• 29 Ekim 2018, Pazartesi

GERÇEK BİR HİKAYE

Mira gayrimenkul olarak sosyal medyada okuduğum gerçek bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim. Konuya girmeden önce şunu yazmak istiyorum. KALİTE HİÇ BİR ZAMAN TESADÜF DEĞİLDİR.... Dedesi Bağdat kadısı, babası padişah tarafından atanan Heyet-i ayan azasıydı. Çamlıca da Uşaklı bahçıvanlı muhteşem bir köşkte yaşayan, oturmasını kalkmasını, ecnebi lisanları bilen, yakışıklı bir delikanlıydı. Yüksek tahsil için İskoçya’ya gönderildi ve Londra’da bir partide gördü onu... Güzeller güzeli İngiliz genç kadın şahane gülümsüyor, etrafına ışık saçıyordu. Vuruldu aşık oldu. Gözler her şeyi anlatır derler ya belli ki hisleri karşılıksız değildi. Zaten, zarif bir kaç kısa cümleden oluşan sohbet sırasında işareti almış, genç kadının her gün Hyde Park’ta at gezintisi yaptığını öğrenmişti. Sabahın köründe, soluğu Hyde Park’ta aldı. Aaaa... Ne tesadüf falan. Birlikte at bindiler, yemek yediler, muhabbeti ilerlettiler. Rüya gibiydi ama uyanması da vardı. Tahsilini tamamlamıştı. Yurda dönmesi gerekiyordu. Kalsa olmaz, bıraksa hiç olmaz. Pat diye, benimle evlenip Türkiye’ye gelir misin dedi. Genç kadın sevinç çığlığı attı, coşkuyla boynuna atlayıverdi. Sonra... Az geri çekildi oturdu boynu büküldü, “Hayatta en çok istediğim şey, bu ama maalesef imkânsız Jack var” dedi. Adam “jack de kim yahu” diye sordu. Genç kadının ailesi tiyatrocuydu, oradan oraya turneyle dolaşan kumpanyaları vardı. Babası ölünce annesi bir adamla Avustralya’ya kaçmış kızını anneannesine bırakmıştı. Anneanne ne yapsın torununu acilen başgöz etmiş, talihsizlik işte, savaşa giden damat, kim bilir nerede mıhlanmış, geri dönmemiş ardında henüz 16 yaşında hamile bir dul bırakmıştı. Jack kadının oğluydu. Delikanlı dinledi dinledi önce sıkı sıkı sarıldı sonra “hiç sorun değil” oğlumuzla gideriz dedi. Orient Express... Ver elini İstanbul... Delikanlı hiç sorun değil demişti, ama sorun büyüktü. Esir şehrin insanları idi İstanbul... Mustafa Kemal Bandırma’ya binerken İngiliz gelinin İngiliz işgalindeki kâbusu başlıyordu. Dedim ya işgal... Yıllarıydı, herkes herkese şüpheyle bakıp memleketi satanları mimlerken... Faytona binip Köşk’e geldiler. Aman efendim hoş gelmişiniz sefalar getirmişiniz, diye kucaklaşma beklenirken, bismillah “nerden bulup getirdin bu gavuru” dedi. Delikanlının ailesi...! Memleket, İngiliz süngüsü altında inim inim inlerken İngiliz gelin olacak iş değildi. Yani, Aşklarına sığınıp göğüs gerdiler. Sevdiği adam uğruna, Kara çarşafa bile girdi. İngiliz gelin.. Müslüman oldu. Nadide adını aldı. Kaderin cilvesi mi desek ne desek... Mustafa Kemal Bandırma’ya binerken, İstanbul’a inen bu genç kadının nüfus kağıdına doğum yeri olarak Bandırma yazıldı. Çünkü nüfus memuru doğum yerinin Londra olduğunu gördü. Londra mondra olmaz olsa olsa Bandırma olur diye kaydetti.! Memleket kurtuldu Cumhuriyet kuruldu. Hariciyeye giren delikanlı, Lozan’da İsmet İnönü’nün özel kalem müdürü oldu. Şak kanun çıktı. Hariciyecilerin eşi ecnebi olamaz.

İnönü pek beğendiği delikanlıyı kıyamadı, boşan birlikte yaşa, mesleğine devam et dedi. Delikanlı bu teklifi hakaret olarak kabul etti. Benim için ailesini memleketini dinini terk eden eşime bunu yapamam, mesleğimden vazgeçerim aşkımdan asla dedi. Bastı istifayı ıvır zıvır işler yaparak evini geçindirmeye çalıştı. O zamanlar memur değilsen, ayvayı yiyordun. Ayvayı yedi. Hayatları kaydı. Önce eldeki avuçtaki bitti, sonra gümüşler, satıldı. Ardından Köşk gitti. Dımdızlak kaldılar, Kiraya çıktılar Tükene tükene gecekonduya kadar düştüler. Çocukları olmuştu. Saracak bez yoktu. Çarşafları yırttılar bir eli yağda bir eli balda doğup büyüyen delikanlı, eşinin hiç sızlanmadan dimdik duruşunu gördükçe yeniden aşık oluyordu. Ama kahrından alkole dadanmıştı. Çalışamaz hale geliyor, daha çok sefalete sürükleniyorlardı. Hayatlarında ekilmeyen tek kavram mutluluktu. Mutluydular. İngiliz anne adı gibi hakikaten Nadideydi. O kör kuruşa muhtaç hallerinde bile hastaneden atılmış iki çocuklu bir kadına evini açtı. Sokakta dilenen bir nineyi kendi yatağını verdi. Aylarca baktı. Yıkadı pakladı. Komşuların fısır fısır dedikodusuna aldırmadan, kaçak olarak yaşayan dara düşmüş, bir Fransız’ı sofrasına oturttu, Çocuklarına kuru ekmeği paylaşmayı öğretti. Bir gün İngiltere elçiliğinden görevliler geldi. Nasıl duydularsa duymuşlar, çocuklarını al İngiltere’ye dön eğitimlerini üstlenelim, sosyal güvencen olsun. Dediler. Nadide ye... Kapıdan kovdu! Eşim Türk çocuklarım Türk burada babalarının yanında yaşayacaklar. Bende onların yanında öleceğim, benim için hayatını feda eden eşimi, paraya değişmem dedi. İki millet iki din arasında perişan olmuşlardı. Ama aşkları sapasağlamdı. Üstelik Cumhuriyet de sapa sağlamdı. O dönemin cumhuriyeti şimdiki gibi sadece parası olanlara değil gariban ailelerin çocuklarına da fırsat eşitliği sağlıyor, okumaya niyetleri varsa okutuyor. Üniversiteyse üniversite konservatuvarsa konservatuar yeteneğin önünü açıyordu. Delikanlı delikanlı gibi yaşadı ve öldü Nadide zatürreden vefat etti, hayatının en çetin günlerini yaşadığı İstanbul da kızının evinde... En çok kızına güvenir, en çok küçük oğlunu severdi. Bu KOCA YÜREKLİ KADININ KÜLLERİNDEN DOĞAN KIZI YILDIZ... OĞLU İSE MÜŞFİK KENTER’di...

Sevgi ile kalın. 

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir.


Bugün için kayıtlı nöbetçi eczane bilgisi bulunamadı.
13 / 8 Sağanak yağışlı
Yarın: 12/4 Güneşli