• 29 Eylül 2016, Perşembe

MEDENİYET AİDİYETİMİZ

Türkiye’nin soğuk savaş bitiminde karşı karşıya kaldığı en büyük problemlerden birisi tüm dünyada olduğu gibi medeniyet aidiyeti problemidir.

Anglo Sakson projesi sonucu medeniyetler çatışması argümanı dünyada yeni bir düzen problemini su yüzüne çıkarmakta. Sanayi toplumunun oluşumu 19.yy ve 20.yy boyunca medeniyetlere darbeler vurarak, kültürlerin özgüven problemleri içinde boğuştuğu yüzyıllar olarak geçmişti.21.yy soğuk savaş dengelerinin yıkılmasıyla medeniyetlerin tekrar canlanması ve yeni konumlar alması sonucunu doğurmaktadır. Türkiye’de kültürler arası geçiş noktasında bulunması nedeniyle bu gelişimden en çok etkilenen ülkeler arasındadır.

Bu çerçevede Türk entelektüellerinin önünde birçok cevaplanması gereken soru durmakta.

Türkiye medeniyet aidiyetinde nerede durmaktadır? Bu çerçevede İslam medeniyeti nerede durmakta? Türkiye Avrupa’nın içinde mi yoksa dışında mıdır?

Medeniyetimiz kendisini hem Avrupa’nın hem de İslam dünyasının parçası olarak görebilir mi? Görebilirse eğer bu dengeyi nasıl kuracaktır? Bu medeniyetler arasındaki, önümüzdeki dönemde daha da büyüyeceğini düşündüğüm çatışma alanlarının dengesini nasıl kuracağız? Yaşadığımız bu ve benzeri zor soruların cevaplarını bulma da iç bünyemizdeki çekişmelerin ne kadar dayanabileceği de ayrı bir muamma! Dünya’da tüm medeniyetlerin olduğu gibi Türkiye’nin de yaşadığı ve yaşayacağı yeniden konumla sürecinde. Toplumsal yapımızdaki farklılıklar ne kadar dayanabilecektir. Bunu bilerek meydana gelen kültürel çatışmaları daha bilimsel ve entelektüel bir seviyede tutabilmek, ülkemizin iç savaş koşullarına sürüklenmeden çözümler üretilmesine bağlı gözüküyor. Dış politikada yaşadığımız bu çalkantıların aslında dünyadaki büyük değişimin bir sonucu olduğunu bilerek daha yumuşak geçişlerin sağlanması adına çabalar önemli gözüküyor. Oluşacak olan yeni yüzyılda daha güçlü bir devlet olabilmenin yolunu daha az savaşlara katılmaktan geçtiğini bilerek, çatışmacı bir dış politikadan diplomasi yollarını daha iyi kullanan bir yapıya sahip olmamız elzemdir. Duygusal hareketler yerine daha akılcı bir iç ve dış siyaset dilini kullanmamız bize ve bölgemize daha az sancılı bir süreci yaşatacağını bilerek davranmak gerektiğini düşünüyorum. Türk entelektüellerine bu yüzden çok iş düşmektedir.

Düşünsel alt yapısını tamamlamış, bölgesini ve dünyayı iyi tanıyan bir siyasi elitin yön verdiği bir Türkiye’ye her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bir olgudur.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
12 / 7 Bulutlu
Yarın: 16/9 Çok bulutlu