Aydın’ın muhannetleri

Abone Ol

Aydın dünden bugüne yılların birikmiş ihmalkarlığıyla cebelleşen sahipsiz bir ilden öte, Denizli, Muğla ve İzmir arasına sıkışmış, ne iki adet turistik ilçesi olmasına rağmen turizmde, ne de Türkiye ölçeğinde hatta Dünya’da emsali bulunmayan ürettiği AB tescilli incir, zeytin, kestane ve pamuğa rağmen tarımda da üst liglere bir türlü sıçrayamamıştır.

İlde sermayeyi elinde tutanların yön verdiği siyasetse ne yazık ki her dönem halk değil daima rant odaklı bir anlayışı kendisine şiar edinmiştir.

Kimilerine göre haksız ve hukuksuz yargılamalar sonucu idam sehpasında son nefesini veren Merhum Başvekil Ali Adnan Menderes’e yeteri kadar sahip çıkamayan Aydın’da tüm bu olumsuzlukların müsebbibi, evladının acziyetine sırtını dönmesinden mütevellit adeta lanetlenmiş bir il olması.

Oysa sırf Menderes’in memleketi olduğu için ilk açıldığı 1950’li yılların sonunda aktarmalı seferlerle Hac yolculuğu için uçak kaldırılan Çıldır Havalimanı’nın, 1960’daki ABD icazetli darbenin ardından sivil uçuşlara kapatılarak rotasının askeri yasak bölgeye çevrilmesi neyin alametiydi ki sahi?

Bugün Aydın’a dönüp baktığımızda, çarpık kentleşmeden köyden kente göçün yönetilemeyen sonuçlarına, üniversite-sanayi iş birliğinin kağıt üzerinde kalmasından plansız büyüyen ilçelere ve gençlerin işsizlik sorununa kadar öyle çarpık tablolar görüyoruz ki neresinden tutsak elimizde kalıyor.

Kimsenin gerçek anlamda sahiplenmediği bu şehir için dertlenmesi gerekenler nerede peki? Aydın’a atamayla görevlendirmeyle dün gelmiş, ekmeğini yiyip suyunu içtiği bu şehre hor gözle bakan, nankör ve bezirgan kılıklı bir takım zevattan da elbette bu sahiplenmeyi bekleyemeyiz!

Sırf mesleki konumu, makamı itibariyle zaman zuhur içerisinde baştacı yaptığımız bu nankörler için ne desek az gelir ancak bu arada altını da çizeyim; Aydınlı dediğimiz illa doğum yeri Aydın olanlar değildir. Aydın’ı yerinde 7 göbek ceddine kadar bu topraklarda doğanlardan daha fazla sahiplenmek ve özümseyerek aidiyet taşımaktır esas Aydınlılık.

Şu bilinmelidir ki; Bu topraklar, yalnızca verimli ovasıyla değil özünde irfanıyla, emeğiyle ve yiğitliğiyle de asırlardır Anadolu’nun vicdanını temsil eder.

Sorarım Osmanlı dönemindeki haksızlıklara başkaldıran sembol isimlerden Aydın’da doğan ve hatta Güzelhisar Mahallesi’ndeki Torlak denilen bölgede bulunan mezarının üzerinde günümüzde konutlar yükselen ‘Börklüce Mustafa’yı hangimiz hakkıyla hatırlayıp tanır.

Oysa Dünya Şairi Nazım Hikmet, ‘Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı’nda şu dizelerle anar Börklüce’yi; “Duyduk ki Mustafa huruç eylemiş / Aydın elinde Karaburun’da / Bedreddin’in kelamını söylemiş / köylünün huzurunda...”

‘Torlak Kemal Ağıtı’ olarak bilinen anonim bir şiirde de geçer Börklüce; “Aydın ellerinde ceren gezerdi / Analar al yeşil tuğra bezerdi / Bacılar tuğraya sedef dizerdi / Sedefin üstüne ayet yazardı/ İriş pirim iriş, gör ki olanı / Kurtar muhannetten elde kalanı…”

Muhannet; Namert, korkak ve alçak manasına gelir. Günümüzde Aydın’da sahi nedir muhannetten elde kalan? Peki kimdir günümüzdeki Aydın’ın muhannetleri?

Bu muhannetler; ‘Vekil’ diyerek meclise uğurladığımız, siyasi ikbali uğruna yaşayan ve çantacılıktan öteye geçemeyenler mi? Birilerince sağlanan iltimas sayesinde ‘Bürokrat’, ‘Yetkili kişi’ namıyla geldiği Aydın’da başımıza taç yaptığımız bazı haramiler midir?

‘Şehr-i Emin’ maskesi giymiş, iki kelimeyi bir araya getiremeyen, avucunu ovuşturarak ruhsat izinleriyle köşeyi dönme hesapları gütmekten başka vizyonu bulunmayan, şehrinin derdiyle dertlenmeyenler mi?
Ya da ‘Belediye Meclis Üyesi’ sıfatı taşıyan ancak şahsi menfaatleri dışında kolunu kaldırmaktan, memleketinin yarınları adına hakkı savunmaktan imtina edenler midir?

Bugün Aydınlı gencin hayali kalmamışsa sebebi ne iklim ne coğrafyadır; En temel neden, kentini yönetmek yerine kendi koltuğunu korumayı görev bilen anlayıştır. Zenginliğin ortasında yoksulluğun bu kadar görünür olması da keza bana soracak olursanız cennetten bir köşeyi andıran Aydın’ın değil, iş başındakilerin her köşeyi tutup şehri unuttuğu mevcut dönemin ve zihniyetin utancıdır.

Bu topraklar, yüzyıl önce işgale, asırlar öncesindeyse haksızlığa ve adaletsizliğe karşı dimdik huruç eylemişti.

Aydın, eğer bir gün yeniden bir ‘Zümrüdü Anka’ gibi küllerinden yeniden doğacaksa ki doğacaktır bu doğum gerçekleştiğinde özünde bir devrinin sonunu da getirecek olan kimilerinin ölümü (Hafazanallah) emin olun ki ibretlik olacaktır.

Ve işte o gün, Aydın yeniden adının hakkını verip senelerdir gark olduğu karanlıktan da başını esaslıca doğrultacaktır.