Aydın’daki tabela sendikaları kapatılsın (!)

Abone Ol

Toplu sözleşmelerin, memur, işçi ve taşeron personel haklarıyla birlikte sendikal özgürlüklerin hararetle tartışıldığı bir dönemde, aklıma hepimizin çocukluğundan bildiği bir kıssa geldi; Hz. İbrahim’in (a.s) ateşe atıldığı o meşhur olay.

Dev bir ateş hazırlanır, Nemrut’un zulmüne karşı gelen İbrahim (a.s) bu ateşe atılacaktır. O sırada küçücük bir karınca, ağzına aldığı bir damla suyla ateşe doğru koşar. Biri sorar: “Bu ateşi bu suyla mı söndüreceksin?” Karınca, “Biliyorum yetmez, ama safımı belli ediyorum: Ben Hakk’ın yanındayım, ateşe karşıyım” der.

Bu kıssanın verdiği mesaj çok açıktır; Önemli olan sonuç değil, duruştur. Zulmün karşısında safını belli etmektir. Hak ve adalet söz konusu olduğunda, sessizlik bir erdem değil, en büyük günah olur. Çünkü sessizlik, zulmün en güçlü ilacıdır.

Bugün Aydın’daki manzara maalesef bu kıssanın tam zıddını gösteriyor. Örneğin en basidinden hakkı savunması, hak mücadelesinde örnek olması gereken Diyanet sendikaları, sahipsiz bırakılmış bir takım üyelerine göre, bırakın karınca misali safını belli etmeyi, sanki zulmün ve haksızlığın yanında hizalanmış gibi bir tavır sergiliyor.

Kendi bünyelerindeki iddiaları aşan usulsüzlüklerle birlikte personele yönelik mobbingden tutun, zekat paralarıyla makam aracı alındığı yönündeki Diyanet İşleri Başkanlığı’nın soruşturma başlattığı sürece bile sessiz, sağır ve dilsiz rolündeler. Sanki varlık sebeplerini unutmuş, tabeladan ibaret hale gelmişler.

Sendika dediğin, yanlışa “dur” der, mazlumun yanında saf tutar, haksızlığa karşı haykırır. Ama Aydın’daki diğer sendikalara baktığımızda da birbirlerinden farkı yok?

Örneğin belediyelerde görev suiistimalleri yaşanırken, liyakat yerle bir edilirken, mobbing vakaları ayyuka çıkarken tek bir kelime edildiğini gördünüz mü? Hemen hemen tamamı görmedim, duymadım, bilmiyorum rolüne bürünüp tarafsızlık adı altında köşelerine çekiliyorlar. Oysa bu tarafsızlık değil; bizzat haksızlığın ortağı olmaktır.

Bugün Aydın’da çok sayıda memur, işçi ve taşeron işçiye kadar bir çok çalışan sözde sendikalı ama sahipsiz. Hakları yeniyor, sürgünlerle yıldırılıyor, hakaret görüyor, baskıya maruz kalıyorlar. Haksız soruşturmalarla görevlerinden edilen, mahkeme kapılarında hak aramak zorunda kalan nice görevli var.

Peki sendikalar nerede? Önceden üyeleri olan bu insanlar zor durumda kalınca arkasını dönüp gidiyorlar. “İyi günde varız, kötü günde yoksun” anlayışıyla hareket ediyorlar. Bu mudur sendikacılık ve dava adamlığı?

Asıl görevleri hak savunmak olan sendikalar, neyle meşgul peki? Hediyeler dağıtmakla, üyelerine kalem, ajanda vermekle, birbirlerinden üye kapma yarışı yapmakla.

Örnek olarak Diyanet’in yetkili sendikasını ele alalım; Sahaya indiklerinde “biz hükümetin sendikasıyız, her işinizi hallederiz, biz müftülüklerdeyiz” diye üye toplayan bu sendika, üyelerinin söylediğine göre iş bitince kimseyi tanımıyor, yüzüne bile bakmıyor.


En vahim örneklerden biriyse son zamanlarda gündeme gelen, zekât gibi kutsal bir kavramın amacı dışında kullanılmasına dair iddialar oldu. Kamuoyunda tartışılan bu durum, sendikal anlayışın nerelere savrulduğunu gösteriyor.


Üstelik bu süreçte, bazı çevrelerde zekâtın amacıyla bağdaşmayacak şekilde yapılan harcamaların savunulduğu ve “kursağından mı geçti sanki” gibi sözlerle geçiştirildiği konuşuluyor. Ne yazık ki bu söylentiler, özellikle “yetkili sendika” olarak bilinen yapının adı etrafında dillendiriliyor.

Dahası, bu skandal iddia karşısında Aydındaki hiçbir Diyanet sendikasının temsilcisinden ne kamuoyuna ne de üyelerine hitaben bir açıklama gelmedi. Zekâtın amacı ve doğru kullanımı konusunda net bir duruş sergileyemediler. Sessizlikleri, hem üyelerine hem de toplum vicdanına karşı bir sorumsuzluk, bir tür onay anlamı taşıyor.

Tabi ki sadece Diyanet sendikaları değil, örneğin bu ildeki belediye sendikaları ne iş yapar? Büyük merak içindeyim. Zaman zaman toplu sözleşmelerle gündeme gelen Belediye-İş’in başına yıllardır adeta çöreklenen Hidayet Yaman’ın bu ilde sendikal anlamda belediye çalışanlarının emeği için ne gibi bir katkısı söz konusu? Bilen birileri varsa açıklasın. Belediye-İş’in personel maaşından kesintileriyle kasasını doldurmaktan başka somut, elle tutulur, emeği üstün kılan hangi icraatları var?

Böyle bir sendikacılığa toplumun ihtiyacı var mı sorarım size! Bu sendikalar kapatılsa kim ne kaybeder? Hiç kimsenin bir şey kaybetmeyeceği çok açık ortada. Çünkü zaten yıllardır üyelerinin yanında olmayan, hakkı haykırıp haksızlık karşısında sesi çıkmayan bu yapılar yok hükmünde.


O yüzden bu tablo bize şunu söylüyor; Bu sendikalar kapanmalıdır. Çünkü artık birer tabela sendikası hükmündeler. Hak savunmuyorlar, adaletin yanında durmuyorlar, sessizlikleriyle zulmü büyütüyorlar. Böyle yapılar üyelerine bir fayda sağlamadığı gibi, umutlarını da tüketiyor.

Bu nedenle, varlıklarının da artık birer formaliteden ibaret olduğu aşikâr. O yüzden diyorum ki; Aydın’daki bu tür tabela sendikaları kapatılmalıdır.

Hak arama mücadelesi bu ilde sendikal anlamda emeği en yüce değer addeden birilerince sil baştan başlatılmalıdır.