güvenlik konseyi üyesi ülke, verdiği kararlarla tek yöneten konumunda olduğunu ispatlarcasına, bunca anlatılana son noktayı koymuştur.

Türkler, tarihten gelen Türk kahramanlığı ve büyük Türk kültürü üzerinde kurdukları Türkiye Cumhuriyetiyle emperyalistlere en büyük cevabı vermiş bulunmaktadırlar. Emperyalistlere verilen bu cevap sayesindedir ki, diğer milletlerin mücadelelerine emsal teşkil etmiştir. Türkiye devleti bundan sonraki konumunu geçmişinden aldığı güçle geleceğini şekillendirirken büyük bir kuvvet haline dönüşmek istikametinde geliştirmelidir. Türkiye’nin alacağı konum, bölgesinin ve kültürel hinterlandı olan Avrasya’nın şekillenmesinde önemli bir yere sahip iken, bölge dışı emperyallerin planlarını gerçekleştirmeleri yönünde de kilit konumunda gözükmektedir. Şu ana kadar uluslararası emperyalist sermayenin planlamalarında Türkiye’nin bağımsız konum almasını engellemek amaçlı, para politikalarıyla kilitlenmiş ve icazetli bir yönetim istekleri bir nebze yerine gelmiş gibi görünmektedir. Devletin hareket kabiliyetini kısıtlamak için, derin devlet söylentileriyle kamuoyunda hükümranlığı sorgulanır duruma getirilen, kurumları yıpratılarak milli çıkarlarını savunamayan bir yapılanma ile beraber Türkiye’nin yönlendirilmesi sağlanmaktadır. Devletin kurumlarıyla tartışılır bir konuma gelmesi psikolojik soğuk savaş yöntemleriyle, kamuoyunda deformasyonlar derinleştirilirken, hukuken de 301. madde gibi koruyucu kanunların altı kazınmaktadır. Bu kadar tartışılan 301.maddede devletin kendini oluşturan üniter yapısından ve kurumlarının korunmasından başka ne vardır ki?

Tüm dünyadaki zayıflatılan devlet sistemleri sayesinde, hükmedici gücün değiştirilmesi savaşında Türkiye cumhuriyeti de payını almaktadır. Bu hükümran gücün değişiminden esas zararı yine fakir halk kitleleri görecektir. Son yüzyıl içerisinde oluşan devlet ile halk arasında imzalanmış sosyal haklarda, büyük aşınmalar meydana gelmiş, fakirleşmeler, iflaslar, adaletsizlikler, kültürel yozlaşmalar, huzursuzluklarla toplumun iç bünyesi, telafisi çok güç bozulmalara neden olmuştur. Devlet ile toplum arasındaki sosyal sözleşmenin bozulması devletin daha da güçsüzleşmesiyle sonuçlanırken, emperyalistlerin yeni oyununa mükemmel bir zemin sağlamaktadır. Güçsüzleşen devletin kurumlarına karşın, tek bir kişinin ele geçirilmesi ile emperyalistlerin tüm isteklerini yerine getiren bir mekanizma ortaya çıkmaktadır. Bunun en iyi örneğini son zamanlarda çıkan petrol yasasında görmekteyiz. Yeni kanunun daha ilk maddesinde milli menfaat amacı kaldırılarak devlet ve aynı zamanda toplumun tüm çıkarları göz ardı edilmiş, büyük uluslararası şirketlere milli menfaatler teslim edilmiş bulunmaktadır. Artık milletin menfaatlerini koruyacak sivil inisiyatiflerin, organize ve normatif düşünsel alt yapılarının oluşturularak ve bu oluşturulan yapıların fonksiyonel hale getirilerek güç dengelerini değiştirmesi, tek çözüm gözükmektedir.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
38 / 23 Az bulutlu
Yarın: 37/22 Az bulutlu